Tuhaflık ve tuhaflaşmak…
Günümüz dünyasında sıkça rastladığımız bir durum. Zamanın tuhaflığı ile insanın tuhaflığı arasında kalmışlığımızın etkisinde, hemen hemen her gün bu durumu kendi içimizde sorguluyoruz. En çok da biz insanlar tuhaflaşıyoruz; belki de zamanı da biz tuhaflaştırıyoruz…
Bence fazlasıyla biz tuhaflaşıyoruz. Söylemlerimizle, eylemlerimizle hatta bazen duruşumuzla fazlasıyla tuhaflaşıyoruz. Bazen bir günümüz diğer günümüzle eş değer olmayabiliyor. Bunu normal karşılayabiliriz, gün günü psikolojik olarak tutmayabilir ama bunu bile isteye yapan, hayatın akışına göre seyir gösterip insanlara sirayet ettirenler de var aramızda.
Ne demek yani bu?
Şu demek; hayat zorlaşıyor, maddi ve manevi olarak aşırı derecede sınandığımız bir süreçten geçiyoruz. Bunların yanına aile, eş, iş, arkadaş gibi ikili ilişkilerde cereyan eden problemler de eklenince, çok daha fazla öfke ve sabır arasında kendimizi dengede tutmaya çalıştığımız bir hâle bürünüyoruz.
Tuhaflaşmak ise bu problem ve sorunların yanında gizemli kalıyor. Tutarsızlık da işin içine girince insanın kimliği fazlasıyla düşündürücü hale geliyor. Mesela; dün sana bambaşka yaklaşan, davranan, konuşan ve zaman ayıran bir insanın ertesi güne kalmadan birkaç saat sonra bile aşırı derecede değişkenliğini gözlemleyebiliyorsun. Bu durum karşısında insan afallıyor, tuhaflığı seziyor; sezmekle beraber bazen şaşkınlık bazen de anlamsızlık ile kendisi de tuhaflaşıyor.
Her sabah güne başlarken ne tuhaf haberlerle karşılaşıyoruz değil mi? Küçük bir sebepten ötürü cinayet işleyen biri ve anlamsız bir sebepten ötürü öldürülüp toprağa giren insan. Eşini, oturup konuşabilecekleri bir sebepten ötürü oturup konuşmadan, uzlaşmadan öldüren katil. Miras kavgaları, para tamahlığı, yanlış anlamalar ve benzeri birçok sebep… Yani öldürmek ve ölmek bile tuhaflaştı. Ayrılıkları hiç konuşmayalım. Aldatmalar ise hem mide bulandırıcı hem de tuhaf…
Bir gün önce sana selam verip ertesi gün vermeyen komşun. Sana çok iyi davranıp birkaç zaman sonra bambaşka davranan iş arkadaşın. Seninle her şeyi paylaşıp artık konuşmayan eşin. Bir şeyler gizleyen sevgilin. Değişen ve başkalaşan ailen. Seni şaşırtan ve düşündüren arkadaşların… Bunlar hep tuhaflığın eseri işte…
Yani hep tuhaf; birkaç sene önce inanamadığımız, şok olduğumuz, normal karşılamadığımız haberleri, gelişmeleri ve olanları artık normal ama normalin yanında da tuhaf karşılıyoruz.

Çünkü tuhaflaşıyoruz!
Kötülük yapan da tuhaf, çirkinlik yapan da. İyilik yapıp iyiliği yaparken de tuhafız, güzelliğin içinde de. Konuşurken de, düşünürken de; en kötüsü de davranırken. Karşı taraf hakkında ne düşünür, ne yapar, nasıl tepki verir demeden, umursamadan tuhaflaşıyoruz ve bunu hep yapıyoruz. Hepimiz yapıyoruz, tuhaflaşıyoruz…
Bütün bunların çıkış noktası kalptir. Kalp düşündürür, düşündürdüğünü de beynine teslim ettirir. İşte bu teslimden sonra tuhaflaşıyoruz. Haliyle insanlar tuhaflaşınca sen de tuhaflaşıyorsun. Tepkilerin ve çıkışların da tuhaflaşıyor!
Peki ya tuhaflaşmaktan sonra kaybetmek?
O kimsenin umurunda değil. Tuhaflaşmasını keşfedememiş ki, seni kaybediyor olmasını keşfedip önemsesin!
Ayrılıklar, aldatmalar, kandırmalar, dolandırmalar ve aklınıza gelebilecek bütün kötülüklerin ardındaki sebeplerin içinde yatan tuhaflıktır aslında. İyilik, güzellik, sadakat ve hoşgörünün içine bile soktuk tuhaflığı. Çünkü biz tuhaflaştık!
Tuhaf canlılarız; bazen acımasız, bazen de anlamsız…
Vesselam…
Onur Kale
Otuz Nisan İkibinyirmialtı / Yirmi Yirmiüç