Geçtiğimiz günlerde yakın bir arkadaşım bana, bir konu üzerinde konuşurken ”insanların ne söylediği ile bu kadar ilgilenme, boş ver!” dedi. Oysa konuştuğumuz konu ile konunun içinde bahsi geçen insanın bana söylemiş oldukları çokta üzerinde durulacak değildi ancak o yakın arkadaşıma sadece sitemimi ifade edip, üzüntümü belli etmiştim. Birkaç saat sonra eve geçtiğimde yakın arkadaşımın neden bana bu denli bir telkinde bulunduğunun üzerinde durdum. Hayatı ve insanları çok kafaya takan, zihnimi yoran yada gündelik yaşantımı hayat ve insanlar açısından işgal eden biri değilimdir. Ancak o yakın arkadaşımın o sarf ettiği telkin aklıma takıldı. Kendimi sorguladım bir an! Acaba dedim, kendimi kendimde gördüğüm değil miyim?
Hayatın değişkenliği ile insanların korkutucu boyuttaki tavırları konusunda birçok yazı kaleme aldım. Tarif ettim, anlattım. Gerçekler ile yüzleşmemizi ve bu değişkenlik içerisinde neler yapabileceğimizi cümle cümle yazdım. Bazen yazdığım yazıların içeriğinde boğulduğum da doğru. Çünkü herkes ve her şey o kadar bambaşka bir haldeki; bu değişkenlik ve geleceğe dair kaygı, beni de fazlasıyla etkiliyor.
O güne dönersek..
Eve geçtiğimde, konuyu anlattığım ve konunun içerisinde geçen insanın bana söylemiş olduklarından çok; konuyu paylaştığım ve bana ”insanların ne söylediği ile bu kadar ilgilenme, boş ver!” diyen yakın arkadaşımın bu telkinin üzerinde durdum. Sahi, insanların ne söylediği ile ilgileniyor muydum? Boş veremiyor muydum? İşte tam noktada kendimle bir savaşa girdim..
Oysa gerçekten takıntılı bir insan değilim. En azından hayatımın şu aşamasında. Çünkü yaşadığım olayların tesiri ile edindiğim tecrübe bana bunu öğretti. Ayrıca hayatın ve insanların çok daha başka korkutucu bir boyuta evrilmesinde de bunu etkisi var. Çünkü bana göre dünya son zamanlarında ve bütün bu olanların sebebi de bundan kaynaklı..
O gün kendimle girdiğim savaşta, kendimden çok insanların birbiri ile olan yarışının üzerinde durdum. Birazda iyi niyetli insanların iyi niyetinin kötümser algılanışını gözlemledim. Bu ikisi arasında derin bir uçurum olmasına rağmen, o gün kafayı buna taktım. Uzun zaman sonra bir konuyu kafama takışımın da nahoşluğunu yaşamadım da değil. Ve başladım içimde cümleler ile yarışmaya, notlar almaya ve gözlemlerimi kendi kendime sunmaya..
İnsanların birbiri ile olan yarışı hayatın her aşamasında karşılaşabileceğimiz bir durum. Bilhassa iş ve aile bireyleri arasında bu durum ile daha sık karşılaşırız. Gerek çalışma hayatındaki performans, gerek eğitim alanındaki üstünlük, gerekse aldığı miktarın çok daha fazlasını hak etme hırsı. Aile nezdinde ise, bu durum daha çetrefilli olabilirken, daha çok sahip olma duygusu genelde daha ön plana çıkıyor. Yani aile ilişkilerindeki yarış bir nebze iş hayatındaki yarıştan daha zor, gizemli ama erdemli diyebiliriz. Tabi bunlar sadece size sunduğum, gözlerimizin önünde hemen hemen her gün cereyan eden meseleler. Ancak bu yarışların içeriğine girersek eğer; günümüz dünyasının bize sunduğu büyülü bir atmosferden kaynaklı. Hayatın içerisindeki olağanların cazibesi de var. İnsan şu hayatta daha çok şeye sahip olabilme duygusu ile akla gelmeyecek her türlü girişimin içerisinde olabiliyor. Bu girişimin içerisine hırs, kibir ve bencilik de girince işte kötülük tam burada başlıyor. İnsanların birbiri ile olan yarışında adalet zaten beklenemez. Çünkü bir insan başka bir insan ile dünyevi hallerde bir yarış içerisinde ise sonu pek hayırlı olmuyor. Çünkü aldandığı her şeyin gelip geçici olduğunu o an idrak edemiyor. Gerek iş, gerek aile ve gerekse aklınıza gelebilecek her türlü ilişkilerde var olan bu yarışın sonu kesilmeyecek olsa da, sonunda kimse karlı çıkmıyor. Yani her şey boş ve anlamsız. En gerçekçisi ise; yalan..
İyi niyetli insanların niyetinin okunması ise çok acı. Aslında niyet okuyanları da anlamak gerek. Güvenin bu denli sarsıldığı bir dönemde insanların kurmuş olduğu bir cümleden anlamlar çıkarmak yeridir. Yukarıda yazmış olduğum insan ilişkilerindeki yarışın temel nedenlerinden biri de buydu aslında. Güven duymayan insanlar belirli bir zaman sonra yarışa girişir. Kimisi dünyevi haller için yarışırken, kimisi de iyi veya kötü insan olma yarışı içerisindedir. Gerçekten şu dönemde iyi bir insan olma, insanlara ve insanlar dışında başka canlılara dahi faydalı olma niyetiyle kendiyle bile yarışan insanlar var. Kötü insanlardan hiç bahsetmiyorum, onlar hayatın her alanındalar, hatta bazen fark edemesek bile yanı başımızdalar..
Peki böyle bir yarışın, gayretin, iyi niyetlerin veya kötülüğün olduğu süreçte, o yakın arkadaşımın söylediği gibi ”insanların ne söylediği ile bu kadar ilgilenme” cümlesine hak vermeli miyiz?
Evet!
Size bir kötülük yapıldığında üzüntünüz bir zaman sonra hırsa dönüşebiliyor. Bu hırsın zararı size kötülük yapan insana değil, direk size oluyor. Bir insanın sizinle her alanda olan yarışına, bir yarış ile cevap vermeye kalkarsanız, o insandan hem farkınız kalmaz hemde elde ettiğiniz tüm çaba, birikim ve tecrübeyi silip atmış olursunuz. Çünkü ikili insan ilişkilerindeki yarışın hiçbir zaman galibi olamaz. Lakin yarıştığınız tüm sebepler bu dünyada geçici duygulardan ve büyülü atmosferin vermiş olduğu aldatıcı güzelliklerden ibaret! Yani diyeceğim o ki; kısmetimiz ve nasibimizde ne varsa onu kabullenmektir..
O arkadaşımın söylediği o cümleden ben şu anlamı çıkardım kendime; insanlar hakkımda ne düşünürse düşünsün, ne söylerse söylesin, benimle ne niyetle olursa olsun ve hangi yarışın içerisinde olursa olsun; ben benim! Hayatın bana layık gördüğü yaşam da bu ve daha fazlasına sahip olmam yada insanların benimle ilgili söylediklerine karşılık verecek olmam benliğimi yitirmeme sebeptir. Buda kendime olan saygımı yitirmeme nedendir. Kaldı ki; şu süreçte böylesine acımasız bir hayatın ve insanların içerisinde farklılık yaratamayacak olursam, benim o insanlardan ne farkım kalır ki..
Bir insan kendisinin aynasıdır. Aynaya her baktığında kendini gören ve kendiyle yüzleşebilen insan olgundur. Yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan arasında kendini özel kılan insan, öz güvenlidir. Kötülüğü bilmeyen, iyi niyeti muhafaza eden, yaşadığı dünyada kendiyle beraber tüm canlılara saygı duyan, bilhassa insanlara güzel cümleler sarf edip aklından ve fikrinden güzellikler geçiren insan hep kazanım sahibidir. Yani insanların sizin hakkınızda söylediklerine değil, sizin aynanıza, kendinize baktığınızda kendinizde ne gördüğünüz önemlidir. Çünkü insan, en nihayetinde kendi içinde yalnızdır..
Bambaşka ürkütücü bir boyuta geçen bu hayatta ve hayatın içerisindeki insanların arasında kendinize ait bir dünyada yaşam sürmek istiyorsanız şayet; havada uçuşan cümlelere, arkanızdan sarf edilen sözlere, haberiniz olmadan size yapılan kötülüklere bakmayın, umursamayın ve önemsemeyin. Dünyanın şuan ki dönemi, kötü ve kaba insanların dönemi. Merhamet ve saygınlık zaten beklemeyin. Size vaat edilmiş gerçek dünyaya kadar şuan ki iç dünyanızda sükunet içerisinde yaşamaya devam edin..
İnsanlarla yarışmak yerine yada hakkınızda söylenenleri ısrarla duymayı istemek yerine; benliğinizi ve kendinizde muhafaza ettiğiniz değerleri korumaya devam edin. İşte o zaman daha mesut bir yaşama ve sizin gibi saklı kalmış insanlara erişebilirsiniz..
Ve tekrar ifade edecek olursam; bir insan kendisinin aynasıdır..
Vesselam..
Onur Kale
Yirmibir Ağustos İkibinyirmibeş / Yirmiüç Sıfıriki