Hepimiz hayatımızda bir şeyler yaşıyoruz. Her geçen gün daha da kötüye evrilen bir zaman diliminde mücadeleler ile adeta yaşam savaşı veriyoruz. Kaygı ve endişenin üzerimize bindiği bir süreçte, kimsenin bizleri anlamasını elbette beklemiyoruz. Ancak, ”Neyin var?” sorusunun içindeki samimiyeti dahi sorgular hale geldik. Lakin kimse içten değil ve insanın içinde ne yaşadığını gerçekten bilmiyor, anlayamıyor…
Şayet hassas bir karaktere sahipseniz, hayatınızda cereyan eden meseleleri daha duygusal bir şekilde yaşıyorsunuzdur. Bazen üstesinden gelemediğimiz durumlarda ise yaşadıklarımızın etkisiyle en yakınlarımıza dert yanmaktan çekinmiyoruz. Gayemiz onlardan bir şeyler alıp hayatımızda uygulamak değil; sadece iki cümle laf ile biraz olsun sıkıntılarımızdan arınırız düşü…
Kimsenin pek de kimseyi anlayamadığı, düşüncelerine tahammül edemediği, yaşadığı sıkıntıları kaale almadığı ve kendi meselesini büyük, başkasının meselesini küçük gördüğü bir dönemdeyiz. İnsan, yaşadığı ile yoğrulur! Herkesin yaşadığının büyüklüğü ya da ağırlığı kendine göredir. Yaşadığı sıkıntıların üstesinden gelme noktasında verdiği mücadeledeki savaşı ise yalnız kendi bilir. Çünkü insan özünde yalnızdır. İç dünyasında var ettiği kendiliği ile kalandır. Bir başkasının ona katabileceği sadece akıldır…
Sonsuz bir denizi hayal edin. Oradan oraya süzülen ve uçsuz bucaksız sularda yüzen bir insan. Bazen soluğu yettikçe su altında, bazen de teknesiyle su üstünde; arada karaya çıktığında başını kaldırıp dünyanın haliyle tekrar suya dalan bir insan. İşte hassas ve duygusal insan, bir an bu dünyanın içindeki problemlerden arınıp denizin içinde olup herkesten ve her şeyden uzaklaşmak ister. Ben bazen kendimi o denizin içindeymiş gibi hissediyorum, arınıyorum. Bu durum, insanın yaşadıklarından kaçışı ile alakalı değildir. Bilakis yaşadıklarının ağırlığı ona mücadelesi için güç verir; ancak karşısındaki insanın varlığı bir süre sonra okyanustaki bir balık gibi hissettirir. Arınmak ve uzaklaşmak ister; çünkü içinde bulunduğu meseleden çok, insanın daha çok üzerine gelişi onu uzaklaştırır, bir süre de olsa inzivayı tattırır…
Dertleşmek mahiyetinde ya da yaşadığımız sıkıntılarımızın problemini aşmak adına bazen en yakınımız ile kelam ederek rahatlamak isteriz. Kimisi durumun vahametini kavrarken kimisi ise sıradan cümleler ile geçiştirir. Kimse, senin ne yaşadığını içtenlikle anlayamaz. Aynısını geçmiş zaman diliminde yaşamış olsa da anlayamaz; çünkü her insanın taşıdığı ve yaşadığı duygu başkadır. Duygunun da meseleler gibi bir ağırlığı vardır…
Kimse kimseyi anlamıyor, değil mi? Anlamasını da beklemiyoruz ama biraz olsun kavramalarını, ne hissettiğimizi bir an olsun yaşamalarını arzu etmiyor da değiliz. Ancak ne yazık ki öyle bir dönemde de değiliz! Herkes ne yaşıyorsa, kendine yaşıyor zamanına evrildik. Empatinin yok olduğu, merhametin sorgulandığı, sevginin ise “arada bulasın” hâline geldiği bir süreçte kimseden gerçekçi ve samimi bir anlayış beklememeli…
Evet! Birbirimizi anlayamıyoruz. Yaşadıklarımız ile kendi kendimize kalıyoruz. Bazen bir omuz beklerken, el uzatan ya da bir cümle ile bizleri ferahlatan birini beklerken yapayalnız kalıyoruz. Kimseden bir ayrıcalık beklemiyoruz ama anlayışı bazen arıyoruz. Yalnızlığımız ile mutlu olmamıza rağmen, bazen bir aşk gibi yanımızda bir his anımsıyoruz…
Kötülüğün hâkim olduğu, bencilliğin her insanı esir aldığı, kibrin yoğunlaştığı ve çirkinliğin her geçen gün yüzüne çıktığı bir süreçte; hayatımızda olumsuz ve içten ne yaşıyorsak yaşayalım ne yazık ki kendimize yaşıyoruz ve yalnızız! Böyle bir dönemde yaşadıklarımız ile bir insanın bizi anlamasını beklemek sadece düşten ibarettir. Anlayışın tükendiği ve samimiyetin bir hayli sorgulandığı zaman diliminde; insanın kendinden, aklından ve kalbinden başka kimsesi yok! Etrafımızdaki insanlar sadece bir varlık ve sebep…
Mücadele ettiğin savaşın askeri ve kumandanı sensin!
Yaşadığın sıkıntıların üstesinden eskisi gibi gelebilecek olan sensin!
Kimseye muhtaç olmadan, tek başına bu hayatta kalabilme gayretini gösterebilecek olan sensin!
En yakınındaki insanın ya da insanların dahi seni her zaman anlamayacağı ve yanında olamayacağı şuuru ile yaşam mücadelesi verecek olan da sensin!
Unutma ki; insanın kendinden başka kimsesi yok…
Kalbin, senin aynandır…
Onur Kale
Yirmiüç Şubat İkibinyirmialtı / Onyedi Onbir