Ne Oldu Bize ve Her Şeye Böyle

Güneş sanki daha güzel doğuyordu. Ay’da öyle. Güneşin ve ayın üzerimize doğuşunun ve yansımasının ihtişamı daha özeldi. Çiçeklerin mis kokuları daha çok siniyordu, kaplıyordu şehrin her yanını. Ağaçlar ile rüzgarın buluşmasındaki o ses daha büyüleyiciydi. Bizimle aynı dünyada yaşayan bir diğer canlılar, şimdi ki gibi bizden korkmuyordu. İnsanlar daha nezih, daha sakin ve çok daha müstesna idi…

Evet, belkide her şey eskiden çok daha güzeldi ama bu güzelliği berbat eden yine bizleriz. Bunca kalabalığın içerisinde yaşadığımız dünya’da bütün kötülüklerin ardında yatan sebeplerin mimarıyız. Özlem ve hasretle yad ettiğimiz zamanların yok oluşunu bile isteye yaşatan ve yaşayan olmadık mı?

Herkes gibi bende eskileri ve geçmişi anımsıyorum. Anımsamakla yetinmiyor, özlüyorum. Bahsettiğim o eskiler ve geçmişler, kendi yaşamlarımız içerisindekiler değil, bilakis hepimizin ortak yaşadığı değerlerdir. Zamanı ve hayatın içindeki olanları tüketen bir canlılar olarak anımsadığımız her şeyi kötülükle bitirdik. Bitirmekle kalmayıp eskiye ve güzelliğe dönüşe dair hiçbir şey de bırakmadık.

İnsanlar şuan birbiriyle konuşmaktan dahi çekiniyor. Bırakın bir insanın bir insanı hayatına almasını; dostluk, arkadaşlık yada yakın bir ilişki kurmasını, kelam etmekten dahi çekiniyor. Başımızı kaldırıp etrafımıza baktığımızda gözle görülür her şeyin ne denli tadının kaçtığını hepimiz görebiliyoruz. Diyorum ya; güneş ve ay bile sönük. Çiçekler bile kokusuz. Ağaçlar ve rüzgar sanki küs. Yani, sanki kendi hayatlarımızı berbat etmemiz yetmemiş gibi, dünya’da bizlerle birlikte yer alan doğa bile bu durum karşısında adeta bizlere benzemiş halde…

Her yeni bir gün, güne başlarken endişe ile ‘bugün acaba ne olacak?’ kaygısı ile başlamıyor muyuz? Kendi hayatlarımızdaki sıkıntılar bir yana, dünya’da endişe verici gelişmeler karşısındaki tavrımız dahi belirsiz.

Her birimiz yaşımız itibarıyla, dönem dönem yılların büyüsüne ve özelliğine şahit olduk. Ben 90’lar kuşağının neslinden biri olarak kendimi şanslı olarak görürken; o günlerin masumluğu, duygusu ve naifliği karşısında derin bir hasret çekiyorum. Benden önceki kuşaklar, benim şahit olduğum güzel yılların daha da güzelliğine şahit oluşunu kıskanıyorum. Bizden sonra gelen neslin ise her gününü zorluk ve zorbalık arasında geçirirken, dününe geçmişle yarınına ise kaygıyla baktığına hüzünleniyorum. Çünkü her geçen gün tadı kaçan her şeyin yarın daha da kötüye gidişinin endişesindeyiz. Yaşımız ve yaşanmışlığımız ne olursa olsun, artık yılları değil dünün hasretini çekiyoruz…

Herkes ve her şey değişiyor! Kimse kimseye tahammül edemiyor. Saygıyı yitirmiş haldeyiz. Sevgi cümlelerini tükettik. Herkes birbirini fikren aldatıyor. Dostluk, arkadaşlık veya yakınlık önemsizleşip, kötülüğün ve çirkinliğin tesiri altında kalıyoruz. Bunlarla yetinmeyip birde dünyayı mahvediyoruz…

Hiçbir şey eskisi gibi değil…

Ve bundan sonrası için daimi kaygı…

Özledim; sabahları perdeyi araladığımda güneşin bana gülümsercesine yüzüme yansımasını. Yaz akşamlarında mehtabın gölgesinde şehrin sessizliğini dinlemeyi. Gün boyunca insanlarla kelam ederken, anlattıklarından anlamlar çıkarmayı ve çıkardığım anlamları hayatıma katmayı. Birbirlerine saygı duyarak dinlemeyi, dinlerken bir şeyler öğrenmeyi. Hayatın ve dünyanın içindeki meselelere daha duyarlı olup, elinden geldiğince bir şeyler yapmayı yada bir şeyleri değiştirmeye çalışan insanları. Hayatımızda yaşadığımız sorunlara ortak olanları. Derdimizle dertlenenleri. Bir insanla tanıştığımda ‘acaba bana zararı olur mu?’ diye düşünmemeyi, düşünmeden tanımayı. Hayata dair hayatı yaşamayı, yaşarken keyif almayı. Sevmeyi, sevilmeyi. Üzülmemeyi, hüzünlenmemeyi. Ardımda bırakmak zorunda kaldığım her türlü sebebi…

Peki ne oldu da böyle oldu?

Anlamsızlaştırdık her şeyi. Çabuk tükettik. Yıllar ve zamanla yarıştık. Hayatımıza giren ve şimdi hiçte girmesini istemediğimiz nedenlerin etkisi altında kaldık, aldandık. Kötülüğün gölgesinde güzelliği bıraktık. Dünü unuturken yarının peşine düştük. Heba ettik duyguları, içimizde biriktirdiğimiz anıları. Saflığı, duruluğu, önemi ve özeli hiç ettik! Sere serpe bir halde, dünyayı da yorduk, içimizdeki dünyayı da…

Özlüyorum; daha birkaç yıl önceki havayı, doğayı, insanı ve yeryüzündeki tüm masum duyguları…

Ve ben bugün bu yazıyı kaleme alırken; bugün de bitti, yarın ne olacağını bilmeden…

Vesselam..

Onur Kale
Bir Ocak İkibinyirmialtı / Onbeş Otuzüç

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir