Gürültünün Ortasındaki Sessiz Çığlık

Her şey üst üste geliyor değil mi? Bazen öyle bir daralıyorsun ki, şehrin ortasında ya da bir kıyıda avazının çıktığı kadar bağırasın geliyor. Bu bir isyan ya da tükenmişlik değil, biliyorum. Sadece içinde biriktirdiğin her şeyin çözümü gibi…

Tuhaf bir döngüdesin. Karar vermekte bazen zorlanıyorsun. Ne düşündüğüne ya da ne düşüneceğine dahi karar veremiyorsun. Üst üste gelen her şey seni o kadar çok yoruyor ki; kendine bile tavır koymakta zorlanıyorsun…

Bütün bu olanlardan sonra geleceğe dair endişelerin artarken bir yandan da boşvermişlik duygusuna kapılıyorsun. Çünkü olacak olan yine olursa, aynı duyguların esiri altında kalacaksın. İnsanın ve zamanın acımasızlığı ne acı değil mi?

Hayatı sorguluyorsun, yaşamının içinde var olan sebepleri sorguluyorsun. Arada bir geçmişi de yoklarken tatmin olmadığını anlıyorsun. Bu senin zayıflığın değil ki; çünkü sen bu zaman ve insan gibi değilsin, ben biliyorum…

Bazen hiçbir şey anlamlı gelmiyor sana. Anlamı olan her şeyi kendinde yitirdiğini anladığında ne kadar boş geliyor, onu da biliyorum. Kendine anlamlar yaratmak istediğin anda taşıdığın o yorgunluğun farkındayım…

O atmak istediğin çığlığın şiddetini çok iyi biliyorum. Uzaklara gidip, üst üste gelen her şeyden arınma isteğini o kadar iyi anlıyorum ki…

Peki çözüm bu mu?

Başka bir çözüm bulabilir miyiz acaba? Hata yapıyor olabilir miyiz? Üst üste gelen her şeye daha mı çok fırsat veriyoruz sence?

Bunları ara ara düşündüğünü biliyorum. Kendine başka çözümler yaratmaya kalktığında dahi ne kadar bezgin olduğunu görebiliyorum…

Ne yaparsak yapalım, ne çözüm bulursak bulalım; üst üste gelen her şeyin yok olmayacağını, hatta bazen katlana katlana üzerimize geleceğini gayet iyi biliyorum…

Sadece sen değilsin, biliyor musun?

Senin gibi onlarca insan var!

Olanlara senin gibi bakan, olduktan sonra senin gibi düşünen, o çığlığı atmak isteyen ve her şeyden arınmak isteyen onlarca insan…

Yalnız değilsin hiçbir zaman…

Bu olanlar hep vardı. Bize anlatılırdı. Dinlerken öylece bazen üzülür, bazen de endişeyle bakardık. Ancak inan, hiçbir şey yapamazdık…

Hayat zor bir oyun. Yaşamın ise senin elinde olan ince bir ip gibi…

Tartı gibi her şey; bir tarafımız inerken diğer yanımız çıkıyor. Bazense tam tersi gibi…

Acaba zamana mı bıraksak her şeyi? Çok tasalanıp içimize atmasak mı ki…

Biz istesek de istemesek de bize yazılmış senaryoyu oynamıyor muyuz? O hâlde kendimizi daha fazla neden yoruyoruz ki…

Elbette gamsız ve bencil olmayalım. Zaten bize yakışmaz! Onlardan ve olanlardan bir farkımız kalmaz…

Kendimizi biraz olsun daha iyi hissetmek adına, kendimizi zamana mı bıraksak biraz?

Yeter ki kendimizi kaybetmeyelim; benliğimizi…

Yeterince yitirdiğimiz her şeyin peşine düşmek yerine benliğimizi koruyalım. Bu zaman o zaman çünkü…

İnan ki her şey sen istemesen de oluyor zaten; artık şaşırma…

Ben seni her zaman anlıyorum çünkü ben de bunları yaşıyorum…

Gel, zamana bırakalım her şeyi. Bakalım zaman bize neyi gösterip neyi öğretecek…

Aklına ve kalbine dikkat et olur mu?

Sakın onlara ve olanlara uyma!

Artık kendini yorma; biraz olsun kendin için, sakince yaşa…

*Yazar Onur Kale, bu yazısında bir kişiye özgü değil, toplumda bazı insanların yaşadığı bu duruma özgü genel bir yazı kaleme almıştır.

Onur Kale
Yirmiüç Mayıs İkibinyirmialtı / Onbeş Sıfırdokuz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir