Hiç

Hayata düştüğün günden bu yana hep zoruluklarla ve mücadelelerde karşılaştın. Bazen mutluluğu kendin yarattın, bazende sana gelen mutluluğu elinle kaptın. Bir şekilde mutluluğu kendinde tattın.

Zorluk ile mutluluğu ayırmayı da başardın. Bazen galip geldin hayata, bazen de yenildin! Ama yine de dimdik ayakta kalmayı başarabildin. Zaten mühim olan da bu değil mi?

Aşık oldun ağladın, yeri geldi kahkaha attın! Kalbe dokundun, tene yaklaştın, kokusunu aldın, sen aşkı yaşadın. Aşktan anlamlar çıkardın. Ayrılığa da yaklaştın, vakti zamanında ayrılığı da yaşadın. Bazen dönüp arkana baktın, bazen de ayrılıktan da derin anlamlar çıkardın. Ancak, yine başardın. Yalnız kalsa da aşkta, bildiklerinden şaşmadın. Zaten hep böyle değil mi?

Kendimizde şartladığımız duygular, düşünceler ve kararlar var. Kendimizi iyi bildiğimiz ve tanıdığımız için, bize hep doğru gelen şartlamalarımız var. Bir adım ilerisini göremediğimiz zamanlarımız da var. Keskin başkışlarımızın altında yatan ürkekliğimiz de var. Çok nedenlerimiz ve sebeplerimiz var!

Sen, ben ve hepimiz, hayatı istediğimiz gibi yönlendirmeye çalıştığımız kadar, neden kendimizi de doğru bildiklerimiz dışına yönlendirmiyoruz! Hep mi haklıyız yoksa hayatın penceresinden bir hiç mi?

Biz, hayatın tam neresindeyiz?
Kendimizi bildiğimiz yer mi yersiz?

Onur Kale
Üç Mart İkibinonsekiz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir