Gökyüzündeki bulutları ellerimle sıyırıp simalar arıyor gibiyim. Ansızın gidenlerin peşine düşecek kadar da yalnızlığı iliklerime kadar hissediyorum. Gidenleri geri getiremeyeceğimi biliyorum ama öyle bir duygu ki bu, hasretim ile kalbim arasında sıkışmış gibiyim; söz geçiremiyorum…
Yerden göğe bakıyorum, selam veriyorum. Beni var edene, benim hayatımda olup ansızın gidenlere, gökyüzünden bana bakanlara, dudaklarımdan çıkan cümlelerimin vardığına inandıklarıma. Selam olsun onlara…
Bir yanım eksik olsa da sanki benimle hâlâ varmış gibi olanlara…
En çok da sevdiğim, üzerine düştüğüm ve kaybetmekten korktuklarımı yitirdim ben. Öyle bir zamanda gittiler ki; hayatıma dokunacaklarını, dokunduklarında bu meşakkatli hayatı kolaylaştıracaklarını bildiklerim… Gittiler; zamansız, ansız ve habersiz…
Keşke ölümler haberli olabilseydi. Ağırlığın altında kalırken gideceklerini bile bile onlarla son kez de olsa doyasıya dokunabilseydik…
Bizlere vaat edilen gerçek dünyada buluşacağımızın heyecanını yaşıyorum ben. Şayet, beni var edenin huzurunda, bu dünyada iyi bir insansam, belki o dünyada yitirdiklerime kavuşurum düşüyle planlar dahi yapıyorum. Bu dünyada yarım kalmışlığımın hüznünü biraz olsun hafifletiyorum. Zaten kendimi de şu an içinde bulunduğum dünyaya ait hissetmiyorum…
Ne tuhaf değil mi? Etrafımızda hasretle yâd ettiğimiz insan sayısı parmakla gösterilecek kadar az! Hep gidenleri hasretle ve burnumuzun direği sızlaya sızlaya anımsıyoruz. Kalanlar kötü değil elbet, ancak gidenler kadar da iz bırakmıyorlar bizde…
Ölüm hüznü değil aslında bizimkisi; tam anlamıyla, bir yanımızın yarım kalmışlığından doğan hasret…
Onlarla kavuşacağız bir gün, biliyorum. Bize ayrılmış daha geniş bir zamanın içinde sonsuzluğu yaşayacağız. İçinde kötülüğün, bencilliğin, çıkarın ve nezaketsizliğin olmadığı sonsuz bir yaşam. Belki de bizim gibilerin, samimiyetimizin ve taşıdığımız iyi niyetimizin yansımasıdır orası. Hak edip etmememiz elbette şu an haddimiz değil, ancak düşü bile heyecan verici…
Çok özledim sizleri. İçimde hikâye biriktirdiğim sizleri… Anımsarken tebessüm ettiğim, bazen de boğazımın düğümlenip gözlerimin nemlendiği sizleri…
Gökyüzüne bakıyorum; bazen bir kuş, bir bulut, yağmur damlası ya da güneşin ışığı…
Yeryüzüne bakıyorum; bazen bir çiçek, bir kelebek, yaprak ya da su…
Suretlerinizi görüyorum her yerde…
Sizi çok özlüyorum; ansızın gidenler, bizi ve hikâyemizi yarım bırakıp gidenler…
Doğduğum günün bir gün öncesinde, bir bayram gününde, yerden göğe selam ve sevgiyle…
Onur Kale
Yirmibir Mart İkibinyirmialtı / Onsekiz Yirmibeş