Savaşlar Yılı 2026: İkinci Durak İran!

Farslar, Türkler, Araplar, Kürtler ve diğer toplum bireyleri ile dünyanın her daim gündemindeki; zenginlikler, tuhaflıklar ve gariplikler ülkesi İran!

Yıllardır hemen hemen her konuda dünya gündemini işgal eden, hedef tahtasına oturtulan, kendi kabuğuna çekilip, kendi kendine yetebilen bir ülke konuma geldi zamanla İran! Belki de onlar için böylesi daha doğru idi. Bilhassa Batı’nın sürekli gözü önünde olması, geleceği açısından rahatsız edici bir nokta idi. Ancak İran’ın batıdan çok ABD ve İsrail ile daimi başı belada idi. ABD ve İsrail’e göre, İran rejimi güçlenmemeli, savunma sistemlerinde gizli yada açıktan üretim gerçekleştirmemeli ve gerek bölgede gerekse de dünya’da kendi varlıklarına tehdit oluşturmamalıydı. Yalnız, ABD ve İsrail, İran konusunda bunlardan dolayı endişeli ve işgalci bir tavır sergilese de, tuhaftır ki İran rejiminden rahatsız olduğu şeyleri kendileri yapıyordu. Yani İran üretemez, gelişemez, zenginleşemez ama biz bunları yapabiliriz. Tıpkı zamanla Türkiye’ye karşı da bu tavrı sergiledikleri gibi..

1979 İran devriminin İslam dünyasında bir etkisi oldu elbet. Her ne kadar mezhepsel duruşta Şia varlığını ön plana çıkarıp, bunu siyasallaştırsa da İran, diğer mezheplerden Müslümanların o yıllarda gönlüne taht kurmuştu. Öyle ki Humeyni’nin İran’a adım attığı gün ki tablo da, İslam alemi bir ara Humeyni’yi halife konumuna dahi oturtmuştu. Ancak İran’ın zamanla gelişen bazı yanlış politikaları ve bölgedeki ülkelerde cereyan ettirdiği Şia baskısı, Müslümanlar arasında fikir ayrılığına sebep olmuştu. Bu oluş en çokta İsrail’in dikkatini çekmişti. Lakin İsrailoğulları, Peygamberler döneminde dahi, en iyi bildiği fitne halini o zamanlarda da, günümüzde de halen uygulamaktaydı.

İran, rejimin gücüyle kendini geliştirmeye başlamıştı. Dünyanın en iyi mühendislerinin İran’da yetişiyor olması, belki de onlar için bir avantajdı. Teknolojiyi, günümüz şartlarında hayatımızdan parçalara ayırmak yerine ülkelerinin savunma alanında kullanıyordu. Kuzey Kore, Çin, Rusya ve son zamanlarda da Türkiye bu pozisyonda idi. İran bu durumu zamanla güçlendirdi. Bilhassa İsrail’in bu durum çok hoşuna gitmemişti. İsrail istiyordu ki; kendi halinde, rejimin gücüyle Şia oyunları oynayan, din baskılı ve ağırlıklı, etrafa bulaşmayan, gerektiğinde de İsrail’in kontrolü altında olan bir İran düşü vardı. Bunu İsrail 90’lı yıllarda Türkiye için de düşlemişti. Ancak bölgede etkin bir güç olan İran ve Türkiye, İsrail’in bu düşünü adeta su da boğmuştu. İran savunmada güçlendikçe İsrail daha da hırçınlaşıyordu. Siyonizm kuralının temel algısı şuydu; Kenan bölgesinde, yani şuan ki mevcut işgal edilmiş Filistin toprakların da tek güçlü ve hakim İsrail olacaktı, kendisi dışında güçlü olan yada her geçen gün güçlenen mutlak bir hedefti! ABD içinde bu görüş hakimdi. Irak, Suriye, Kuveyt ve Katar’daki ABD üsleri ve unsurları içinde İran bir tehdit idi. Ancak kimse şu soruyu soramıyordu; İran’ın güçlemesi ve savunmaya adadığı kuvvet ABD ve İsrail için miydi? Elbette hayır!

Her ülke kendi imkanları doğrultusunda savunma alanında güçlenmek ister. Bilhassa da savaşlar dönemine girdiğimiz şu süreçte, dünya ülkeleri ”kendimizden başka kimsemiz yok!” düşüncesinde savunmaya ağırlık vermektedir. İmkanı olan kendi üretmekte, imkanı olmayan da kendine yakın ülkelerde savunma alanında ihracat yapmaktadır. Türkiye’nin ürettiği insansız hava araçları, dünyanın ilgisini nasıl çekiyorsa, İran’ın ürettiği füzeler ise pekte kimsenin cazibesi haline gelemiyordu. Bu durum biraz politik, stratejik ve pozisyonlar ile alakalı idi. Yani ABD’nin İran’dan füze satın aldığını düşünün. Bunun gibi..

iran

2025 yılının Haziran ayında dünya adeta şok geçirmişti. 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze’ye ağır bombardıman başlatan İsrail, hırsını alamadan şımarık bir çocuk edasıyla, türlü bahanelerle bölge ülkelerine saldırıyordu. Gazze’nin yanı sıra; Lübnan ve Yemen bu saldırılardan nasibini alanlardı. Ancak ne olduysa birden bire İsrail İran’ı ABD’nin verdiği cesaret ile hedef tahtasına oturtmuştu. Yıllardır söz düellosu ile birbirini tehdit eden bu iki ülke, ilk kez karşı karşıya gelmişti. Ara ara İran’da Mossad üzerinden suikastler gerçekleştiren İsrail bu kez İran’ı vurmuştu! Kendilerine göre gerekçeleri; İran Nükleer Programı idi. Bu program İsrail ve ABD için bir tehditti! Sözde barış elçimiz Trump bu meseleye diyalog ve diplomasi ile çözmeye yeltenmişti. Aslında ileri de olacaklar için bir bahane idi. İran diyalog ve diplomasiye olumlu cevap vermesine rağmen, şımarık çocuk İsrail yerinde durmuyordu. Siyonizm inancının verdiği şımarıklık, yıllardır süren söz düellosunu gerçeğe dönüştürmüştü. 12 gün süren savaş füzeler savaşı idi. İsrail İran semalarında savaş uçaklarını uçurmuş, füze saldırıları usanmadan sürüyordu. İran ise bu girişime sadece ürettiği füzeler ile cevap verebilirdi. Her iki ülkede tahribat olmuştu ve her iki ülke aslında birbirini test etmişti. Sözde barış elçimiz Trump, İran’a ait nükleer programın bulunduğu alanı ABD savaş uçağı ile vurduğunu ve savaşın son bulduğunu söyledi. Ben bu 12 gün süren füze savaşını prova savaşı olarak yorumladım. Gelecekti büyük bir savaş olur mu, işte bunu bize siyonizm ve evanjalizmin uyduruk inançlarına bağlı diyorum. Ne acı değil mi? Bir ülkenin kaderi, iki sapkın görüşteki ülkenin elinde!

Aynı yılın Aralık ayında İran’da küçük çaplı protestolar başladı. Mevcut Cumhurbaşkanı ve hükümetine ekonomi politikaları sebebiyle ses yükseltme başlamıştı. Küresel eflasyon meselesi İran’ı iyiden iyiye vururken, 28 Aralık 2025 tarihinde protestoların dozajı arttı! İran halkı haklı protestolarını başkent Tahran’da yaparken, o sıralarda İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Trump’ı ziyaret etmişti. Masadaki konu; Gazze’deki ateşkes ve Hamas’ın silah bırakması ve İran’a yeni bir saldırı düşüncesi. Bunu en çok dillendiren de İsrail ve ABD medyası olmuştu. Yani zemin hazırlanıyordu. Ne zaman Netanyahu İsrail’de evine döndü, İran’daki haklı protestolar başka bir hale büründü. Ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve eflasyon şikayeti, siyasi ve mezhepsel duruma evrildi. O ziyaret sonrası protestoların şiddetlenmesi ve sokaklarda ölümlerin artması elbette düşündürücü idi. Mevcut İran rejimi, Şia hakimiyeti ve Hamaney’in varlığı sorunsalı pozisyonuna geçmişti o haklı protestolar! İran bayrakları indiriliyor ve yakılıyor, Hamaney’in portrelerine ayak basılıyor ve bazı Şia merkezlerine saldırılar düzenleniyordu. İsrail Başbakanı durur mu? Protestoculara koşulsuz desteğini açıklarken, sözde barış elçimiz ve diyalogcumuz Trump bu kez alenen İran’ı tehdit ediyordu. Ben bu makaleyi kaleme alırken protestoların şiddeti artıyordu. Hatta trump bugün (10 Ocak) İran’ı vurmakla tehdit ederken, Hamaney ise günler sonra bir açıklama yapmıştı; ABD kendi ülkesine baksın! Bence en net ve haklı bir cevaptı..

Bu yazı dizisinin ilki olan İlk Durak Venezuela adlı makalemde de vurguladım. 2026 yılı savaşlar yılı olacak! 03 Ocak 2026’da Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması; savaşlar, iç karışıklıklar, darbeler ve kaos’un ilk etabı idi. Siyonizm ve Evanjalizm artık bir şeyler yapmalıydı. Gazze’de hüsrana uğrayan İsrail, karizmasını 12 gün test ettiği İran üzerinden düzeltmek ve kendisi için tehdit gördüğü molla rejimini bertaraf edip kendinden biri olan yeni bir sistemi dizayn etmekti. Bölgede hala ağır abi rolünde pay biçen ABD ise, İsrail’in bu fiyakalı görüşünü hem dini (evanjalizm) hemde siyasi olarak hoş karşılıyordu. Ne komik değil mi? 6 ay önce savaşmaya yeltenip, tartıda İran’ı tartan ve daha sonra barış cümleleri kuran ABD ve Başkanı Trump, şimdi top yekün İran’ı alma derdin de? Demek ki İran’ın Nükleer Programı kendilerine tehdit değilmiş ki; savaş nedeni de değilmiş? E İran halkının kendi sorunlu ekonomisinden kaynaklı tepkisi neden şimdi savaş sebebi? Siyonizm gerçekten ruh hastalığı!

Sevgili okuyucular; sizler bu makaleyi okurken yada okuduktan sonra muhtemel İran’a müdahale gelebilir. Amaç ve gayeyi size aktarmaya çalıştım. Mesele İran’ın nükleerleri yada kötü ekonomisi değil. Hatta şuan farkına varamıyorlar olsa da, ABD ve İsrail için İran halkı umurlarında da değil! Şayet mevcut İran rejimi, bu iki sapkın ülkenin saldırısı ile sonlanırsa, bence İran halkı için süreç daha kötüye evrilir kanısındayım. İran halkı, özellikle kapı komşusu Irak’ın 2003 yılındaki ABD müdahalesi ve Saddam Hüseyin’in devrilmesi sonrası gelişen, aslında gelişemeyen sürecinden ders çıkarması lazım. ABD’nin tarihler boyunca hiçbir ülkele kaostan başka; ne demokrasi nede güzellik getirmediğini herhalde anlamış olmalıyız. Siyonizm’in sadece bölgede değil, dünya nezdinde de tehlikeli bir görüş olduğunu anlamalıyız. Dünyanın bir diğer ucunda yer alan Fiji ülkesinin siyonizme evrilmesi, Somaliland ile Azerbaycan yönetimlerinin de siyonizm şemsiyesi altına girmesi en somut örnektir! Yani bu adamlar sadece Kenan Bölgesi (Filistin) ile sınırlı kalmayıp, dünyanın her yerinde hüküm ve hakimiyet sürme gayreti içerisindeler. Biz meseleye hala Büyük Ortadoğu Projesi olarak bakıyor olsak da, meselenin BOP ile pekte alakası yok. Belki de BOP diye bir şey saadece söylemden ibaretti. En basit örneği Gazze! Hamas’ı 2 yılda deviremeyen ve Gazze’yi elde edemeyen İsrail, BOP ile nasıl bölgeye hakim olabilsin ki? ABD olmasa zaten hiçler de, neyse..

trump netanyahu

İsrail’in tek gayesi siyonizmin verdiği sapkın görüş ile ilk makalemde de belirttiğim gibi, Evanjelistler ile aynı görüşte olup kıyameti hızlandırmak ve yaratıcının onları Cennet ile ödüllendireceği görüşü! Ne saçma geliyor bu görüş değil mi? Ancak onlar için bu bir gerçek ve derhal, gecikmeden bu müdahaleleri yapmaları lazım. İşte ikinci ve onlar için kıymetli durak İran! Tel Aviv’de yaşayan bir siyonist Haham, Gazze ile alakalı konuşurken şunu ifade etmişti; ”biz israiloğulları için kıyamet daha yakın olmalı, olmalı ki Rabb’ın ödülünü kazanmalıyız, bunun içinde kıyameti biz hazırlamalıyız!” Yani açık açık ifade ediyorlar! Bazılarımız bu psikoloji yada görüşe ”komplo teorisi” diye baksa da, onlar bu bakış adı altında istedikleri yerlerde sırıta sırıta kendi kıyametlerini hazırlıyorlar?

Peki ya İslam ülkeleri?

Peki İran ne yaptı?

İran gönül kırdı. İslam aleminin tepkisi alacak çatışmalarda bulundu. Esad döneminde Suriye’de mezhepsel bir pozisyona geçti. Ortadoğunun kasabı rolündeki Kasım Süleymani önderliğinde birçok Müslüman kurban oldu. Lübnan’da Hizbullah’a, Yemen’de Husi’lere verilen desteklerle katliamlar genişledi. Haliyle İslam alemi İran’a o süreçte hem mesafeli durdu hemde öfke kustu. Bu durum, İran’ın şuan ki ABD ve İsrail gölgesinde mücadele ediyor olmasında, Müslümanların sözlü dahi destek olmayışı ile yalnızlığa terk etti. Acı ama ne yazık ki gerçek..

Peki siyonizm kendi kıyametini hazırlarken diğer İslam ülkeleri ne yaptı?

Mısır ve Ürdün, Gazze’ye sırt çevirdi. Suudi Arabistan, Yemen’i yerle yeksan etti. Birleşik Arap Emirlikleri pasta da benimde payım var diyerek, oda Yemen’e yüklendi. Irak’da mezhepsel güçler genişledi. Kuveyt köşesine çekilip İslam aleminde olanları izledi. Bahreyn’i anımsayan yok. Sudan ortadan ikiye ayrılışı yetmemiş gibi, şimdi kendi yönetimi içinde bile birbirine girdi. Sadece ülkemiz Türkiye tavır aldı; ne yazık ki diplomatik tavırdan başka bir çabamız yoktu, olamazdı da. Yahu, çevresindeki İslam beldeleri birbirini yerken, Türkiye ne yapsın?

Sevgili okuyucular; ikinci durak ne yazık ki İran! Bugün yada yarın, veya 2026 yılı içerisinde, İran’ın pozisyonunu fazlasıyla konuşacağız. İran halkı ya mevcut rejim ile hayatına devam edecek yada siyonizm ile evanjelizmin sapkınlığı ile ömrünü tamamlayacak. İşte bunu da bize biraz zaman, biraz da İran’ın tavrı gösterecek.

Hep söylediğim gibi; dünya, ”3. Dünya Savaşı”na değil, ”Sonuncu Dünya Savaşı”na girmektedir, ki bu savaş siyonistlerin kıyameti gibi değil; yüce yaratıcının çokta hoşuna gitmeyecek bir hal ile insanoğlunun kendi kıyametini hazırlamasına sebebiyet verecektir.

2026’ya tekrar hoş geldiniz..

Yazımın 3. Bölümünde görüşmek dileği ile; vesselam..

Onur Kale
On Ocak İkibinyirmialtı / Sıfırüç Kırksekiz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

2 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir