Bazen durduğun yerde, yer yerinden oynar. Üstüne yığılıverir her şey. Çaresiz kalırsın. Elinden hiçbir şey gelmez. Sadece olduğun yerde kalır, adım atamazsın. Canın acır, kalbin ağrır, göğsünün ortasında hissedersin sızını. ‘Ne yapacağım ben?’ diye söylenir durursun.
Oysa hiçbir şey olmamıştı o an. Her şey fazlasıyla normal ve düzenli bir şekilde devam ediyordu. Ortada bir şey yoktu! Aniden gelişen bu durum, seni fazlasıyla şaşırtmış ve fazlasıyla yormaya başlamıştı. Ne yapacağını bilmez hale gelişin, en can alıcı ve can sıkıcı bir durumdu. Psikolojin, düşünce yeteneğin ve elden bir şey gelmemesi hali, seni çok derinden etkilenmişti.
Peki durduk yere neden böyle bir şey olmuştu?
Bu durumun üzerine ne düşünmeli ve ne yapmalıydı insan?
Çaresizce ve sanki elleri kolları bağlı şekilde kalışı yıpratır insanı. Düşünce yeteneğini yitirip, hiç yapmayacağı yada kendinde tanık olmadığı şeyleri görüşü dahi fazlasıyla bunaltıcı ve can acıtıcıdır.
Hiç kimse başına gelecek olayları önceden bilemez. Hiçbir insana bu yetenek verilmemiştir. İnsan, yaşayacaklarını önceden görüp yada düşünüp asla önlem alamaz. Ne yaşayacaksa insan, yaşamak zorundadır. Bu başımıza gelen iyi veya kötü olaylar zinciri için geçerlidir. Her yaşantının belirli kademeleri ve dereceleri vardır. Hata, yanlış ve doğru bu ince çizgide asılı olan birer nedenlerdir.
Ölüm ve ayrılık, insanın talihidir. Yaratılış sebeplerimizden biri de budur. İnsan, sevdiği bir insandan veya başka bir canlıdan her an ayrılabilir. Hiç ummadığı bir anda ayrılığı tadabilir. Bu, dünya hayatının kanunu gibi görünse de, genel olarak yaratıcının insana sunduğu bir sınavdır. Yaratılış sebebimizle hayatımızın, dönem dönem zamansız diye tabir edeceğimiz zamanlarında dahi karşılaşması mümkündür…
Böylesine aniden veya zamansız diye tabir ettiğimiz zamanlarda yapmamız gereken tek şey aklımızı, kalbimizi kaybetmememizdir. Çünkü yaşadıklarımız ve bundan sonra yaşayacaklarımız bizim elimizde olan şeyler değildir. Aklımızı kaybettiğimiz zaman, zihnimiz bulanır. Hiç düşünmemiz gereken şeyleri düşünür, hatta bazen o düşündüklerimize inanarak uygulamaya dahi kalkarız. Kalbimiz, bedenimizin en hassas organı olduğunu unutmamalıyız. Aklımızda taşıdığımız ve düşünmememiz gereken, ama düşündüğümüz düşünceleri kalbimize taşırsak, kalp incinir, sahip olduğu beden ile iletişimi kesilir. Kalbinin sesi yok olur..
Mühim olan şu; İnsan ne yaşarsa yaşasın, kendini kendinde kaybetmemelidir. İnsan, her yaşadığından ders almalıdır. Ona sunulan iyi veya kötü yaşantıların üzerine gitmeyip, ‘Bana yaşamam için bu uygun görüldü’ diye düşünerek, başına daha kötü bir şey gelebileceğini, ancak, yaşadığı bu olayların sadece küçük ve büyütülmeyecek bir mesele olduğunun idrakine varmalıdır. İnsanın her an başına her şey gelebilir. Mücadele edebilecek, üstesinden gelebilecek ve sonucu zaferle bitebilecek bir gücü olduğunu unutmamalıdır. Bu gücün sahibi insanın kendisinden çok, onu bu dünyaya bağışlayanın olduğunu unutmamalıdır.
Çaresizlik, tükenmişliktir. İntihar gibidir. İnsan, ne zaman kendini kaybederse, o zaman intihar etmiş sayılır. İntihar, sadece bedensel bir olay olmayıp, zihinsel de bir olaydır. Aklını yitiren insan, her ne kadar yaşıyor gibi görünse de, aslında zihnen intihar ermiştir. Toparlanması ve kendine gelmesi epeyce bir zaman alabilir. Böyle durumlarla karşılaşmamak için, insan her zaman aklını ve yaşadıklarından sonraki psikolojisini korumak adına, ona bu duruma yaşatana şükran duyup, daha kötü şeylerde yaşayabileceğini unutmayıp, her şeye rağmen bu haline şükür etmelidir. Şükür, insanın kendine ve onu bu dünyaya bağışlayanına samimiyetidir..
Şimdi oturduğunuz ve bu yazıyı okuduğunuz yerden kendinize şunu diyin; ‘Ben neler yaşadım, şuan neler yaşıyorum ve bundan sonra belkide neler yaşayacağım. Buna ne kadar hazırlıklıyım. Mücadeleci halim, çaresizliğimin önünde mi? Yaşadıklarımın üstesinden gelebildim mi? Bundan sonra yaşayacaklarımın üstesinden gelebilecek miyim? Bunları bana yaşatan ve beni aslında sınayan nedene şükran duyacak mıyım? Ben başarabiliyor muyum?
Hiç kimse kusursuz değildir. Her insan bir şeyler yaşamaktadır. Önemli olan, kendinizi bilmektedir. İnsan, ne zaman kendiliğini fark edip görürse, o zaman yaşadıklarından ve hayattan, daha az sıyrıklarla kurtulur.
Kendinizi ve kendi kıymetinizi bilin. İnsanın bu dünyada bir şeyler yaşamak, yaşadığı ile mücadele etmek ve sonucuna katlanmak adına yaşadığını unutmayın.
Şimdi derin bir nefes alın ve yarınlarınızı umutla bekleyin.
Dün dünde kaldı. Bugünde bitti. Yarın ne olacağını bilmeden..
Onur Kale
Otuz Aralık İkibinyirmiüç