İnsanlar kendi aralarında kendilerini çeşitli sınıflara ayırdılar. Bunu bile isteye yaptılar. Yani yaratılışımızla değil aslında, tamamen kendi arzumuzla gerçekleştirdiğimiz bir tablo. Sınıflandırma, sınıfçılık ve benzeri tanımlar genel olarak insanların insanlara ne denli kötülük yaptığının en somut göstergesidir.
Okuyan ile okumayan, araştıran ile araştırmayan, kavrayan yada kavrayamayan gibi türlü durumlar hayatımızın bir parçası. Bunu imkanları dahilde yapabilenler olduğu kadar, imkanı olmadan yapamayan ama imkanı olduğu halde hiç yapmayan yada yapmak istemeyenlerle dolu etrafımız. Birçok örneği var aslında..
Dünya hayatında birçok insanda üstünlük hastalığı vardır. Aslında bunun adı kibirdir! Kendini herkesten ve her şeyden üstün görme, karşısındaki insan ne söylerse yada nasıl davranırsa davransın hep bir hata ve yanlış olarak görme; en tuhafı da o herkesi eleştirebilir ve yanlışını rahatlıkla söyleyebilir ama onu kimse eleştiremez ve tek kelime dahi edemez..
İşte bu kibirli insanın vasıflarından sadece birkaçı!
Kibir; okuma, iyi bir eğitim görme, kendini geliştirme, toplum nezdinde bir adım önde olarak görülme değildir. Bu saydıklarımın hiçbirini yapmadan yada yapamadan da kibir sahibi olan insanlar var. Kibir bir ruh hastalığıdır, denge bozukluğudur, öz güven eksikliğidir ve ezikliktir aslında!
Oysa; hiç hata yapmadığına, yanlışa düşmediğine, her şeyi bildiğine, herkesi kontrol altına alabileceğine inanan kibirli insan profili, aslında en büyük hataya ve yanlışa düşen, hiçbir şey bilmeyen, sadece kendisini kendinde kontrol edebilendir. Yani kibir sahibi bir insan aslında toplum içerisinde en vasıfsız sayılabilecek cinstendir. Yani bir karşılığı yoktur insanda. Daima yalnızdır, kimsenin muhatapı değildir, ciddiye alınmayacak kadardır.
Mesleki alanda, iş ve aile hayatında kibirli insanlarla her geçen gün karşılaşıyor ve hatta bazen zoraki zaman geçirmek zorunda kalıyoruz. Bilhassa sosyal medyanın vermiş olduğu özgürlük ve güven duygusu bazı insanlarda kibri daha da yoğunlaştırmaktadır. Kendini beğenmişlikte olan bu kibir hastalığın çağımızın gerçekten en büyün sorunudur!
İnsan, kibirli insan karşısında tavrını net bir şekilde koymalıdır. Kibirli bir insana karşı; ”Şimdi bir şey söylersem, cevap verirsem yada bu yapmış olduğu davranışı tasnif etmediğimi ifade edersem acaba bir şey olur mu, bir şey söyler mi?” düşüncesinde isen şayet; hayır bu yapacağın en doğrusudur! Çünkü kibirli insanların yüzüne gerçeği doğru cümlelerle vurmak, onların canını acıttığı kadar, kibrini o an kalbinde ve ruhunda dindirmekte ve hatta söndürmektedir! Yani anlayacağınız kibirli insan gerçekleri duymaktan hiç ama hiç hoşlanmaz..
Hiç kimse hiç kimseden üstün değildir. Herkes bildiği ve gördüğü kadar tecrübeli, hayatın layık gördüğü yaşamı kadardır..
Hepimiz bir şeyler yaşıyoruz ama yaşadıklarımızdan ne kadar tecrübe ediyoruz? Diyelim ki tecrübe ediyoruz bu tecrübeleri insanlarla nasıl paylaşıyoruz? Üstünlükle mi yoksa yardım severlik ile mi? İşte en ince ayrıntı bu! Üstünlük kibre, yardım severlik merhamete vesile olur..
İnsan var olduğu kadardır ve içinde yaşadığımız dünya bir rüyadır. Bu rüyaya kapılıp aldanırsak eğer; her türlü kötülüğün ve çirkinliğin başı olan kibre bulanırız, ama yok rüyaya kanmayıp bize sunulan hayatı kabul edip yaşamımızı bir şekilde sürdürürsek eğer hemen arkasından merhamet, sadakat, iyilik ve güzellikler gelir..
Kibirlenmeyin; kendinizi bilin!
Vesselam..
Onur Kale
Otuzbir Aralık İkibinyirmibeş / Sıfırbir Kırkbeş