Gecenin ayazı haneme sızıyordu. Bizim buraların ayazı çetindir!
Yorgan ile bedenimi sarmış, sanki endişe duyduğum şeylerden kaçıyormuş gibi sarmalıyordum yalnızlığımı. Sabahı kovalayan zaman ilerlemiş, uzun zamandır odama yansımayan gün ışığı perdemin arasından sızıyordu. Sabahın o vaktindeki neşem, kendimde uzunca bir süre görmeye değerdi…
Hemen yola koyuldum. Sabahın hafif serinliğinde yüzüme vuran güneşin endamıyla yürüyordum. Bir yanımda yitik bir sokak köpeği bana bakıyorken, karşı tarafımda çöp konteynerında nasibini kovalayan masum bir kedi duruyordu. Caddeye doğru başımı uzattığımda rutin hayata kapılmış ve telaşın içinde birbiriyle yarışan insanlar…
Sağlı sollu ağaçların diplerinden geçerken, endamlarının gölgesinde adeta şehri kokluyordum. Burnuma süzülen hafif bahardı. Bahar kokusu sarıyordu şehri. Egzoz kokularını dağıtmış, semti esir almıştı. Yürüyordum, daha da neşelenerek, huzurla…
Ardımda kalan, olan ve bitenlerin sitemlerini bir kenara bırakmıştım. Aklımı işgal etmemeleri için o an çaba sarf ediyordum. Hem ne diye şimdi sitemlerimin derdine düşeyim ki; zaten hep kalbimdeler…
Kış ile bahar arasında kalmış gibiyim. Bir yanımda karlar yağıyorken, diğer yanımda çiçekler açıyor. Kar bulutları tepeme çökmüşken diğer yandan kuşlar uçuyor sanki. Tıpkı hayatım gibi…
Yürüyorum; bilinmezlikten ziyade, ısrarla bilmediğim yerlerin keşfinde, sakinliğinde…
Başımı çevirdiğim ve gördüğümde hüzünlendiğim şeyler sanki yok olmuşçasına. Her yeri bahar sarıyormuş gibi. Gözlerim o an kalbimle eş değerdi; kıpır kıpır ve her şeye rağmen umutlu…
Sen de bir şeyler yaşadın biliyorum. Tanıyorum seni. Sitemlerini, endişelerini ve o ürkek kalbini… Sanki yanımdaymışsın gibi. Bundan sonrasında belki de hiç olmayacağını bile bile hissediyorum seni… Bizim gibi olan herkesi, her şeyi…
Bizim buralara bahar geliyor. Ayaz son deminde. Kış hafif müsaade isteyip gidiyor gibi. Bulutlar ve kuşlar bana selam veriyor. Ağaçlar sanki göz kırpıyor. Gözlerim yer gibi yeşil, gök gibi mavi; böylesine bakıyorum şu an…

Keşmekeşin ve kalabalıkların arasından sıyrılıp sakinliğe evriliyorum. Aklım ve kalbim gayet mesut. Birçok nedenden arınmışlığın verdiği özgürlük, sanki dünyada bir ben kalmışım da herkes gitmiş hissi veriyor. Öylesine mutluyum…
Sükunetin en saf halini yaşarken; düşlerim ve sitemlerim birbiri ile didişse de her şeye rağmen huzurlu ve umutluyum…
İnsan ne yaşarsa yaşasın bazen kaçış yeri arıyor kendine. Bu bazen evin bir odası, bazen sokağın bir köşesi, bazense bilinmedik bir yolculukta yürüyüş. Ne yaşıyorsak elbette kendimize yaşıyoruz. Yaşadıklarımızın ağırlığında yoğruluyoruz. Hayat da bu zaten; sürprizlerini yaşarken bazen içine bodoslama düşüyoruz…
Mühim olan yaşadıklarımızdan ders almak, çıkardığımız derslerle hayatımızı şekillendirmek. Her geçen gün yaşadığımız ve yaşayacağımız nice sebepler ile olgunlaşmak insana değer katar. Ben hep böyle düşünüyor ve yaşıyorum. Sitemlendiğime bakmayın; yaşadıklarımı iyi ki yaşamışım diyorum, yaşamışım ki kendime ve en önemlisi kalbime saygım artıyor. Çünkü ben, hiçbir zaman kötü olmadım, çirkinliğin içinde yer almadım. Kötülük yapıldığında dahi kötülük yapana iyi temennilerde bulundum. Şimdiki kaçışlarım, uzun uzun yürüyüşlerim korkaklığımdan ya da yılgınlığımdan değil; artık sakinlik isteyen ruhuma dairdir…
Şehrin en küçük detayında, doğanın ihtişamlı manzarasında ve benim dışımdaki tüm canlıların varlığında; anlamlar çıkarıyorum, onlara bakıp huzura varıyorum. Masumluğun ve içimde muhafaza ettiğim iyi niyetimin saflığında artık hayatı böyle yaşıyorum…
Yine yaşayacağım bir şeyler biliyorum. Bildiğim şey; hayatın zorluğu kadar insanlığın acımasızlığı. İçlerinden sıyrılıp kendimi yalnızlığa itsem de, bir şekilde bana varacaklarını ve yine tatsızlığı yaşatacaklarını biliyorum. Ancak kalbim ve aklım artık olanlarla olacakları kestirebiliyor, bunun güvenindeyim…
Hadi şimdi sen de yola koyul. Arın her bir şeyden. Hayatında olup bitenlerden. Kendine yarattığın sitemlerden. Çıkar gövdeni dışarı, ürkme! Seni üzen ve hüzünlendiren sebeplerin dışında var olanlara bak; ağaçlara, kuşlara, bulutlara, gökyüzündeki ihtişama…
Selam ver göğe ve yeryüzünde senin gibi narin kalmış her şeye…
Ben yürümeye devam ediyorum, belki karşılaşırız; birlikte selamlarız…
Onur Kale
Dört Mart İkibinyirmialtı / Yirmibir Kırksekiz
*Yazı başlığında ve içerisinde yer alan fotoğraftaki kişi Yazar Onur Kale’dir. Fotoğraf, Ankara Atatürk Orman Çiftliğinde çekilmiştir.