Gün doğmuştu. Bugün dünün yerini almış; güneş şehri, sokağımı ve hanemi sarmıştı. Perdemi araladığım an gözlerim kamaşmıştı. Oysa güneş her günkü gibi aynı güneşti. Uzun zaman sonra ilk kez bu denli heyecanlanmış ve güne tebessüm ile başlamıştım.
Ardı ardına gelen tatsız haberler ve gelişmeler gardımı düşürmese de hüzünlendirmişti beni. Her ne kadar kalbim ve bünyem bağışıklık kazansa da hüzünlere, kendime mutluluk sebepleri yaratabiliyordum. Bir zaman sonra hüzün ile mutluluk didişse de aslında her şey kalbimdeki niyette bitiyordu…
Aslında bütün mesele sabırdı…
Ben yaşadıklarımın ardından sabrın kudretini kendime biçen ve yaşayan biri oldum. Hayatımda ardı ardına cereyan eden tüm olumsuzlukların, kayıpların ve sıkıntıların peşine düşmek yerine dirayetim ile sabrım arasında bir dengede yaşadım. Yaşamak zorundaydım; hassas olan kalbimin yeterince inciniyor olması beni daha çok hüzünlendiriyordu.
Sabır insanın en güçlü yanıdır. Yaşamının her anında ve zamanında muhafaza etmesi gereken bir duygu gibidir. Gardımızın boşluğa düştüğü an sabrı anımsayıp yerinde tutmadığımız an ise hataların kurbanı olabiliriz. Geri dönüşü olmayan bir yola girip çıkmaz bir sokağa varabiliriz.
Hepimiz hayatımızda irili ufaklı bir şeyler yaşıyoruz. Bilhassa her geçen gün zorlaşan bu zamanın ve insanlığın içinde, kalbimiz ve aklımız kadar sabrımızı da muhafaza edip koruma içgüdüsüne kapılmalıyız. Çünkü bir şeyler istemesek de bizi zorlayabiliyor. Kolay ve az sıyrıklarla yaşamamız gereken bu zamanın son anına dek bu düşte yaşadığımızda belki daha ferah yaşayabiliriz hayatı…
İçim sebepsiz yere daraldığında bile beni var edene teslim olduğum kadar sabrımı da koruyorum. Yaşadığım en ufak bir olayda dahi sabrımın dengesinde yer alıyorum. Ayrılıklar, kayıplar ve sonu hüsran ile biten tüm hikâyelerin ardında dahi sabırla ve dirayetle yaşamımı sürdürüyorum. Bir düşünsenize; sabrını yitirmiş bir insanın ne denli bir hâlde olabileceğini? Kendisi kadar etrafına her türlü olumsuzluğu yaşatıp, hayatı zindan edeceğini?
Ne mutlu ki, bizlere sabır duygusu da verilmiş. Heyecan, tutku, sevgi ve diğer tattığımız hoş duygular gibi. Lakin sabır insanın güçlü yanı olduğu kadar karakterinin de güzel yansımasıdır. Bunu asla kendim için, kendi karakterim için söylemiyorum; dünyanın neresinde olursanız olun, sabrını muhafaza eden her insan saygı ve hoşgörüyü her daim tadar. Tabii bir de bunun manevi hazzı var ki; o bizleri bekleyen gerçekçi dünyada alacağımız mükafatın da bir bedeli…

Sabah perdeyi araladıktan sonra perde ardında çayımı yudumlarken bunları düşündüm. Sabrımın bana verdiği hoş hislerle tebessüm ettim. Geride bıraktığım geçmiş hayatımı anılarla anımsarken, yitirdiğim insanların hüzünlerini artık tıpkı geçmiş hayatım gibi hoş hislerle hatırlıyorum.
Her şey, bu dünyanın varlığı gibi, biz insanlar için değil mi? O halde neden bir şeyler için sabretmiyoruz? Geleceğimize dair düşler kurarken, geçmişimizi anımsarken, şu an yaşadığımız olumlu ya da olumsuz duyguların içinde yer alıyorken neden sabrımızı korumuyoruz? Kendimizi bırakmak bize kolay geldiği kadar neden sabrı tadıp daha güzel ve daha hoş duyguların esiri olmuyoruz ki? Belki gözlerimiz daha güzel bakar her bir şeye, daha kolaylaşır yaşamlarımız…
Böyledir işte sabır! Her şeye rağmen yılmamak, yorulmamak; kötülüğe ve çirkinliğe de teslim olmamaktır. Çünkü sabırsız insan hata yaptığı kadar kendine olan saygısını da yitirir. İnsan sabretmediği an yapabileceği olumsuz her bir anda, geleceğine dair tüm güzelliklerini de bir çırpıda yok edebilir. Yani sabır bir nebze ilaçtır…
Dünyada bizlerle birlikte var olan ve yaşayan tüm güzelliklerin gölgesinde; gözlerimize inmiş perdeleri hislerimiz, düşlerimiz ve sabrımızın verdiği hoşgörü ile kaldırabiliriz. Daha güzel bakabiliriz her şeye. Tahammülümüzü sabırla koruyabilir, kalbimize düşen kötü ve çirkin duyguların tesiri altından mutlulukla kurtulabiliriz.
Ne hoşsun sen sabır; mükafatı güzelliklerle dolu bir derya…
Saatlerce penceremin ardında oturdum. Çayımı yudum yudum yudumlarken içimi çekiyordum; ferahlığın verdiği huzur tüm bedenimi sarıyordu. Çünkü sabrediyordum her şeye…
Ne yaşadıysam, yaşıyorsam ve yaşayacaksam sabırla; sabrın verdiği cesaret, dirayet ve merhametle…
Hem bu dünya gelip geçici değil mi? Her şey boş ve anlamsızken…
Sabrın sonu bize vadedilen gerçek dünyada güzel bir yaşam iken…
Sabredelim…
Daha kolay ve daha huzurlu olacak her şey…
Onur Kale
Onyedi Temmuz İkibinyirmialtı / Yirmi Ellialtı