Dünya içerisinde bize sunulmuş bir yaşamın ve yazılmış bir senaryonun içerisinde yaşıyoruz. Tarihler boyunca bu dünyada yer alıp göç eden insanların hikayelerine hepimiz tanık olduk. Dönem dönem yaşanan olumlu veya olumsuz gelişmelere bazen şahit olurken bazen de kitap satırlarında okuduk yada hazırlanmış belgesellerde izledik. Gerek dünyanın genelinde gerekse yaşadığımız coğrafyada huzurlu bir günün daimi olması mucizevi bir durum olduğu aşikardır.
Aslında içimizdeki mutsuzluğun sebebi hayatımızda gündelik sebeplerin etkisi olsa da, temelinde ve genelinde dünyada olup bitenlerin yansımasıdır. Çünkü dünyanın içine baktığımızda her gün hatta bazen her saniye gelişen olayların tesiri, kendi hayatımızdaki problem, sıkıntı ve mutsuzluğun önüne geçmektedir. Önüne geçmesi bile muhakkak ki bağdaşmaktadır. Sorunu temeli iyi insanlar ile kötü insanların savaşıdır..
Savaşların yoğunlaştığı, cinayetlerin kat be kat arttığı, işgalin ve katliamların gözle görülür hale gelmesi, kötülüğün hayatımızda sıradan bir duyguymuş gibi kabullenilmesi, paranın en büyük güç oluşunun etkisi, ekonomik buhranlar, geleceğe dair şüphe ve geçmişten kalan acılar, yaralar ve hüzün.. İşte bu sebeplerin gölgesi ve etkisi altında mutluluk aramak; biraz manevi değerlerin üzerinde yoğunlaşıp kalbimizi ferahlatmak yada daha da mutsuz olacak sebeplerin içinde mutsuzluk aramaktır..
Toplu taşıma araçlarına bindiğimde insanların suretlerine baktığımda hep bir endişe ve mutsuzluk hakim. Bir arkadaşım yada aile bireylerinden herhangi biriyle kelam edişimde de konunun sonu muhakkak ki mutsuzluğa geliyor. Yeni tanıştığım bir insanı tanıma gayem de yüzündeki endişeyle karışık mutsuzluk siması her halinden belli oluyor. Komşuma ‘Nasılsın?’ diye sorduğumda birkaç saniye sonrasında mutsuzluğu vurgulaması durumu özetliyor. Biz sadece etrafımızdaki insanların mutsuzluğuna şahit oluyoruz. Dünya geneline baktığımızda da tablo hemen hemen aynı.
Virüs ile mücadele edişimizin yanı sıra eş zamanlı kaybettiğimiz insanlar. Savaş nedir bilmeyen çocukların bombalarla öldürülmesi ve hayatta kalanların ise açlıkla mücadele etmesi. İşin acı tarafı da dünyanın bu durumu hiçbir şekilde umursamaması. Ev ve cep ekonomisinin bir hayli bizleri zorladığı bir süreçten geçerken, nefsimize hakim olma sınavını yaşıyor olmamız. Yani hayatımızın eskisi gibi olamayışı ve her istediğimize sahip olma arzusuna kapılırken iki veya üç kez düşünüyor olmamız. Verebileceğim daha birçok örnek..
Bunların yanı sıra, dünyada cereyan eden diğer problemlerin ve olumsuzlukların gölgesi altında yaşıyor olmamız. Yaşadığımız coğrafya da hemen hemen her gün gelişen tatsız gelişmelerin ve gözlerimizin önünde yaşanan acı olayların bizdeki tesiri. En nihayetinde de bütün bu olanlar arasında hayatımızdaki insanların kötülükleri. Mutsuzluğumuzun temeli budur!
İnsanlar gerek kendi hayatlarından gerekse dünya bazında mutlu ve mesut olduğu günleri arar hale geldi. Aslında bunlardan biri de benim. Zaman dilimlerinde birbiriyle yarışan insanlara şahit olurken bu yarışın arasında kalıp mutsuzluğa hakim olmak çok acı. Bazen görmezden gelmek istesen de ne yazık ki öyle bir gözünün önünde oluyor ki her şey; kaygılanmamak, üzülmemek, hüzünlenmemek ve mutsuz olmamak elde değil.
Belkide dünya kendisine verilmiş görevi tamamlama arefesindedir. Dünyanın içindeki problemlerin ve problemleri yaratan insanların hikayesinin son aşamasındayızdır. Bundan sonra olacak olan tüm kötülüklerin sebebi bir bitişin ve yeni mutlu günlerin özetidir. Kendi dünyamızda bu ihtimalleri düşünmüyor da değiliz. Lakin bu düşünceye kapılıyor olmamızın sebebi de mutluluğu bu boyuttan da yakalamaktır. Çünkü mevcut mutsuzluğumuz genel itibarıyla her geçen gün katlanmaya devam ediyor.
İçsel duyguların karmaşasında mutsuzluğumuzun suçlusunu aramak şu süreçte çokta sağlıklı değil. Muhakkak ki kendi hayatımızı kontrol edebilme kabiliyetine sahipken, dünya genelindeki problemlere ve kötülüklere pekte tavır sergileyemedik! Elimizde olmayan sebepler dışındaki meselelerde konuşmadık, yorum yapmadık ve ”neden böyle yapıyorsunuz” diyemedik! Göz göre göre gelen ve yapılan kötülükler karşısında kayıtsız kalıp ”bana dokunmasınlar da..” diye söylendik durduk. Ha bu tavrımız mutluluğa evrilir miydi? Elbette hayır! Ancak hem kendi içimizde hemde genel olarak hepimizin yaşadığı dünya içerisinde olan ve bitene karşı bir kelime dahi edebilseydik şayet, bu mutsuzluğumuzun nedenlerini sorgularken karmaşıklık içerisinde boğuşmazdık.
Mutsuzuz evet! Her geçen gün mutsuzluğu daha çok yaşayacağımızdan da hiç şüpheniz olmasın. İnsan çıkmaza girdiğinde her türlü düşünceye ve eyleme sahip olabiliyor. Böyle bir durum karşısında sükunet ile davranıp en azından sağlımızı muhafaza etmemiz gerekmektedir. Sağlığını yitiren bir insan şüphesiz umutsuzluk ile her daim savaşandır, birde bu savaşın içine mutsuzluk girdi mi, içinden çıkılmaz bir girdaptır!
Dünyanın bundan sonraki sürecini kestirebilmemiz imkansızdır. Dünyanın sahibi olan yaratıcı, dizayn sistemiyle yönettiği bizlerin mutsuzluğunu elbette istemiyor. Birçok kaynakta da bu mevcuttur. Ancak bu mutsuzluğumuzun ardından mutluluk gelebilme ihtimalini de biraz yaratıcının hükmüne bırakmak önemlidir.
Mutsuzluğumuzu onarmak yada eski günlerimize dönmenin arzusu hepimizde var. İnsan istemez mi her an ve her zaman mutlu olsun. Şuan ki tablo pekte kişiye özel bir mutsuzluk tablosu olmasa da kendi iç dünyamızda kurgulayıp gerçekleştirebileceğimiz küçük adımlarla kalbimizi ferahlatabiliriz. En azından mutsuzluğun tesirini az da olsa hafifletebiliriz. İşte bu da bizim elimizde..
Nasıl mı?
Göğ’e sığınarak. Yaratıcının bize emanet ettiği dünyaya daha iyi bakarak. Kendimiz ile hem konuşarak hemde yüzleşerek. Bütün bu kötülükler arasında kendimizi iyi hissedecek iyilikler yaparak. Merhameti ve vicdanı sorgulayarak. Ve en önemlisi; içinde bulunduğumuz bu dünyada mutluluk artık olmasa da, bize vaat edilen gerçek dünyanın içerisinde sonsuz mutluluğun yer alacağı bir yaşama şimdiden hazırlanarak..
Bu işin sadece en makul ve narin yanı..
Vesselam..
Onur Kale
Ondört Aralık İkibinyirmidört / Yedi Ellidört