İçimizdeki Kıyametin Kopuşu

Beklenen o gerçek kıyametin kopuşuna ramak kaldı. Tarif edilen ve vurgulanan sürecin içerisine zaten çoktan girdik…

Görmüyor musunuz olan biteni?

Her şey ne kadar çirkinleşti!

Tuhaf bir döngünün içerisinde yaşam savaşı veriyoruz adeta. E tabi bu durumun karşısında mutsuzluk ve huzursuzluk olması da normal.

Peki ya içimizde kopan kıyametlere ne demeli?

Aslına bakarsanız içimizde kopan kıyamet ile beklenen gerçek kıyamet arasında bir bağ var. Etrafımızda olan bitenlere karşı tepkilerimizin, üzüntülerimizin ve hatta korkularımızın adeta esiri olmuş haldeyiz. Yani şuan şahit olduğumuz ve yaşadığımız tüm kötülüklerin ve olumsuzlukların ardında yatan sebep; bizler için hazırlanmış, tasarlanmış ve sonsuza dek yaşayacak oluşumuzla var olan gerçek dünya. İlmi olarak ahiret, dünya gözüyle çıkmaz…

Dünya tarihinde birçok önemli şahıslar yer edinmiştir. En başında yer alan Peygamberler aslında dünyanın öncüleridir. Sonrasında gelenler ise başka kulvarlarda hizmetler veya niyetler ile gelecekteki dünya insanına bir şeyler bırakmışlardır. Bazen bir cümle, bazen bir nasihat, bazende bir eser. En nihayetinde onlarda bu fani dünyanın içinde yer alarak belirli zorluklar veya güzellikler arasında yaşam sürmüş ve ardından bizlerin yani hepimizin ortak yerde buluşacağı gerçek dünyanın mevkisinde şuan yer almaktadırlar. Onlara dönüp soru sorma şansımız olsaydı şayet, belkide dünyanın en nahif halinde yaşamış olmalarının keyfiyle, biraz daha sükunet ile cevap verirlerdi. Ancak şuan ki tabloda yer alan dünya hali, insanın insana verdiği zarar ve birçok aykırılığın ayyuka çıktığı bir süreçten sanırım onlarda korkarlardı.

Gündelik hayatlarımızda muhtelif meselelerin içerisinde yer alabiliyoruz. Hiç ummadığımız anda karşılaştığımız kötülüklerin altında kalıyoruz. Enkaza bürünmüş halimizin yorgunluğu canımızı daha da çok acıtırken, yaşamış olduğumuz hayal kırıklıklarımız adeta yaşamdan soğutuyor.

Bazen düşünüyorum; acaba çok eski zamanlarda da bu kadar karmaşıklık, insanların kimliklerinde bu denli değişiklik, duyguların mahvolduğu bir serzeniş ve kötülüğün bu kadar fazla olduğu bir dönem var mıydı diye. Elbette vardır, hatta her dönemin kendince zorlukları vardır, ancak bu şartlara ve olaylara bağlıdır. Mesela şuan kendi iç dünyamızda yaşadıklarımız ve bizlere insanların yaşattıklarının yanı sıra; kötü insanların birlikte yaşadığımız dünyaya verdikleri zararı görebiliyor musunuz? Bu bile bile bile dünyayı kıyamete hazırlamak değil midir? Biz emanet edilen doğaya zarar verenler, ormanları yakanlar, hayvanları katledenler, yapılan bir esere göz dikenler, hırsızlık yapanlar, arsızlığı meşru sayanlar, neler neler..

Şuan öyle çirkin bir dönemde yaşıyoruz ki; kimse birbirini sevmiyor, güveni aşırı sarsıyor, saygıyı tüketiyor, çıkar almış başını gidiyor, herkes birbirini her konuda çok kolay ve çabucak aldatabiliyor.

Şimdi bütün bu sıraladıklarım karşısında; bu sıraladıklarım arasında bir yer ediniyorsanız kendinize, hayatın ve dünyanın size ağır gelmesi gayet normaldir. Zaten içinizde kopan kıyamet sebeplerinden de biridir bu.. Aslına bakarsanız eğer, gerçekte beklenen o kıyamet ile içinizde kopan kıyametin bağı da tamda bu noktadadır!

Dünya var edildiği ilk gününden son gününe yaklaşmaktadır. Tıpkı biz insanlar gibi.. Dünyanın sona doğru yaklaşırken, içinde yaşayan insanların birbirine karşı yaptığı olumsuz gelişmelerin bu denli kötü oluşuyla kıyametin kopacak olmasını da sorgulamamak lazım. Lakin kıyamet bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Tıpkı içimizde kopan kıyametin tesiri geçtikten sonra, yeni bir hayata başlıyormuşcasına yaşadığımız güzellikler gibi. Yani kötü hep devam etmez, edemez! Bir zaman sonra, insan kendinde yoğrulduktan sonra zaten yepyeni bir hale bürünmüşcesine hayata başka adımlar atarak yaşamaya başlar ve devam eder. İşte gerçekteki kıyametin ardından yaşanacak olanlarda bunlardır.

Sadece içinde yaşadığımız bu süreçte karşılaştığımız her olumsuzluk karşısında, içimizdeki kıyamet ile beklenen gerçek kıyamet arasında bir denge kurup; sakin kalarak, sığınarak ve kalbimizin sağlığını da koruyarak dikkatlice yaşamaktır.

Ne insanları değiştirebilecek yetkimiz ve gücümüz var, nede yaşadıklarımızı tercih etmek gibi bir şansımız. Gelecekte yaşayacaklarımızı bilmek veya belirlemek gibi bir durumumuz olsa, daimi mutluluk bizi sıkmaz mıydı? Sıkmasa bile gevşemez miydi hayatımız? Bazen zorlukların ardında saklı nedenler geleceğe dair bir tayindir. Sadece sabırla bundan sonra olacakları beklemek ve beklerken de sükuneti korumak gerekir ki, bundan sonrası güzel olsun…

İki gerçeğe dikkat çekmeye çalıştım. Birincisi içimizde kopan kıyametin sebepleri ve sebeplerinin ardından olması gerekenler. İkincisi ise biz insanlığa söylenen, ısrarla vurgulanan; beklenen o gerçek kıyamet. Bu ikisinin arasındaki bağ da bir hakikatdır! Çünkü zaman olarak içinde bulunduğumuz süreç normal bir seyir halinde değildir. Yani bu denli üst üste şahit olduğumuz rahatsızlıklar, kötülükler, çirkinlikler ve aykırılığın verdiği mutsuzluk ve huzursuzluğun ardında mutlak bir kazanım sahibi olacağız. Hem bu dünya’da hemde bize vaat edilen o gerçek dünya’da…

İçimizdeki kıyamet kalbimizin yeniden dirilişi olmalı. Gerçekte olacak kıyamet ise zaten yeniden dirilişimizin sebebiyeti olacaktır. Fazla önemsenmemesi gerekilen bu fani dünyanın içerisinde bizlerle birlikte yaşayan ve rahatsızlık duyduğumuz insanlar ve meseleler üzerinde çok durmanın da bir anlamı ve faydası yok.

Her şey boş ve anlamsız…

Vesselam..

Onur Kale
Onyedi Ocak İkibinyirmialtı / Sıfıraltı Yirmidokuz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir