Tükenmiş Sevgilerin Ardından

Heba etmiştin her şeyinle hayatını. Çok yoğun yaşıyordun bütün duyguları. Karşılık beklemeden; duru, sade ve içten…

Gözün başka hiçbir şeyi görmüyordu değil mi? Öylesine bir bağlılıkla seviyordun ki sanki bu dünyada sadece sen ve o vardı. Başka kimseleri görmüyor, umursamıyordun. Söylenen hiçbir söz, onun sözünden daha değerli değildi. Gerçek ve tek o idi…

Sadece aşkla mı? Bir bütündünüz sanki. Bir yanınız diğer yanınız idi. Ayrılmaz bir gövde gibi…

O gitse dahi bir başkası olamazdı senin için. İhtimalini bile düşlerken sinir ve üzüntü kaplıyordu içini. Yeryüzünde ondan başka kimse yokmuş gibi…

Peki şimdi ne oldu?

Sen bir kenara; bir de aşk halinden uzak diğer sevgiler vardı…

Ailesine, aile içerisinde herhangi birine, en yakın dostuna, arkadaşına ve yoldaşım dediği insana…

Yoğun sevgiler besleyip umutla yıllarını veren, aklını ve kalbini teslim edenler… Peki, onların sevgileri ne oldu? Neden tükendi ve bitti? Aşk kadar değil miydi?

Bir de sevgisi tüm içtenliği ile devam ederken ani kayıplar verenler… Onların sevgisi diner mi hiç? Hasretle…

Tükenen sevgiler ile biten sevgiler farklıdır. Tükenmişlik yıpranmışlığın eseri iken biten sevgiler zorakiliğin ve kalbin tesirindendir. İnsan taşıdığı şuur ile içinde herhangi birine beslediği duyguların ağırlığı altındadır. Sevgi elbet tükenir. İnsan; yaşadıklarının, hayal kırıklıklarının ve geleceğe dair beslediği umutlarının bir gün son bulacağını zaman dengesinde elbet bilemez. Sezgileri ile hissettiği anda yapabileceği şey bir şeyleri onarmak ya da tamamen yok olmaktır. En nihayetinde ne kadar çabalanırsa çabalansın sevgi tükenir ve biter…

Bazen aynı evin içinde yaşadığımız ve sevgi beslediğimiz insanlar, bazen yaşamımızın bir noktasında yer alan insanlar ve bazen de hasret ve özlem ile anılanlar… Bir zaman sonra tükenen sevginin altında kalmışlık… Belki de en acısı budur. Elinde olmadan veya tüm çırpınışlarına rağmen onaramadığın o kalbin…

Nice sevdalara, aşklara şahit oldum ben. Bir çırpıda her şeyden vazgeçip aklını ve kalbini teslim eden insanlara şahit oldum. Ömrünü adarken karşılık beklemeden kendini feda eden insanlara… Şimdilerde görüyorum da; o zamanki hevesleri, tutkuları, heyecanları ve aşklarına dair eser yok! Çünkü tükenmişti sevgileri; kimisi yoğun yaşadı, kimisi hayal kırıklığı… Umduğunu bulamamak değildi bu; zamanın verdiği yoğunluk ve yılların verdiği yıpranmışlıktı olanlar…

Sevginin tam ortasında doya doya yaşarken ani kayıp veren insanların taşıdığı hüzün ve ağırlık daha çetindir. Hâlâ hayatta iken anımsadığında kalbi sızlayan insanların ağırlığı da bir o kadar ağırdır kalbinde. Sevginin tarifi yoktur aslında; kalbinde neyse odur; tartılmaz, ölçülmez ve asla kıyaslanamazdır insanda… Ancak tükenmişlerin ve umudunu yitirmişlerin ise enkazdır adeta. Hiçbir zaman tekrar yaşayamayacağı duyguların acı ağırlığı…

Kendi babası dışında kimseye baba diyemez insan, anneye de öyle; bir başkasının yeri dolmaz kalbinde. Kardeşin de öyle, etrafındaki herhangi bir dostun ile pekiştirdiğin samimiyet sonrası bir başkasına da aynı sevgiyi… İlk aşkını, heyecanı ve tutkunu yaşadığın insandan sonra hayatına adayabileceğin insan ile aynı şeyleri yaşasan dahi ilkler her zaman yerindedir. Tükenmiş sevgilerin ardından yaşayacağın yeni hikayenin yeri de her ne kadar ayrı olsa da, insan özünde ilkleri iyi veya kötü her zaman anımsar. Çocukluğu gibi, hayatı kavradığı anlar gibi…

Çok çabuk tükeniyor sevgiler değil mi? Eskilerde daha çetrefilliyken ve bir şekilde sevgiye dair mücadele edilirken, şimdilerde çok çabuk pes ediliyor değil mi? Zamanın hızı, insanların duygu karmaşası ve değişen düşleri sevgi kadar tüketiyor her şeyi…

Sevgisinin ölçüsünde kimseyi suçlamamalıyız. İnsanın en yakını kalbidir, aynasıdır. Kendi dünyası içerisinde ne yaşıyorsa yaşasın sonunda kalbinin söylediği doğrudur. Herkes yaşadığı kadardır ve sonrasında yaşayacaklarının tecrübesinde güçlüdür. Ancak heba edilen sevgilerin ardından yaşadıklarının tesirinde güvensizlik duygusu tabiidir…

Zor ve çetin bir zamanın içerisindeyiz. İnsanların her geçen gün karakter olarak değiştiği, duygularının tükendiği ve köreldiği bir zamandayız. Her gün karşımıza çıkan türlü zorluklarla mücadele ederken sevgiye dair taşıdığımız duyguların hafifliği normaldir. Lakin zaman öyle bir yere evrildi ki ne aşka ne sevgiye ne de türlü bir hale müsaade etmiyor…

Türk sinemasının masum senaryolarında ya da anne ve babalarımızın eski zamanlarda taşıdığı sevgi ve sadakatte bir sevgi de pek kalmadı. Şüphenin, sorgunun ve doyumsuzluğun zamana verdiği duygu, insanlığı bu hale getirdi. Oysa sevgi insanın taşıyabileceği en güzel duygu iken…

Bir gün yeniden, doya doya, tutkuyla sevebilir miyiz? Sevdiğimizde, yaşadığımız ilkler gibi bir hale gelir miyiz?

Zaman ve insan her geçen gün körelirken, iyisi mi en çok kalbimizi sevelim…

Kalbin de köreldiği vakit, tamamen tükenmiş oluruz…

Önce kendimize, sonra dünyaya ve ardından her şeye rağmen insana; sevgiyle…

Onur Kale
On Haziran İkibinyirmialtı / Ondokuz Ondokuz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir