Anneannemin Çiçekleri

Eski İstanbul hanımefendisi gibi; güzide bir kadındı Anneannem…

Narin kalbi ve hassas duyguları yansırdı suretine. Kötü söz nedir bilmez, dudaklarından dökülen her bir kelime samimiyet ve içtenlik verirdi insana. Bazen ”kaldı mı ya da var mı böyle insanlar?” diye söylenirdim. En yakınım olduğundan değil; nezaketi çok önemseyen biri olarak, anneanneme hayranlıkla bakardım, izler, irdelerdim. Belki de iyi niyetimizi ve nezaketimizi ondan almışızdır. Bakıyorum da ardından bıraktığı insanlar da onun kadar olamasa da, onun o yegane halini biraz olsun almışlar…

Sonbaharın kendini iyiden iyiye hissettirdiği Kasım ayının sabahında, her birimizle vedalaşırcasına 87 yıl taşıdığı bedenini ve soluğunu bırakarak veda etti.

Tüm gidişler gibi, anneannemin gidişi de beni iyiden iyiye içime kapanmama, hüzünlenmeme ve nemli gözlerimle bir süre anıları ve hatıraları yâd etmeme sebep olmuştu. O narin kadın, çetrefilli bir yaşamın içerisinde adeta mücadele etmiş, zorluklara kendi imkânları ile göğüs germiş, acının en sert halini yaşamasına rağmen yine de dik durmuş ve bunları yaşımla gözlemlerken, kendisine hayranlık duymuştum. O benim sadece anneannem değil, sırdaşım ve arkadaşımdı da. Vakit buldukça ya da vakti zorladıkça; kah hayata dair, kah birbirimize ve yaşamlarımıza dair, kah olan bitenlere dair bol bol kelam ediyor, dertleşiyorduk. Doğrusu onun gidişi sonrası boşluğa düşmedim değil…

Dedem kahır çektirmemiş kendisine ancak üzdüğü, incittiği noktalar olmuş. Anadolu insanıydı dedem, o da zorluklarla büyümüş. Katılaşmış ve sabit kalmış fikirlerinin üzerine hayatın verdiği zorluklarla gidememiş doğrusu. O İstanbul kadını anneannem ile yolları kesiştikten sonra yine de kendinde var ettiği düşüncelerden vazgeçmemiş olacak ki yaşamın verdiği zorluklar bazen kırıcı hallere sebebiyet vermiş. Ancak her ikisinde de gözlemlediğim bir şey vardı; ne olursa olsun birbirlerine saygılılardı ve sadakatlerini hâlâ en içten bir halde taşıyorlardı. Dedem erken ayrıldı aramızdan, kızının ani gidişi dedemin de ardından gidişine sebebiyet verdi. Anneannem, önce kızı sonra da hayat arkadaşının yokluğuna dayandı dayanmasına ama o narin kalbi biraz incindi. Kendine kapandı, duvarlar ördü sanki, duygularına teslim oldu. Bu süreç onu yıprattı. Kolay mı? Biri bir yanı kızı, diğeri diğer yanı hayat arkadaşı…

Elli yıla yakın oturdukları hanenin sakiniyim şimdi. Çocukluğumun evresi burada geçti desem yeridir. Biriktirdiğim anıların birçoğu bu hanede geçti. Şimdi bu hanede sessizlik ve yokluk hakim. Hanenin asıl sahipleri bu dünyaya veda ettiler. Her gidişlerinin ardından sahip olup bıraktıkları tek şey; dünya malından çok erdemli insanlar oluşu idi…

Hanede şuan yaşamımı sürdürürken, gerek eşyaları gerekse anıları her daim gözümün önünde. Adeta onları yaşıyorum, sanki evin bir odasında onlar varmışçasına. Bazen anneannemin sesi yankılanıyor evde. Oturduğu koltuk ve başını koyduğu yastığa her baktığımda gözlerim nemlense de tebessüm ediyorum. Lakin onunla geçirdiğimiz her vaktin değerini anlıyorum. Ancak bu hanede gözüme hep ilişen bir şey var, anneannemden belki de bana kalan en değerli miras: çiçekleri…

Pencere ardında şehri seyrederken, evinde evladı gibi baktığı, kendi canı gibi önemsediği çiçekler… Bir tanesi pencerenin önünde güneşi selamlıyor. Bana bakıyor, ben onu izliyorum. Konuşuyorum, anlatıyorum, kelam ediyorum, derdimi ve hayata olan sitemlerimi paylaşıyorum. Sanki anneannemin sureti ile konuşuyormuşum gibi…

O da bir canlı ve o da bu dünyada bizlerle birlikte yaşayan bir varlık. İşte o çiçekler, bu hanede birçok şeye tanıklık etmişler. Anneannemden ardında kalan hanenin en değerlisi… Emanet duygusu ile değil, sadece en yakın arkadaşım gibi benimsedim kendilerini…

Ne tuhaf değil mi? Çok sevdiğimiz, üzerine titrediğimiz, bazen örnek alıp ağızlarından çıkan bir cümleden anlamlar çıkardığımız, keşke var olsalar da o varlıkları bize yine güç verse dediğimiz iyi insanlar erken gidiyor. Evet, 87 yıllık bir yaşam için belki bundan sonra yaşam daha zor olacaktı ama insan yine de yadırgıyor. Keşke hep var olabilselerdi diye söyleniyor. Çünkü o insanlar gerçekten erdemli ve nezaket dolu insanlardı. İyilerin gittiği dünyada kötüler hakim oldu şimdi…

Her geçen gün yaşamaktan yorulduğum, bir şeyleri en ince ayrıntısına kadar sorguladığım, incinmiş ruhlarımızın ve duygularımızın daha da incineceği endişesi ile kendimize daha çok dikkatle baktığımız bir süreçten geçiyoruz. Görmüyor musunuz olanları, insanları, yaptıklarını? Dünyanın her köşesinde birbirine kötülük eden ve kötülük ederken kötülük yapmak adına yarışan insanoğlunu?

Kaldı mı anneannelerimiz gibi şuurlu, bilinçli, fikri ağır ve duruşu ender insanlar? Ne bedbaht bir süreçten geçiyoruz, değil mi? Her şey ne tuhaf! İnsanın aklı almayacak ve duygularının karmakarışık olacağı tatsız bir süreç…

Ah insanoğlu..

Kendimi Anneannemin çiçeklerindeki masumiyete, samimiyete ve diline bıraktım. Onlar ile o kadar mutluyum ki. Adeta, dünyada içinden geçtiğimiz tatsız ve çirkin olayların ardında kendimi çiçeklere bırakıyorum. Arınıyorum…

Sevgili Anneanneciğim;
Seni ve taşıdığın tüm değerleri bugün ki gibi hala yaşıyor ve elimden geldiğince kalan yaşamımı bu değerler üzerinde yaşıyorum. Senin gibi erdemli bir insan olmak pahasına uğraş veriyorum. İyi ki senin yaşamına şahit olabildim ve seni yaşayabildim.

Çiçeklerin gözümün önünde, kalbimin en derin yerinde..

Sevgi ve özlemle..

Onur Kale
Yirmi Ocak İkibinyirmialtı / Onaltı Otuz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir