Tuhaf bir soru gibi değil mi?
Kaldı mı aşk?
Bence soru tuhaf değil. Bunca yaşanılanlardan sonra hiç değil. Tükenmiş duyguların ve bitmiş sevgilerin ardından, köşemize çekilip yalnızlığımızla sonsuzluğu beklercesine, kendimize adadığımız yaşamlarımız içerisinde değil…
Umut besleyip yitirdiğimiz umutlarımız, hayal kırıklıklarımız, hassas kalplerimizin incinişi ve nicesi…
Etrafıma baktığımda aşka dair ne inanç, ne bir sevgi, ne bir saygı ne de bir sadakat göremiyorum. “Ben aşığım” diyenin ağzından çıkan kelimelere inanırken, kalbindeki samimiyeti sorguluyorum. Dillere destan aşıkların bile sonu hüsran…
Peki neden öyle oldu? Bu devir diye adlandırdığımız süreçte neden aşkı tükettik, her şeyi hiç ettik?
Bazı şeyleri yoğun yaşayanlardanız. Buna nazaran birazcık da hassas ve duygusal iseniz, verdiğinizin karşılığını sevgi ile bekleyenlerdensinizdir. Her şeyi yerinde tutma, bir şeyleri onarma, her geçen gün sevgiye sevgi katma, kalpte taşıma ve olumsuz görünenin üzerini kapama aşkta sadakat ve inançtır. Böylesine sevgi taşıyan insanların varlığı elbette hala vardır. Ancak gelin görün ki, dünyayı kendi elleriyle berbat etmeye yeltenen insanoğlu, kötülükte birbiri ile yarışırken ne yazık ki bunu sevgisine ve karşısındaki insana da taşıyabiliyor. Hoş, kötü insan ne kadar sevebilir ki? Bundan sonra sevgisi ne kadar samimi olur ki…
Bencilliğin ve çıkarın etrafımızı sardığı bir süreçte kalbimize olan yansıması bizi yalnızlığa itti. Yıllarca her bir şeyi paylaşıp, sevgi beslediğimiz insanların ani değişimi ve bakış açısı doğrusu midemizi bulandırdı. İnsan severken şüphe duyar hâle geldi. Belki de dünyanın şu anki hâlindendir bizi bu şüpheye iten. Beklentilerimiz sadece sevgi ve saygı iken, gördüğümüz muamele bir zaman sonra çirkinliğe evrildi. Diyorum ya; insan tuhaf bir varlık, dikişi hiç tutmuyor…
Öyle efsanevi ve büyük aşklar, anne ve babalarımızın dönemlerinde ya da izlediğimiz bir filmin senaryosunda ya da okuduğumuz bir kitabın satır aralarında kaldı. Yıllarca birbirlerine sevgi ve aşk besleyen insanların, beklenmedik bir anda sonlandırdıkları ilişkinin sebebiyeti dahi tükenen sevgi ve ne yazık ki şu dönemde çokça karşılaştığımız saygısızlık ve bencillik…
Evliliklerde de böyle değil mi? Büyük umutlar ve sevgilerle aynı yastığa baş koyup birlikte ömür biçtiğimiz insanların tükenişi…
Bazen bir çift kötü söz, bazen ilgisizlik, bazen aşkı ayakta tutan sebeplerin yok oluşu, bazen de hiç akla gelmeyecek tutumlar ilişkilerin seyrini değiştirmekle beraber, kalpte taşınan aşkın da tükenmesine sebep olmaktadır. İşin içine karakter değişimi ve kişiye yansıması da eklenince, çıkmaz bir sokağın içinde bir o yana bir bu yana gidip geliyor insan. Aradığı çıkış yolları sanki tıkanıyor ve karar vermekte adeta güçlük çekiyor. İşte tam da bu dönemde değil miyiz? Baksanıza etrafınıza, kim mutlu? Bence bizim gibi yalnızlar…
İnsan, yalnızlığı ile kendine güvenen ve öz güvenini tazeleyendir. Yalnızlık insanı arındırır. O derin aşkların hüsran ile bitişi sonrası gelen yalnızlık, huzuru tatmanın saf halidir. Bunca zamanın içinde yaşanılan yaşanmışlıkların ardından insan kendini bilmeli ve yalnızlığı ister doyasıya isterse bir süre zarfında yaşamalıdır. Yaşamalı ki; kalp kendini onarsın, kendine gelsin…
Kalmadı o duru aşklar! Sevginin yerini çıkar aldı. Saygı çoktan bitti. Sadakate rastlayan varsa ne mutlu…
Kalpler köreldi. Sevgi sözcüklerinin yerini küfür aldı. Bir bakışın içindeki mana yok oldu. Tutulan el ve dokunulan ten soğudu. Taşıdığın tüm heyecanlar son buldu…
İçinden geçtiğimiz bu tatsız, yersiz, anlamsız ve kuşkulu zamanın içinde ne aşka dair bir heyecanımız kaldı ne de geleceğe dair beslediğimiz bir umut…
Çirkinleşen insanların ve kalplerinin hışmına daha çok uğramadan; yaşadığımız hayal kırıklıklarının yeniden yaşanmaması pahasına, yalnızlığımızla cilveleşiyoruz…
Kimse mutlu değil ama herkes kendi kabuğunda sakin ve huzurlu…
Kalmadı o büyük aşklar! İbret dolu hikâyelerin arasına karıştı. Tutku, çıkarı ve bencilliği esir aldı. İnsan şaştı…
Belki de böylesi en güzeli, en özeli…
İnsanın en yakını; onu yaratan ve bağışlayandır. İç dünyasında ise yalnızlığıdır…
Vesselam…
Onur Kale
Yirmiüç Ocak İkibinyirmialtı / Onsekiz Sıfırbir