Yaratılmışların En Üstünü: İnsan!

Kıymetli okurlar;

Haziran ayının bir pazartesi sabahı güne başlarken ben de bu makaleyi yazmaya başladım. Günümüzde insanlığı ve etrafımızda cereyan eden hususları fazlasıyla düşündüğümüz ve üzerinde durduğumuz bir süreçte “insan” varlığına dair huzurlarınıza bir yazı sunmak istedim.
Her birinizi hürmetle selamlayarak…

İnsan, dünya hayatında ve yeryüzünde yaratılmış canlıların en üstünüdür. Allah, son ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’de bunu vurgulamıştır. İsrâ Suresinin 70. ayetinde; “Gerçekten biz Âdemoğullarını şerefli kıldık, onlara karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar lütfettik, onları temiz ve hoş nimetlerle rızıklandırdık ve onları yarattığımız varlıkların birçoğundan üstün kıldık.” ifadesi bunun keskin bir vurgusudur!

Dünya hayatında, insan alemi dışında hayvanlar alemi, bitkiler alemi ve cinler alemi de bizlerle birlikte yeryüzünde varlık göstermektedir. Allah’ın insanlığı üstün kılmasının sebebi, yukarıda belirttiğim İsra Suresi’nin 70. ayetinde açıktır!

En nihayetinde dünya hayatında Allah’ın varlığına, kudretine ve hükmüne inanmayan insanoğlu da mevcuttur. Yüce kitap Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin genelini inkâr ettiği gibi, Allah’ın insanları, hayvanları, bitkileri ve cinleri yaratmadığına dair tezleri bulunmaktadır. Ancak gelin görün ki tarih boyunca ispatlayabilecekleri herhangi bir veri ve gerçeklikleri olamamıştır. Akıl ve mantık dışı söylemler ve örnekler ile diğer insanları ikna kabiliyetleri de bir yere kadardır. Lakin şuurlu insan; Allah’ın hükmünü, gücünü ve varlığını kendi hayatında ve yeryüzündeki ihtişam ile anlamakta ve yaşamaktadır. Allah her şeyin mimarıdır, sahibidir!

İnsanın bu dünyada varlığının mutlak bir sebebi vardır. Nasıl ki bir hayvanın, bitkinin ve cinin varlık sebebi mevcut ise, kudret sahibi Allah insanı var etmekle sebepleri de sunmuştur.

Bizler dünyaya geldikten sonra hayatımızdaki belirli aşamaları geçip yetişkinliğe eriştiğimiz anda dahi sonsuz aleme erişinceye dek bazı insani vazifeleri yerine getirmekle de yükümlüyüz. Bunlar hem maddi hem de manevi vazifeler olduğu kadar, vicdani ve şuurlu hakikatler ile de gerçekleşmesi mühim olan gerçeklerdir. Yani insan, insanlığını bilmelidir!

Nasıl mı? Nasıl olmalı mı?

Değerli okurlar;

Dünya hayatı gelip geçici, fani bir yaşamdır. Elbette bu dünya hayatının bir sonu olacaktır. İnsanın ise yaratıldığı andan ölünceye dek bir zaman çizelgesi içinde yaşamı vardır. Bu, yaş ya da başka sebepler ile anımsansa da Allah’ın insana biçtiği ömür süresi ile alakalıdır. Yani kimse ne zaman öleceğini bilemediği gibi, ölüm sebebi de sadece bir vesiledir.
İnsan, ölünceye dek bazı vazifeleri yerine getirmesi şartı kadar bazı hususları da üzerinde taşımak ve yaşamak ile mükelleftir. Aslında yazmış olduğum bu makalenin temeli de budur.

İnsanın yaşam halinde taşıması gerektiği 4 temel duygu ile…

İYİ BİR İNSAN OLMAK

Doğru, hakikatli ve erdemli bir insan olmak vazifedir. İnsan sadece kendine değil; kendisi gibi insanlığa ve yeryüzündeki diğer canlılara merhametli, vicdanlı ve nezaketli olmak zorundadır. İnsan bu hususu yaşamında uyguladığında; hem kendi hayatını hem de başka hayatları güzelleştirmek ve geçici olan bu dünya hayatını son kıyamet gününe dek bir nebze feraha eriştirmek adına da çaba gösterir. İyi insanlar her zaman kazanım sahibidir. Hem ev hem iş hem de genel yaşamında huzurlu olup iyimser haliyle iyiliği diğer insanlığa da tattırandır. İyilik de iyi bir insan olmanın içinde başka bir vazifedir. İyilik merhamet olduğu kadar ahiret yaşamının da temel taşlarındandır.

”Size bir iyilik dokunursa bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.” (Âl-i İmrân Suresi / 120)

DUYARLI BİR İNSAN OLMAK

Yaşadığımız dünyada ve etrafımızda acı ve tatlı hadiselere karşı her daim duyarlı olmaktır insanlık. Savaşlar dönemine girdiğimiz ve katliamların her geçen gün acımasızlaştığı bu düzende olup bitenlere dikkat etmek ve dikkat vermektir. İnsanlığı, yaşadığı sorunlar ile yaftalamamak, ifşa etmemek, gıybetini yapmamaktır insanlık. Duyarlı olmayı sadece sözlü olarak değil, eylem olarak da yapmaktır. Lakin eylem insanın haklı tarafıdır!

”Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.” (Fussilet Suresi / 20)

MERHAMETLİ BİR İNSAN OLMAK

İnsan bencil olmamalıdır. Yaşamında var olan her ne ise onun sahibi de tıpkı yaşamı gibi Allah’tır! Yaşanılan olaylar ve bir başkasının başına gelen hadiseler karşısında maddi ve manevi olarak insan kayıtsız kalmamalıdır. Elindeki nimeti ve güç olarak gördüğü ne varsa bir başkasıyla paylaşmalı, zor bir dönemeçte olan insanın yarasına da merhem olmalıdır. Bu, merhamet duygusunun temelidir.

Sadece bu hususta değil ruhsal konularda da merhamet sahibi insanlar olmalıyız. Lakin, bizim dışımızdaki insanların hayatlarında olup bitenlere dair bazen bir fikrimiz olmaması ile beraber, haberdar olduğumuz gelişmelere de kayıtsız kalmamalıyız. Kalbimizde koruduğumuz merhamet duygusunu her daim ön planda tutmamız bir vazife olduğu gibi insanlığa dair de hiçbir şey yapamıyor olsak da merhametimizle zor zamanında yanında olmalıyız.

Peki ya insan sadece insana mı merhamet taşımalı? Elbette hayır! Yeryüzünde bizlerle beraber dünya hayatı yaşayan diğer âlemlere de merhamet sahibi olmalıdır. Hayvanlara, bitkilere, doğaya; bizim dışımızda kimler varsa… Onların yaşam alanlarına müdahale etmemek, bizlerle beraber bu dünyada yaşıyor olmalarının şuurunu taşımak, onlara yardım etmek, kaba ve zorba olmamak da merhamettir; erdemdir…

”Allah tarafından lutfedilen bir rahmet sâyesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Karara bağlanacak işlerde onlarla istişâre et! Kesin kararını verince de, yalnız Allah’a güvenip dayan! Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever.” (Âl-i İmran Suresi / 159)

ŞUURLU BİR İNSAN OLMAK

Şuur niteliktir. İnsanın yaşamı boyunca; iyilik, duyarlılık ve merhamet gibi mühim bir duygusu ve gerçekçiliğidir. Taşıması gereken en mühim şuur ise varlığı ve sahibidir.

Allah’ın bu dünya hayatını, insanlığı ve diğer âlemleri neden yarattığına dair şuur taşındığı gibi kendi hayatındaki hususları da bir şuur içerisinde taşımalı insan.

Varlığımızın geçici olduğunu, gerçek başka bir âlem olup orada sonsuzluğu yaşayacağımızı, o sonsuzluğun içerisinde bu dünya hayatında yaptıklarımıza dair yer bulacağımızı ve yine bu dünya hayatında yaşadığımız ve yaptığımız her şeyin bir karşılığı olacağını düşünerek ve uygulayarak yaşamak da bir şuurdur.

Bunun yanı sıra; insanlar ile olan ilişkilerimiz, söylemlerimiz ve eylemlerimiz karşısındaki tutumumuza dair de şuur taşımalıyız. Yeryüzündeki diğer âlemlere dair de aynı şuur dikkatle taşınmalıdır.

En nihayetinde her şeyin bedeli ahirette daha ağır ve çetindir!

Demem o ki; insan taşıdığı şuur ile yaşadığı hayatı kolaylaştırır. Zorlukların üstesinden şuuru ile kolaylıkla gelebilir. Şuur, insanın kendi aynası olduğu gibi; gelecekte o sonsuz alemdeki varlığını huzurla yaşayabilmesidir.

Yaşamımızın her alanında şuur sahibi insanlar olmalıyız. Özel hayatlarımızda taşıdığımız şuurun yeri de ayrıdır. Ancak en önemli şuur, bu fani dünya hayatı ile gerçek sonsuz hayat arasında bağ kurup bu şuurla yaşamaktır.

”Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’râf Suresi / 179)

Değerli okurlar;

İnsani halimiz ile vazife olarak adlandırabileceğimiz 4 ana husus aslında budur! Dünya hayatı son zaman dilimine erişme arifesindedir. Her gün karşılaştığımız olumsuz tabloların eseri insandır. Kötülüğün, bencelliğin ve nezaketsizliğin şiddetle büyüdüğü bu zamanda bu 4 hususu kalbimizde taşıdığımız ve onardığımız bir anda biraz olsun feraha kavuşup, kıyamet sonrası bizleri bekleyen hakiki hayatın içerisinde yerimiz hazır olacaktır.

Sizlere bu yazımda bile isteye yüce kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’den ayetler ile örnekler sunarak anımsatmak istedim. İman ve ahlakın geçtiğimiz bu zaman diliminde zayıfladığı, şuurun hafiflediği, merhametin neredeyse tükendiği, iyimserliğin ve duyarlılığın adeta yok olma haline geldiği bir zamanda umarım gerçekleri ve insan oluşumuzun temel sebeplerini ve vazifelerini hatırlatabilmişimdir.

İnanç insanın özgürlüğü olduğu kadar gerçeğidir de. İnsan neye inanırsa inansın asla gerçeklerden de kaçamaz. Gerçek olan şu ki; Allah varlığı ile dünyayı, alemleri ve insanlığı var etmesinin sonucu bu 4 hususun gerçeğidir!

Kendi iç dünyamızdaki ibadet hâli, sığınma ve teslimiyet duygusu insanın kendindedir. Ancak bu zorunluluğun yanında iyilik, merhamet, duyarlılık ve şuur da insanın kendisi ve insanlık için taşıması gereken zorunluluklardır.

İnsanız ve beşeriz. Elbette hatalar yapabiliriz. Boşluğa düşebilir, isyan edebiliriz. Özümüzü unutabilir, gaflete düşebiliriz. Gerçeklerin farkına varıp kendimize çekidüzen verdiğimiz anda ise takdir bizi var eden Allah’ındır. Lakin insan doğru yaşayıp önce kendine dürüst olursa her şeyi rahatlıkla çözebilir, bu fani dünya hayatında ömrünün son anına dek mutlu olabilir.

Karamsarlığı daha çok yaşadığımız bu süreçte önce kendimize inanmalı ve insan oluşumuzun temelini korumalıyız. Nefretin ve kinin esiri olmamalıyız. Bencilliği söküp atmalı, kibri göğsümüzde yakmalıyız. Var ediliş sebebimizi her daim düşlemeli ve haddimizi bilmeliyiz.

İnsan olduğumuzu hatırlamalı ve buna göre yaşamalıyız. Merhametimizi koruduğumuz an kalbimizin daha güzelleşeceğini, şuuru kaybetmediğimiz an daha dikkatli olacağımızı, duyarlı olduğumuzda daha mutlu ve huzurlu yaşayacağımızı ve iyilik yaptığımızda iyilik göreceğimizi unutmamalıyız.

Çok hoş gelen bu dünya aslında süslü bir zaman geçişi gibi…

İnsanı aldatan, cazibesi ile hoş tutan bu dünya aslında bir rüya…

Varlığımız gibi geçici olan bu dünyaya adapte olmak yerine, bizi var eden Allah’a olan saygımızı ve sevgimizi daha çok perçinlememiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Lakin zaman iyiye gitmiyor…

İnsanlığımızı ve haddimizi unutmadan; dikkatle…

Onur Kale
Yirmiiki Haziran İkibinyirmialtı / Dokuz Kırkbir

Bu Yazıları Okudunuz mu?

2 yorum

  1. Emeğinize sağlık.
    Cok ufuk açıcı bir yazı olmuş kesinlikle her satırına katılıyorum.
    Kaleminiz daim olsun 🙏

  2. Emeğinize sağlık.
    Çok ufuk açıcı bir yazı olmuş kesinlikle her satırına katılıyorum.
    Kaleminiz dailm olsun🙏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir