Her gün birbirimize tebessümle bakıp ‘günaydın’ dediğimiz sabahlardan, başımızı öne eğip yada kafamızı çevirip, birbirimizin yüzüne bakmadığımız akşamlara vardık..
‘Biraz canım sıkkın’ dediğimizde ‘gel konuşalım, rahatla’ dediğimiz günlerden, birbirimizin derdine dertlenmeyip, umursamadığımız günlere..
Kimsenin kimseye güvenmediği, inanmadığı, çıkar sağladığı, sevemediği, sayamadığı, en kötüsü de görmezden geldiği günlere eriştik..
Bunu, biz kendi ellerimizle yaptık. Yaşadığımız dünyayı, kendi ellerimizle önce kirletip sonra yaşanmaz hale getirdik.
Aşkı tükettik, sevginin tanımını değiştirdik, kalbimizi ve duygularımızı yitirdik, insanlığın ne olduğunu bilemedik, yardım edemedik, hep elde etmeyi denedik, bizler çok değiştik..
Neden böyle olduk? İçimizde kavrulduk. Birbirimizi, birbirimizden uzak tuttuk. Yokluktan kaçıp, çokluğu gördük. Elimizdekilerle kendimizi güçlü sandık. Kendimizi başkalaştırdık.
Sonra hep şikayet ettik. Birbirimizi dinlemedik. Oturup, kederlendik. Kendi ellerimizle, yaptıklarımıza dertlendik.
Hiç kimse iyi değil. Herkes mutsuz ve umutsuz. Kırgın, yılgın ve fazlasıyla yorgun. Ama herkes kendi kendine bu hale geldi. Bile bile böyle oldu.
Kendinizi ve özünüzü bulun! Kendinizi, kendinizde kaybetmeyin..
Bir gölgeniz olsun ve baktığınızda sizi, sizde hatırlatsın!
Onur Kale
Onbeş Ocak İkibinondokuz