Cumartesi sabahıydı, şehir nispeten diğer günlere nazaran daha sakindi. Telaşlardan arınmış bedenim gayet sakin ve sabahın erken saatlerinin huzurunu iliklerine kadar yaşarcasına hissediyordu. Rutin günlerden ve zamanlardan çoktan arınmıştım ben. Bir günüme her günü sığdırırcasına zaman tüketiyordum. Bu sakinliğe geç kalışımın kızgınlığındaydım kendimde…
Bir yakınımın yakını yola çıkacaktı. Bir gün öncesinden benden rica etmişti. Kendini rutin bir hayata kaptırıp hırslandığı zamana yine yenik düşmüştü; benden ricada bulunmuştu, yolcusunu yolcu etmemi…
Hanımefendiyi alıp şehirlerarası otobüs terminaline götürdüm. Sabah 09.45’teki seferi hareket etmeden önce çay merasimi esnasında tanışmış, zamanın kısalığı ile az biraz ayaküstü sohbet etmiştik. Sitemlerle ve endişelerle dolu bir hayatla karşılaşmış, içten içe üzülmüştüm haline. Kırmışlar, incitmişler kalbini; bizim gibi hassas insanlar gibi…
Otobüs vakti yaklaşırken perona doğru yol aldık. Kulaklarımdaki sessizlik yoğun gürültüye evrilmişti. Sanki bütün şehir sözleşmiş de otobüs terminaline gelmiş gibiydi. Uğultular, birbirine bağıran insanlar, sigara dumanı ve otobüs sesleri. O an çığlık atmak istemedim değil; ”Yeter artık susun!” diye haykırmak üzereydim. Neyin telaşı ve kaygısı ki bu?
Zamanla yarışıyordu insanlar. Bir yerlere varmanın telaşı içerisindeydi. Kimisi otobüsün koltuğuna yol alırken kimisi de olduğu yerde yolcusunu uğurlamanın hüznündeydi. Kim bilir içlerinden ne geçiyordu. Belki kimisinin hikayesi bitmişti bu şehirde, belki de kimisi de başka bir şehirde yeni bir hikayeye başlayacaktı. Ne tuhaf bir duygu bu? İrkildim bir an; veda etmeleri çok iyi bilirim ben…
Arkadaşım aradı o an; “Yolcunu koltuğuna oturttum, her şey yolunda” dedim. Biliyorum, mühim bir durumu olmasa kendi uğurlayacaktı, benden ricası da kırmayacak olmamdandır. Misafir yolcu ile vedalaştım, anlattıklarına olan hüznüm daha çok perçinlenmişti. “Sıkma canını, böyle tuhaftır işte hayat ve insanlar” oldu son cümlem. Teşekkür etti ve muavin “Abi müsaadenle kalkıyoruz” dedi, başımı son kez otobüse çevirdim, bütün yolcular bana bakıyordu “Sen de gel…” dercesine. Tuhaf oldum bir an, gitmeli miydim? Bilmediğim yerlere ve hikâyelere ben de mi yol almalıydım? Zamanla yarışırken zamana mı adapte olmalıydım? Bilmiyorum…
Herkes yolcusu olan otobüse el sallıyordu. Benim el sallayacak kimsem yoktu. Otobüsün camından dalgın bir şekilde bakan misafir hanımefendi dışında o an tanık olduğum bir hayat yoktu. Herkes bir hikâye taşıyordu içinde. Kimisi olduğu ve el salladığı yerde, kimisi de otobüsün camından dışarıya bakarken. Bir hikâyesi vardı herkesin; ağır veya hafif ama bir hikâyesi vardı. Peki ya benim? Neydi benim hikâyem…
Zaman ile insan arasında bir bağ vardır. Zaman olmasa insanın ne anlamı kalırdı ki? İnsan olmasa zamanın da bir manası kalmazdı. Tıpkı ölüm gibi; ölüm de bir zaman değil midir?
Zamanla yarıştığımız bir zaman dilimindeyiz. Taşıdığımız iyi ya da kötü hikâyelerin ağırlığındayız her birimiz. Hayat her zaman pürüzsüz ve güzel değildir elbet. İnsan mutlaka hayatla didiştiği bir zamanı yaşar. Zamanla didişip zamanı kovaladığı gibi. Belki de yaşadığımız ve taşıdığımız tüm hikâyelerin özü de budur…
Sahi, neydi benim hikâyem?
Yarım kalmış hikâyelerimin gölgesi altında kendimi avuturken, yeni bir hikâyeye hazır mıydı kalbim? Hem nereye yol alacaktım ki? En sevdiğim tren yolculuğu ve benimsediğim seferi dahi yoktu artık şehirde. Kiminle yol alacaktım ki ya da kime, nereye varacaktım? Herkes bir bir gitmişken, tükenmişken, duygular körelmiş ve zaman bitmişken…

İnsan nereye varırsa varsın, yeni bir hikâyeye yol alırsa alsın, taşıdığı hikâyenin ağırlığında değil midir? Zamanla yarışırken ve didişirken, zamana kapılıp giden değil midir? O halde yeni bir yol ve hikâyenin anlamı nedir?
Benim çok vedalarım oldu bu şehirde. Kimisi yollara kimisi ise toprağa; bir şekilde yeni hikâyeler adadılar kendilerine. Biraz istemsizce, biraz da isteği ile ama bir şekilde vardılar menzillerine. Peki ya ben? Ben neden hep veda eden oldum? Neden hep yolculuklarda el sallayan oldum? Gidenlerin ardından hüzünlendim, yeri geldi ağladım. Neden?
Arkadaşımın yolcu ettiğim misafiri ile otobüs koltuğunda veda ederken söylediğim gibiydi her şey; ”Böyle tuhaftır işte hayat ve insanlar…”
Gerçekten de böyleydi her şey…
Elinde bastonuyla torununu uğurlayan teyze. Gözyaşları sel gibi akıp eşine son kez el sallayan adam. Çocuğunu koklayıp otobüse bindirdikten sonra üzülmesin diye gözyaşlarını dindiren baba. Cam kenarında hüzünle insanlara bakan yolcular. Vedaların ortasındaydım o an. Gözlerim nemlendi, içim sızladı. Yaşadığım vedaların film şeritleri geçti gözlerimin önünden. En çok da toprağa uğurladıklarım…
Artık hüzünlü hikayeler taşımaktan yorulmuştu kalbim. Bir o kadar da vedalardan… Sakinliğe adadığım hayatımda, acı gelen her şeyi dirayetimle karşılayıp üstesinden gelebiliyordum. Üstesinden gelemediğim noktalarda ise mücadele etmekten kaçınmıyordum. Çünkü ben ve kalbim yorulmuştuk artık ve birbirimize sığınmaktan, sarılmaktan başka çaremiz yoktu…
Zamanla didişmeyi ve yarışmayı da bırakmıştım ben. Ne olacak ise şayet olması gerektiği için olacaktır düşüyle yaşamaya başladım. Hayat ve zaman bana bunu öğretmişti çünkü. Vedaların peşine düşemiyordum, çünkü gitmek isteyen veya gitmesi gereken gidiyordu hayatımdan. Hem ne diyecektim ki; ”Kal…” desem de kalmazlardı ki, kalacak olan zaten kalırdı ve bana bu vedayı yaşatmazdı…
Sanırım kalbim büyümüştü artık. Çocuksu ve masum duygulardan yavaş yavaş arınıyor, yaşadıklarının etkisiyle hüzünlü ve ağır hikayeleri tartabiliyordu. Hassasiyetimi ve tükenmek bilmeyen duygu yoğunluğumu artık içimde yaşıyordum. Böylesi kalbim için de daha iyiydi…
Ayrılıyordum adım adım otobüs terminalinden; vedalaşmaların gölgesinde ve güzergaha yol alan insanların hüznünde…
Ben ise eski hikâyelerimin ağırlığı altında, yeni hikâyelere mesafelerimle…
Hayatın, zamanın ve insanın tuhaflıklar içerisindeki dengesinde…
Onur Kale
Onaltı Haziran İkibinyirmialtı / Yirmi Kırkdokuz
2 yorum
Kaleminize, yüreğinize sağlık. Hayatımda çokça veda ve ayrılık görmüş biri olarak yazınız beni çok etkiledi. Çok samimi ve dokunaklı bir yazı olmuş, teşekkürler.🍀
Çok teşekkür ederim Selma Hanım; vakit ayırıp okumanız, yazıdan bir şeyler almanız ve yorumlamanız beni çok onurlandırdı, minnettarım. Sevgilerimle…