
Türk milleti kadim bir toplumdur. Tarih boyunca dünya halkları arasında yer edinmiş ve karakteristik konumu itibarıyla her daim ön planda olmuştur. Gerek Osmanlı dönemi olsun, gerekse Cumhuriyet döneminde olsun aziz Türk milletinin değişmeyen tek özelliği; vatansever, şuurlu ve inançlı bir toplum olmasıdır. Bunun sebebiyeti şanlı tarihi ve tarihinden doğan kuvvet ve kültürdür.
90’lı yıllardan sonra dünyayı esir alan teknoloji, biraz rötarlı da olsa ülkemize de gelmiştir. Hayatımıza giren bilgisayar ve internet, televizyon ve radyoyu biraz olsun geri plana itmiştir. Adaptasyonu kısa vadede yaşayan toplumumuz, dijital dünyanın verdiği nimeti farklı amaçlar ve gayelerle kullanmış, hâlen de kullanmaktadır. Anadolu kültürünün ve ağırbaşlılığının her hanede hissedildiği bir millete, bilhassa dijital dünya çok da iyi gelmemiştir. Duygularına çabuk yenilen bir toplum olduğumuzdan, teknolojiye ve sosyal dünyaya duygularımızı da çok çabuk kaptırdık. Tabii bu arada, sosyal dünyanın içerisinde yeni bir yaşam kurarken kendimize, hâlâ yaşamımızdan bir parça olan televizyonların içerisindeki süslü dünyayı da es geçmedik. Sanki her taraftan duygularımız ve kimliğimiz esir alınmış gibiydi…
2000’ler sonrası yavaş yavaş her haneye teknoloji uğramıştı. İnternet denilen büyülü dünya artık herkesin elinde idi. İnternetin içerisindeki sonsuz bir boşluk, birçoğumuzun düşüşüne de sebebiyet verdi. Kimisi kelam için internette idi, kimisi bir arayış, kimisi ticaret, kimisi de vaktini geçirmek için bir eğlence… İnternetin korkutucu boyutunu fark etmeyi düşünemedik bile, o denli teslim olarak içindeki büyülü atmosferi doyasıya yaşadık…
Ancak bir şeyler iyiye gitmiyordu!
Bilhassa sosyal mecralar, internetin içerisinde yer alan türlü alternatiflerin önüne geçti. Özelimizi, kimliğimizi ve bilincimizi teslim ettiğimiz bir yer haline gelen sosyal mecralar, belirli bir zaman sonra bir milletin değişimine de sebebiyet veriyordu. Televizyonlardaki diziler ve senaryolarda bir tutam duygularımızın önüne geçince iş çığırından çıkmadı değil.
Sadece televizyon ve internet mi sorun? Elbette hayır! Dünyadaki gelişmeler, değişen toplumların uçsuz bucaksız fikirleri, Türk toplumuna ters gelen fikir ve davranışların normalleştirilmesi, öz kültürünü yitirip Batı’ya kayan düşüncelerin tesiri, bir milletin iyiden iyiye değişmesine ve hatta yok oluşuna zemin hazırladı!
Ahlak anlayışı sadece bedensel bir olay değildir! Ahlakın özü zaten beyindedir. İnsanın beyninde başlayan tüm fikirler ve sonuçlar, sonrasında karakterine yansır ve insan uygular. Erdemli bir toplum olan Türk milleti, ahlaki yönden gelişen tatsız hadiseler karşısında bazen duyarsız, bazen de çelişen fikirlerin noktasına erişmiştir. Ticaretteki ahlaksızlıklar, siyasi durumlarda göz yummalar, toplumun birbirine olan tutumu, yitirdiğimiz samimi ilişkiler ve nice benzer durumlar artık sorgulanır hale gelmiştir. Mesela bir Türk gencinin geçmişten gelen değerler ile şimdiki duruşu ve tutumu çelişir hale gelmiştir. Muhafazakar Türk bireylerinin bakış açılarındaki değişim ve tutumu ilginç bir hal almıştır. Tarihi ve milli karakterlerimize olan saygımız ve inancımız çıkar hale gelmiştir. Suistimal adeta hayatımızdan bir parça gibidir. Şimdi buna benzer verebileceğim onlarca örneği zaten başlı başına her gün tanık olmakla beraber, hem kimliğimizi hem de halimizi sorgular ve geleceğe dair daha çok endişe duymamıza sebep olmuştur!
Her geçen gün olumsuz bir tabloyla güne başlıyoruz. Şiddetin hakim olduğu, tahammülün tükendiği, en ufak bir tartışmanın dahi üzülerek ifade etmem gerekirse cinayet ile son bulduğu acı, tatsız ve endişe verici bir zaman diliminden geçiyoruz. Adalet sistemini sorguladığımız ve hatta bu sisteme dair inancımızı yitirdiğimiz bu dönemde, her geçen gün anormalleşen ve toplumun korkuyla yaşamını sürdürdüğü sürecin daha da kötüye gidecek olması hemen hemen hepimizin ortak düşüncesidir. Ne yazık ki bu hale evrilen sürecin yan etkilerinden biri, sosyal medyanın verdiği öz güven ve güç ile televizyonların içine sığdırılmış, Türk toplumunun öz kültürü ile çelişen ya da yok eden senaryolardan kaynaklıdır.
Sevgili okuyucular; her geçen gün duygularımız, bu yaşananlar ile sanki kalbimizden sökülüp atılıyor. Bunu bir ya da birileri yapmıyor. Toplumumuz kendi elleriyle yapıyor. Adeta şuurunu ve bilincini kaybetmişçesine savruk bir halde insanlar kötülükte birbiriyle yarışıyor. Bu kadim milletin bireyleri olarak göründüğümüz bu tablo doğrusu içler acısı!
Geçtiğimiz günlerde yeni evlenen arkadaşlarımdan birinin ağzından şu cümleyi duymuştum; ”Ben bu ülkede çocuk yapmam ve yetiştirmem!” Ne acı bir cümle, değil mi? Ancak kendisine göre haklı olan bu düşüncede haklılık payı belki de büyük! Lakin, nüfusumuzun gerilediğinin tartışıldığı bu dönemde, anne ve baba adaylarının, arkadaşımın düşüncesinde olup toplumun bu tatsız ve raydan çıkmış durumuna karşı savunmaları doğru. Kimseyi ve özellikle çiftleri bu konuda yadırgamamak lazım. Ürkütücü bir boyuta evrilen süreçte, bırakın ailelerin bu düşüncede oluşunu; normalde yalnız başına bile yaşamını sürdüren insanlar dahi canı pahasına her şeyden ve herkesten arınmış durumda…
İşte bu kadim millet, ne yazık ki şu an bu durumda! Ayrışmış bir toplum oluşumuzun sızısını yaşarken, içimizde şuurunu tamamen yitirip bambaşka bir karaktere bürünenlerin ve her türlü kötülüğü düşünmeden yapanların kötülükleri yüzünden, toplumumuz hem kendi hem de sevdiklerinin geleceğine dair bir korku ikliminde yaşamını sürdürmektedir. Teknolojinin, sosyal medyanın ve televizyonlardaki senaryoların bir toplumun zihnini, hayatını ve geleceğini nasıl işgal ettiğine hep birlikte tanık oluyoruz. Gençlerin, bundan 20-30 yıl öncesindeki bizim dönemimizdeki gençlerle aynı bilinçte olamadığını da görüyoruz. Nezaketin, zarafetin ve inceliğin mumla arandığı, güzel cümlelerin ve kelamın hasretle anıldığı bu hale gelişimiz çok ama çok acı..
Geriye dönebilir miyiz? Eskisi gibi kadim bir millet şuuru ile öz kültürümüze dönebilir miyiz? Bu farklılıktan ve endişe verici tablodan arınabilir miyiz? İşte bu konuda da en derin endişedeyiz…
Özeli yitirdik. Mahremi bitirdik. Sevgiyi tükettik. Saygıya dair hiçbir şey bırakmadık. Herkes ile her şeyi paylaşarak hata yaptık. Duygularımızı başkalaştırdık. Kendimizdeki tanımı kaybettik…
Sevgili okuyucular; hadi bir an eskiye dönelim. Özlemle andığımız o güzel ve masum günlerimizi hayal edelim. Bir an gözlerimizi kapayıp gözlerimizin önünde her gün cereyan eden kötülüklerden uzak kalalım. Kulağımız da hoş hadiseleri duyalım. Ne kadar güzel ve anlamlı, ferahlatıcı değil mi?
Ben bu yazıyı kaleme alırken, çocukluğum ve çocukluğumdaki o masum güzel günleri, güzel insanları ve hikayelerimizi anımsayarak yazdım. Ne kadar duru ve berraktık…
Ne oldu şimdi bizlere böyle? Ne hâle geldik, her şeyi berbat ettik..
Vesselam…
Onur Kale
Yirmibir Ocak İkibinyirmialtı / Yirmiüç Sıfırsıfır