Yalan ve İhanet Kurulu Hayatlar

Biz insanlığa bahşedilen bir bedene sahibiz hepimiz. Kimilerine göre bu bir emanet, kimilerine göre bir ödül. Bedenimize sığdırılmış organlarımızın arasında en önemlisi ve kıymetlisi kalptir. His, duygu, tepki ve karar halimizin çıkış noktası olandır. Herkeste var olup iyimser kullanılmaya yüz tutmuş bir organdır.

Sancılı bir sürecin içerisinden fazlasıyla geçtiğimiz şu dönemde kalbin önemini ve kıymetini bilmediğimiz, bilemediğimiz ya da bilmek istemediğimiz durumdayız. Kalbin bize verdiği değeri, biz kalbe göstermiyoruz. Ona bazen kötülük yapıyor, kullanmasını da bilmemekte ısrarcı oluyoruz. Kalp sadece bir organ değil, içinde barındırdığı inceliklerin de varlığıdır. İyimserlik, güzel düşünme, hakikatli bir insan olma, yalan söylememe, aldatmama ve ihaneti kalbin gücüyle örselemek; kalbin bize verdiği kıymetli bir hazine gibidir. Ama bir insan içinde kötülük barındırıyorsa şayet, kalbi de kendi gibi kötü kullanmaya meyilli olup her daim yalan söyleyerek, ihanet ederek, aldatarak kalbini de kendini de kandırmış ve zarar vermiş olmaktadır.

İnsan, yeryüzünde yaratılmış üstün bir canlıdır. Allah insanı var ederken insana türlü özgürlükler sunmuştur. Bu özgürlüklerin verdiği rahatlık ile de insanların nasıl bir güzergâh içerisinde yaşam sürdüğünü bizatihi değerlendirmekte ve vadettiği diğer gerçekçi hayatta bunların meyvesini yemelerini beklemektedir. Biz insanlara tarif edilen ve ortadaki gerçek de zaten budur.

Ancak bazı insanlar kalbine ve kendine kötülük ettiği kadar başka insanlara da türlü kötülükler yapmakta; yalan, ihanet ve aldatış sarmalında hayatlarını idame ettirmektedirler. Bir insan başka bir insana kötülük yapıyorsa şayet, en nihayetinde o kötülüğün bir gün aynı şekilde ya da başka bir senaryo ile kendine döneceğini düşünemediğinden kötülük yapmaktadır. Kötülük içinde sinsice var olan yalan, ihanet ve aldatış ise yine bu kötülüğü yapan insanın başkasından çok kendini kandırdığının da özetidir.

Tarih boyunca insanlar birbirlerine her türlü kötülüğü ve ihaneti yapmıştır. Hemen hemen çoğumuz okuduğumuz satır aralarında ya da izlediğimiz belgesel ve filmlerde buna şahit olduk. Belki geçmişte olanlar dünyanın var oluşunun ilerleyiş sürecindeki sıkıntılardan kaynaklanmış olabilir ama günümüz çağındaki bu durumun sebebi; dünyevi haller, hırs, kıskançlık ve benzeri sebeplerdir. Lakin şu an insanların birbiriyle olan yarışı ve bu yarıştan kaynaklı kötülüğün sebebi tamamen doyumsuzluk ile alakalıdır.

Yalan söylemek bir huy değildir. Yalan söylemek geçici veya daimi de olsa bir insanın kalbinde biriktirdiği kötümserlik ile alakalıdır. İnsan yalan söylerken aslında kendine ve kendi karakterinin içindeki mücadeleye yalan söylemektedir. İhanet ise, yine yalan söylemek gibi; tamamen kişinin kendisi ile alakalı mücadelesinin sonucu ortaya koyduğu acizliktir. Elbette ihanetin içerisinde doyumsuzluk var olsa da, temelinde kişinin kalbinde biriktirdiği kötülük ve karakterinin kendisiyle mücadelesinin yansımasıdır. Aldatma ise bunu zaten beraberinde getirir. Hiçbir şey sebepsiz olmadığı gibi; insanın başkasına yaptığı kötülüğün, kendisine yaptığı kötülük ile aynı oluşu gibidir. Zaten her şey sebepler içerisinde gelişmiyor mu?

Ben de geçmişte her konuda yalan mağduru oldum ve ihanete uğradım. Elbette üzüldüm, elbette hüzünlendim, kendi iç dünyamda ”Bana bunu neden yaptılar!” diye sitemlendim durdum. Ancak baktığımda kendimi üzmekten başka bir şey yapmadığımı anladım. Bana her türlü kötülüğü yapan insanların, aslında kendilerine kötülük yaptıklarını kavradım. Çünkü onlar hayatlarını; yalan, ihanet ve aldatış üzerine kurdukları ve yaşamlarını bu şekilde sürdürdükleri, benim dışımda başka insanlara da aynılarını yaptıkları için yalnız kaldıklarını gördüm. Ciddiye alınmadıklarının keyfine vardım. Haksızlığa uğrayışımın etkisinden sıyrılıp kendime haklılıklar yaratarak, kalbimin iyimser yanıyla hayatıma başka bir pencereden bakarak huzuru yakaladım.

İnsanlar belirli karakterlere ve konumlara sahip canlılardır. Dünyanın en iyi insanı bile hata yapabilir. Bazen yalan söylemenin, ihanet etmenin ve aldatmanın hata oluşunu keşfedip, kendi ile yüzleşip kalbine karşı mahcubiyet yaşayan insanlara da şahit oldum, oluyoruz da. Ancak bunu daimi olarak sürdüren hatta hata yaptığına inandıktan sonra, bir zaman sonra yine aynısını yapmaya yeltenen ve yapan insanları da görüyoruz. En acısı da hayatını tamamen yalana, ihanete, aldatmaya kurmuş ve her zaman bu kötülükte bir yaşam süren insanların nüfusunun bir hayli fazla olduğuna da şahidiz. Böyle durumlarda tıpkı benim gibi davranılabilir. Çünkü bu yazımda da belirttiğim gibi; insan başkasına yaptığı kötülüğü farkında olmaksızın aslında kendisine yapmaktadır ve yaptığı kötülük elbet bir gün kendisine aynı ya da farklı şekilde dönecektir. Bu şuuru yakalarsa o kötü insanlar, belki de tamamen o kötülüklerden arınmış olur.

Dünyanın içinde yer alan iç dünyalarımızdaki sürecin hayli kötüye gittiği şu dönemde, artık bizlere yapılan kötülüklerin bizde şaşkınlık yaratmaması gerekmektedir. Öylesine kötülüklere şahit oluyoruz ki; bıraktığı tahribatın içinde boğulmak ve kendimizi yıpratmak yerine, kalbimizi, en kıymetli ve naif organımızı dinleyip iyimser olmaya çalışmalı ve o kötülük yapan insanların kötülüklerini düşünerek kendi kalbimize aynı kötülüğü yapmamalıyız. Gerekir diyorum; çünkü kalp, biz insanlardan çok ama çok daha hassas ve kırılgandır. Kalbimizin gardı düşerse şayet; bizden, kendiliğimizden eser kalmaz!

Ben bu yazıyı, güneşli bir Ankara gününde, penceremin önünde, kuşların cıvıltısı eşliğinde, kulağımda sevdiğim bir klasik müzik eseriyle yazıyorum. Yazarken de geçmişte yaşadığım yalanların ve ihanetlerin film şeritleri eşliğinde yazıyorum; hayatı yalan, ihanet ve aldatış ile kurulu insanlar olmasaydı ve bizlere de az ya da çok kötülük yapmasalardı, belki de hayatın içerisinde yoğrulmazdık. Saf hallerimiz daha kötü niyetlerle kullanılırdı. Belki de daha çok kötülüklerin tesirinde kalırdık. Hatta belki de kötülükler karşısında biz de kötü olurduk. İyi ki de yaşamış ve şahit olmuşuz ki; kendimizi ve kalbimizi koruyabiliyor, kendimize adadığımız iyilikleri muhafaza edebiliyor ve kendimiz gibi insanlarla birlikte yaşamımızı kötülüklerden arındırarak sürdürebiliyoruz.

Ve bir sözüm ile noktalıyorum;

”Yalan söyleme sakın
Yalnızca kendini aldatırsın
Arkandan çoğu kez
Kendini sorgulatırsın
Güven kalmaz sana
Bir bakarsın yalnız kalırsın..”

Vesselam…

Onur Kale
Yirmibir Nisan İkibinyirmialtı / Onaltı Onbeş

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir