Belkide çok ciddiye alıyoruz hayatın akışındaki o hikayeleri. Tempo diye adlandırdığımız rutininde duygulara esir oluyoruz. Bünyemiz yorgun aslında, ağırlığını yaşıyoruz hayatın illa ki. Yaş ya da yaşayış önemli değil, yeter ki hayata dayalı o düşlere sahip olmaktır mesele. İnsanlar cephesinde yıldığımız düşler bizi yorarken, tecrübe diye nitelendirilen şeye de sahip oluyoruz.
Ölümler, ayrılıklar ve kaybedişler bizi yeniden mi hayata doğuruyor ben bunu kestiremedim ama bildiğim bir şey ki hayat bir şekilde devam ediyor. Kâh iyi, kâh kötü. Yeter ki kendimizi kaybetmeyelim.
Biz, bize sahibiz.. Başka bir ‘biz’ ya da ‘ben’ yok dünyada..
Anlatmak istediklerimiz, söylemek, ifade etmek istediklerimizden kaçınmayalım. Sonuna kadar ne demek ne anlatmak istiyorsak dilimizi yoralım. Herkesin hayatı nede olsa kendine ama başka hayatlara, yaşamlara bir şeyler sunmaktan vazgeçmek, kendimizden de vazgeçmektir..
Kaybolmayalım kendimizde, gölgemizi de önemseyelim. Akışına bırakırken olağanları peşine de düşmeyelim hayatın.
Peşine düşünce kendini ağırdan satıyor hayat..
Onur Kale
Otuz Nisan İkibinyirmi