bilinmez…

22 Kasım 2008

Ne olucak böyle belirsiz hayatlar!
Kaderine terk edilmiş düşünceler
Dokunamadığın zamanlar…

İsteyip alamamak, alıpta baş üstüne koyamamak
Dilediklerin bir bir kayboluyor sen neler düşlerken!
Var olan şey yine üzülmek, ağlamak, acılar ile boğuşmak.

Konuşamıyor artık bu beden ve alışamıyor
Ayrılıklara, kavuşamadığın varlıklara
Niceleri olsun düşünceleri;
Pas tutmuş artık şu küçük dünyamda…

Haluk Levent

20 Kasım 2008

Yıllar öncesinde Ankara, Dağlar ve diğer birkaç eseri ile
kulak tınısı dünyama giriş yapan büyük müzisyen.
Eleştirdiğim noktası o kadar çoktu ki!
siyasetin den tut, yardım eli uzattığı yönlere kadar.
Ta ki hakkında bilgiyi, görüşleri Kasım’ın 16’sı ikinbinsekizin de
Ankara’da ki toplantısın dan öğrenmiş oldum.Hemde sadece
27 dakika da, 4 soru içerisin de yer alan geniş ve altı çizili
bol içerikli yansıtma ile.O kadar mükemmel bir cevaplar
vardı ki o an ve sonrasın da deyimim ”yahu bu adam müzikten çok
karakteri mükemmel” öncesinde yargısız infaz mı yaptım tabiki hayır.
Ama vardır her insanoğlunun hayatın da soru işaretleri takibi ve bilinci
altında olan insanlara dair az çok.Fanın’dan temsilcisine, müziğinden
karakterine düzeyinden harika bir insan.Okuyun, araştırın, dinleyin
bu güzel insanı….

Hayatıma dair yaşadığım kırık noktasındaki bir endişeye
vermiş olduğu cevap ve yönü kendi gibi mükemmeldi…
Var ol sen hep Haluk Levent…

Borcun Var!

20 Kasım 2008

Bilal Türen’in son eseri…

İkibinsekiz Eylül’ünün 5′i gecesi gözbebeği şehri İstanbul’da
nefes alıp verdiği malikanesin de o güzel şarkıların
eserlerin çıktığı enstrümanın dan ilk dinleme şerefinin
mutluluğunu yaşarken, orjinal ve bir o kadar da kapsamlı
bir eda ile dinlemek şimdiler de daha da bir göğüs geriyor.
Hayat yaşayışlarının en alası ile benzerini hissetmek ve o empati
mükemmel! aynı güne ve aynı yıla denk gelen dünya ya geliş
tesadüf değil, aksine aynı duygular ile ruhun yansımasıdır…

Güzel güzel şarkılar, güzel güzel besteler, sözler, tınılar
bizi bekliyor, en hasından yaşamlara dokunacak eserlere
ramak kala…

kardeşin den, imtiyaz olarak menajerin den : )

Borcun var ve diğer son eserler;
www.bilalturen.com dünyasında…

Ankara’da bugün yağmur var!

20 Kasım 2008

Yürümeyen işler, en baskılısından sıkıntılı günler.
İç yaşayışlar dahi çökmüş, karmakarışık düzen de.
Ankara’da bugün yağmur var!
Halime mi ağlıyor, yoksa kısa görünen bilinmez uzun vedaya mı?
Yoksa hala aynı sofrada bulunan kırıntı sıkıntı parçalarına mı?
Yada kapını çalıp, içeri girmeye çekinen sonsuz sevgi varlığına mı?

Ankara’da bugün yağmur var!
Ankara neden bu kadar çok ağlıyor daha Kasım’ın yirmisin de…
Henüz erken değil mi? Nerede kaldı o uzun yollar da cadde lambaları
altın da görünen çiseleri seyretmek? Nerede kaldı seninle beraber
yağmura eşlik etmek? Henüz erken değil mi Ankara?
daha kısa görünen bilinmez uzun vedaya ağlayacağız…

Harabe bir evin camın da bir el var.
Senden gelen damlayı tutmaya çalışıyor.
Kim bilir yüreğinin neresine saklayacak.
Ve yüreğinden nasıl tüm bedeni sarmalıcak.

bu şehri ıslak seyretmek…

isyanın’dan pes!

20 Kasım 2008

Dargın yürekler ne zaman barışa yönelir ki?
El tutuşlar dahi terlemiyor, kurumuş sıcak tenler.
Ruhundan geçen film şeritleri bozulmuş, kırmızı dahi matlaşmış.
Dil ucundaki sevgi sözcükleri kendini isyana bırakıyor.
Tamamen fiziksel; tek düşünce hoşçakal…

Oysaki yazık! ne kadar çabuk pes edebiliyoruz hayatlarımızı…

obama sevdası…

13 Kasım 2008

Dünya’yı değiştirecek adam mış?
tamam anladık! kılıç yıllardır onlarda
ama ha bu adam ha geçmişteki simalar.
Yıllardır yaptıkları kasaplıktan başka bişey değil.


Taki bizim insanımız 44. başkan diye 44 tane
adak adaması cabası.Yahu hangi sevilen veya
nefret edilen liderimize bu yönde artılı eksili
bişeyler yapılmış ki bizim topraklarımız da da
gidiyoruz kasaplara et dağıtıyoruz?
yazıktır gühahtır, kendi gözümünüzün
önüne bakalım ve sorunlarımızı çözelim.
Amerika’nın 44. başkanı az biraz
müslümanmış diye de kendimizi kandırmayalım!

Onur Kale
13.11.2008

”ülke makaleleri…”

vay halimize!

13 Kasım 2008

Gündemi en çok ve en çabuk değişen ülkem Türkiye.
bir film konusuna takılmış hepberaber konuşuyoruz.
Halbuki tartışıcak, çözüm bulmamız gereken o kadar konu varken.
Önderimizin dini görüşü ve yapılılığı hakkında 85 yıl öncesine
dayanarak konuşuyoruz, ki konuşanlarda dikkatinizi çekerim
85 yıl öncesinde Ata’nın yanı başında veya döneminde yoklardı.
Can Dündarın filmi ”Mustafa”; o kadar gündem de olması aslında
gayet normal, ama olayın şu yönü varki konu amacından sapıyor.
 
Şimdi şöyle bir bakalım;
Mustafa Kemal dinsiz veya dinden uzak biri olsun.
Sonuç olarak %99 müslüman olan bir devlet de
halk doğruca ve hiç bir baskı olmandan cumhuriyetin
ilk kurulduğu günden bu yana dinini, ibadetini özgürce
yaşayabiliyor mu? evet! Mustafa Kemal bu unsurda biri
olsa idi varsayalım, bu konuda bile çok sevdiği ve uğruna
kanlar döküp vatanını kurtardığı milleti bu yönde serbest
ve bir o kadar da bağlayıcı bırakmış…

Bir de şu tablodan bakalım.
Mustafa Kemal dinini tanıyan ve müslümanlık
kalıbında hareket eden bir insandı.Bu manzarayı
göremeyen, kavramayan varsa oturup şöyle geçmişteki
fotoğraflara, arşivlere baksın araştırsın.İlk meclisimiz
uzun sakkalı, cübbe tabirinde hocalarımız ile açılmış.
Savaş yolu alınırken Allahu Ekber tekbirleri düşman
askerinin içine işliyormuş, ve hadi bunlarıda geçelim
İlk cumhuriyet kadınlarımızdan Atamızın eşi Latife hanım
İslam kültürünün bir belgesi olan Başörtüsü ile Çankaya’da
Atamızla fotoğraflarda yer almış.Hadi olaya da aşırı din
bağın da da bakarsan Atatürk dinini tanımayan bir insan
olsa idi Allah katında bu ülke’nin çok sevilen, sayılan
ve yüce bir insanı sanırım olamazdı.Nice ülkeye
yarar vereyim derken gerçekte zarara uğratanları
görün, bakın, şimdilerde isimleri milletimizce
lanetle anılıyor.Ya Mustafa Kemal?
dualar, şükürler vede saygılar en önemlisi
minnettarlık ile anılıyor…

Sizce Mustafa Kemal Atatürk dinsiz mi?

Onur Kale
13.11.2008

”ülke makaleleri…”

Deli yağmur…

10 Kasım 2008

O kadar boğulmuşum ki bir anda patlayan deli bir yağmur gibi gözyaşı.
Gözlerimde ki hınç nefesime işlemiş tıkanıp kaldım.
Bir an yaşanan sıcak olaylar, söylemler, ve fısıltılar.
Çınlıyor kulağımda, karşılığımda cevabın sadece bir tek gözyaşı.
Sözde ağlamak adına mutlu oluyorum, içimdeki fırtına pek öyle demiyor.
Alışmış bünye gizliden değil birebir yansımalı ağlıyor.
Karşımda duran iki değerim ya halime acıyor, yada en kederlisin den
”ağla, ağla ki rahatla! bu boş dünya’ya” dercesine…

Eskiden hayata ağlardım neden kötü cilvesi bana diye.
Oysaki dün geceki gözyaşlarım tek bir nedeni;
varsa güzelinden isyan taki ona idi.
Ufukta yeni deli yağmurlar var artık güzelinden mi, kötüsünden mi
ne isyanlarda olursa olsun, şuan için kestiremiyorum tarifini…

4 Kasım gecesine…

Gece’nin büyüsü…

10 Kasım 2008

Güzel bir gecenin ardında kalan hüzün dolu günler.
Kenetlenmiş bir bedene sarılmış en güzel aşk şarkılarına temas
Bir sözün arkadasından gelen kirlilik ve yıkıntı.
Mutlu olmak için çırpınırken, sözde en değerinden gelen
ifadesiz ve çürümüş her kelime’ye inat, gecenin büyüsü ile
biten bir aşk ve başlayabilir mi düşüncesin de yeni bir aşk…

1 Kasım’a…

Kırıkkale Üniversitesi

23 Ekim 2008

2 tepe’nin ardında saklı bilinç mekanı.
Boş bir tarlaya atılmış içi dolu barakalar.
Sert rüzgarı etkileyici, dışa adım atışın kapılası bir fırtına.
4 sene’nin beyin varlığında kalışı…

Kırıkkale Üniversitesi‘ne…

Kale’ler, ferdler…

23 Ekim 2008

Tüm aile ferdleri’nin toplandığı bir akşam.Amaç; ailenin en merhametine ve mutsuz mutlu’nun, bir gün mutsuzluk mutluluğuna mutluluk katmak.Ferdler de yer alan bireyler den bir’i yeni bir dünya için heyecan ve telaşta iken, biri iş ve yeni bir hayat zorluğu mücadelesi derdin de.Herkes ayrı keder’de ve herkes bir günlük, saatlik mutsuzluk mutluluğuna aslında bi çare!

18 Ekim‘e istinaden…

Mimarıma…

23 Ekim 2008

Yorgun ve biraz da kırılgan.
Azmin pek yenik düşmeyeceği.
Uğramayacak hasretleri engelleyici sabrı pek.
Sevgi’nin iç yaşayışları…

Mimarıma…

Bu gece de…

22 Ekim 2008

Bu gece de aynı gökyüzüne, aynı maviliklere bakıyoruz.
Bu gece de aynı yıldızları sayıyor, kayan yıldızları selamlıyoruz.
Bu gece de yine birbirimizi düşlüyor, ayrı yokluklarımıza ağlıyoruz.
Ve bu gece de ellerimiz ellerimizden uzak, kalbimiz aynı ruh da atıyor.
Ama hissimiz kavuşmamızdan ibaret…

Saklı!

19 Ekim 2008

Bir kağıt parçasında kalan derin duygular.Sevgi’nin, aşkın ve bazende kısa ayrılıklar ile özlemin tarifi yok.Ruhunu paylaşacağın adres bazen kendin de saklı bir kağıt veya bulabildiğin küçük bir şeyde saklı kalabiliyor.Bir düşünsene küçük bir kalıntıda koca bir dünya…

Yara

19 Ekim 2008

Açılmış bir yara o kadar derin ki, izleri dahi işlenmiş bedene.
O kadar güç ki kapanması, sabır dahi alt üst.
Ama sevgi sanırım en uzunundan kalıcı…

Acılar, dertler?

19 Ekim 2008

Acıları sevebilir misin?
Yada dertleri?

İçine işlemiş, her an yaşadığın.
Çok mutluyum dediğinde bile uğrar mı tekrar? endişesi yoğun.
Vazgeçemeyeceğin tek unsur.
Sen sevmesen de merak etme o seni çok seviyor.
Acılarım, dertlerim sorusu bile şahibeli, aslında gerçek.
Çünkü her var olan bişey…

Dünya

19 Ekim 2008

O kadar büyük ve derin ki dünya, saplantısı olmayan boğulman muhtelemen bir okyanus, bir deniz ve hatta bir yağmur suyu birikintisinden bile daha derin.Dalgası içine işliyor, tek değişen servisi dalgasını yaşıyorsun.Son nefesin de ve son nefesinden sonraki yeni dalgaları ile…

Aşk…

19 Ekim 2008

Kör olmaya,
Topal olup yürümeye çabada,
Dilinde ki cümleleri dışa vuramama,
Kulağına gelen her ses,
paslanmış fabrika motor parçasının acı gürültüsüse…
O zaman sende katılmışsın acılı aşk diyarına…

Bu şehir yorulmuş…

19 Ekim 2008

Bu şehir yorulmuş, taşıyıcı özelliği kalmamış artık.Her sabah başlayan bir başlangıç ve her akşam biten aynı son.Her geçen gün bindirilmiş bir yük ve her geçen gün daha da varolan stresler.Kendinden kaynaklı olmayan, kişiye has olumsuzluklar sorumlu tutulmasın bu şehirden! Ankara son iki hecesine benimsemesin lütfen…

Musiye!

18 Ekim 2008

Minnettarlığımın, hayranlığımın, sevgimin en kuvvetlisi ve bitmicek bir ayrılığın son salisesinde bile elini okşayıp, yoklayacağım.Her daim arkamda tek güvenim.Aşkların, sevgilerin güzeli…

Annem‘e…

İzlanda’ya neden gitmedim?

18 Ekim 2008

En uzun yolculuğum 400 km. sınırında.Bir öbür uca gitmiş olsam, eş değerli Ankara’ya dönemem korkusu.Ya iki değerden biri ağır basıp, gidip ve dönemezsem!

Çığlık!

17 Ekim 2008

Korkutucu veya sıkıntılı gelen içten sesler, çoğaldıkça bağrışmalar.Bazen en kederlisinden, bazen de mutluluğundan.Nefesinin yettiğince boşundan dolusuna fırsat aramadan başvur çığlığına.Ya kendiliğinden çıkmasına müsade et, yada kendi kendine itaat et.Rahatlatıcı ilacın aşırı dozlusu…

Işıklar…

17 Ekim 2008

Hane’nin ışığından, küçük bir masa lambası ışığına, sokak aydınlatması, koca şehri kaplayan ışıklar.Gölgesinde saklanmış anlatımlar.Yansıyan tek renkten çıkan rengarenk duygular.En büyük canlısından, en küçük canlısına ziyaretçisi bol ışıklar.Her biri ayrı ancak herkese başka masallar yollayan ışıklar.Fark edilmeyen aslında ihtiyacı ve gizliden duyguların adresi ışıklar.Sönmeyin lütfen! Yansımadığınız tek saniye karanlık duyguların çökmesidir ışıklar…

Acil Şifalar!

17 Ekim 2008

Kimleri son bir nefes için çırpınırken, ardındaki kişiler ise uzunundan nice bir nefes için çırpınıyor.Kişi ayrımı yok her kesimden insanı, insanlıktan çıkmışı, zengini fakiri, ağırı, eh bazende nazlısından ağrısızı.Ortak adres müşade açılımından hastane.Gözler ve kulaklar doktora odaklanmış.Beden ve ağızdan çıkıcak iyi - kötü cümleye seziliyor.Eğer varsa derdin, dermanın tek çaren algılanır, sığınırsın en hakime.Savcılar doktordan, şifacın birebirliğinden ibaret.İyisi mi pek uğrama oralara.Zamanla bulaşır, alışırsın e pekte kurtuluşun olmaz zaten…

Yollar…

11 Ekim 2008

Yollar’ın dili olsa, anlatacak çok hikayesi olur.
Yüzbinlerce kilometre gitsen, her bayırda bile keyfen dinlersin.
O kadar güzellikte yaşanmışlar, yolların içine işlemiş.
Bizim kalbimizden giden duygular, kim bilir oralarda saklı.
Gel tekrar deneyelim, hemde bu yolculuğumuz sonsuzundan
ve derininden olsun.Hem o yollar eskiyi anlatır, biz yeniden
yaşarız.Sonra bizden sonrakiler yol mazilerinden anlamlar ile
yol alır.Finalimiz sayamadığımız kilometreler olsun.
Tıpkı sevgimiz gibi…

Haydarpaşa…

10 Ekim 2008

Ankara garı, 23:30 başkent expres.Haydarpaşa’ya yol alıyor.Tren’den çıkan duman bir o kadar efkarlı, zor istanbul’a inat yinede hareket etmek istiyor.Makinist çaresiz, herşeyi duman ve raylara bırakmış, bir o kadar da endişeli.Ray ve duman desen nazlı, ama zor istanbul’a yol almaktan korkuyor.Her sefer için ayrı bir dert, ancak bu yolculuk istanbul’un zorluğu ile katlanıcak ve çift zorluk alacak.Yolcular ise anonsu bekliyor.23:30 haydarpaşa treni birazdan hareket edecektir.Herşey bu sözden ibaret mi? Yok hayır, Ankara’ya dönüş ve belkide en uzun yolculuk.Sebep! nadir İstanbul bile alacalan mış…

Dokunmayın…

09 Ekim 2008

Ateşler arasında koca bir dünya.Ve o kadar güzel bir seyirki alevler dahi muamma.Sesler geliyor; ateş arası melodiler, renkler al’dan değil rengarenkten ibaret.Halbuki korkutucu bir yangına gidiyor ama çıkan melodi ve ses tüm şehri kaplasa söndürmeye bile kıyamazsın.Serinlemesin hiç bir yer, zaten soğuk bir dalga geliyor üstümüze.Lütfen dokunmayın alevlere!

”Bu ben miyim?”

08 Ekim 2008

Haftada 1 kez ayna’nın karşısına geç ve sor;
Bu ben miyim?” diye…

Ayna, sana cevabını emin ol verecek;
yüzündeki en neşelisinden, gizli endişeli ifaden ile…

Oysaki…!

07 Ekim 2008

Oysaki ne kadar aldanmışız… sevgi, aşk = çıkmaz bir yol…

Oysaki; en rahatından, kendince olduğun tek taraflı varlığın.

Kendi kendine huzur, sevgi = bulunmaz hint kumaşı…

Kararmış…

07 Ekim 2008

Tozlanmış bir yastık, içindeki tüyler birer birer kararmış.Başımı koyduğumda, rüyasından gerçeğine kapkara bir dünya, ister 5-10 saat ister sonsuz bir yolculuk.Temizlemeye kalksan toz kaplar heryeri, göremezsin gözünle duvarların ışığını.Başını koyduğunda beyaz bir dünya için, en iyisi elden geçir, en yok edicisinden sıva kolları.Ama unutma! Sadece başını koyduğun dünyalara daldığın yastık değil, duvarlarıda elden geçir, geçir ki yeni ışıklar seninle olsun…

Ankara

07 Ekim 2008

Kaybolsam hasretini ağır basıyor, ayrılsam o kadar mahvedici bir yara.Çilesi, derdiyle sevilesi.Güneşi batmayan, karları erimeyen, yağmurları kurumayan, aşkıda bir o kadar kör eden.Bir bardak çay’a sohbetin en hasına, yalnızlıkların alasına…

Nasıl yaparım bilmiyorum! Kısa ayrılıkların bile, özlemine yorgun bir beden.Gidişimde hafif bir rüzgar, dönüşüm güneşli mi olur, yoksa en vurgunundan fırtına…

15 Aylara inat, şimdiden yavaşından kısa bir veda…

İçimdeki yıldızlar…

06 Ekim 2008

Gökyüzü mavisi sandığım iç duygular, meğer nasılda kararmış! Parlayan yıldızlar ışık vermiyor, heyecan yutkunlukları, nefesle temasa pek bir acı veriyor artık.Yıldızlar ışıktan öte, kaymaz oldu içimde.Duygulara bölünen yıldızlar, bir bir karşıdaki yıldıza ayak uydurmaya has, rahatsız ediyor bu bedeni.Sakın kaybetmemek, yok etmemek ve nice ”mek” ler ile… İçimdeki yıldızlar yok olcaksada, kalan taraflı benli yıldızım olsun.Bedenimden asla…

Değil, yaşa!

06 Ekim 2008

Düşünüleni değil, düşündüğünü yaşa!

Onur Kale

Teslim olucağıma…?

06 Ekim 2008

Oturur en kederlisin yakar sigaramı, dalarım seyre en yakışıklısından 22 yılıma.Er yada geç teslim ve finalim elbet olacak, erken vazgeçiceğime, söv sövebildiğince biraz biraz hayata… Unutma, vardır Nerdesin? diye arayanın soranın, onuda al! hala varolan varlığının yanına…

Ölüme nazaran…

06 Ekim 2008

Acılarımı, dertlerimi, kederlerimi… Neresinde dünya’nın bu kişisel adaleti.Sanmıyorum, pek uğramayacak gibi, kim bilir ölüm veya uzun vadeli nice acı.Hoş, acısı bir ölüme bedel, zaten eskiye eskiye gelir vakti.Bir kefen parası mevcut sözü, çürümüş dillerde.O kadar erken alışlar, göz yaşlarını bile kurutmuş.Ağlanacak derman, sadece adeletsizlikten ibaret.Okuyanı, kavrayanı, uygulayanı, uygusuzlayanı, hepsi bir terazide.Ortak adres ahiret kavramı.Peki bunun meclisi yok mu?

Merveliği…

05 Ekim 2008

Önsöz’ü zor, kavramı pek bir harman.İçi temiz, dışı sade.O kadar mükemmellik mevcut değildir yani başında gelip giden nefeslerden ibaret.Varsa da eğer… pek dokunası değildir.Varlığı ile mutlusun, birebirliği pek bir kısmet, ancak tek olağan şey gözünle gölgesi, her kareden ayrı bir güzellik.Peki ötesi? ötesi merveliği…

Merve Koç‘a istinaden…

Kılavuz…

05 Ekim 2008

Bir istektir gider, ona ulaşmak, ona yakın olmak, onunla beraber olmak.Bazen ürkersin yalnızlığına, zirve yakınında dır, ancak tırmanış pekte kolay değil.Kılavuzu yokladığında bir hayli karışık.Ne yapmalı ki? sorusuna uzunundan cevap ararsın.Ne çare! farkındaysan hala kaldığın yerdesin.Adımın gerek, adım içinde pek bir cesaret, güçten yardım istesen onunki adımdan nezaket.Otur düşün, ölç, kavra sonra tekrar dene, eğer oluyorsa bil ki yakındır, ama hala aynı ise şansına küs…

Yalnızsın!

28 Eylül 2008

Yalnızsın…

doğarken, gelişirken, büyürken, kocarken, yaşlanırken.

ne süreçte olursan ol, kendinden başkası yok.

Anne karnında ve sonrasında, dünyaya merhaba dediğin süreçte Anne’nin vazifesinin bir bölümü tamamlanmış olur, sonrasında bir takım görevler baba’ya düşer.Herşey normal ve gelişme sürecin hızla devam ediyor.Sonrasında sıkıntılı süreçler, oda bitti… büyüyorsun.Eğitim ve öğrenim telaşın, herşey bir kitapdan ibaret değil unutma… yaşayacakların ve o an da yaşadıkların bunlarda senin vücut kitabından çıkan ödevler ve iyiler, pekiler vs..ler…Hayat telaşın başlıyor, bir ekmek veya son model isteğin bir ihtiyaç, bunu  kavgasını yaşayacaksın, bazen öyle bir hırs gelecek ki, sen bile inanamıcaksın.Etrafındakiler farklı yönlerde yol alacak, kimisi çok uzaklarda kimisi ise en yakınında, ancak temelde ayrılık var… İlerliyorsun, farklı kulvar ve konumlardasın, bazen şaşırıyor, bazende keşkelerin oluyor, ancak değişmeyen tek şey sen ve senden başka kimsenin olmaması…

Böyle uzar gider ancak bunun bir finali var.Sana hayatta verilen süre sona eriyor.Veda ediyorsun, eşine, işine, dostuna, makamına vs. ve hatta kendinden başkası olmayan kendine ve yalnızlığına.

Ne yazılmış, ne çizilmiş hesabına, belkide seni bekleyen kara bir defter, belkide bembeyaz bir sayfa.Yeni bir süreç sıkıntılımı geçer, yoksa fanisinden daha rahat mı?

Herşeyi geç, yaşadıkların boş ve anlamsız.Yukarıya kumandalısın, istesende istemesende tek isteğin benliğin.Sen ve senden başka kimseyi istememe, ve uzun bir yol daha…

ve Final…

bir konur yolu…

28 Eylül 2008

Serin bir vücut, nemli saçlar, kıpkırmızı bir burun, Eylül’ün 27’sinde Ankara Konur Sokak.En değerlerim yanımda ancak onların varlığı bir an Konur’un etkisi ile yok oluverdi.Kulağımda son ses Kazım Koyuncu; Anılar düştü peşime ve dido diyor.Sokak uzunluğu bir an ömür uzunluğuna has, hafif yağmur, ve bina ışıklarının suda gölgesi.Kısa ama etki ile ömür uzunluğu yolda, böylesine bir Ankara birde Konur’un güzelliği yoktu.Meğer o an’ları nasılda özlemişim.Ayrıldığımda tek üzüldüğüm, çok istediğim göz yaşını dökememek.Kim bilir belki yine kızıcaktı, Ankara sokakları, Konur’un büyüsü…

ritim bozukluğu

26 Eylül 2008

Doktor: kalpte, blog ritim bozukluğun var.

Onur: o zaman hayata yeniden prova, yeni nefes alışverişler, kabul?

Doktor: …!

Kaç(ma)kişiydiniz?

23 Eylül 2008

Tuncay siz kaç kişiydiniz?

Tayyip siz?

facebook tasarım!

17 Eylül 2008

Dünyaca ünlü site, hesabım yok diyen adamın bile yalandan ad-soyad kavramı ile hesabı vardır emin ol.Evet sitenin iyi-kötü yönleri var, ancak tasarım olayında içine sıçılmış vaziyette.

Mark Zuckerberg senin ben…!!!

hayrına tasarım yapılır canım…

Kaleminden Dökülen…

17 Eylül 2008

Düş adamı… yorulmasın kalemin…

E.Ö (feridunonline)

1 Trilyonum olsa?

16 Eylül 2008

Mutluluk varsa satın alırdım!

Salash

16 Eylül 2008

Ankara’nın güzide mekanı desem, Barış abim derki s.g lan! feridunonline aktivitelerinden sonra üyelerin bana, ronal’a ahmet’e fena kitlediği yer.

Barış abi seviyoruz seni…

yenimahalle postanesi…

16 Eylül 2008

Nasıl bir yer anlamadım ki? Her gittiğimde başka şeyler ile karşılaşıyorum.Misal 2 ay evvel bir havale işi için gittiğimde, garip bir olay oldu, ertesi gün tekrar gitmem gerekiyor-muş.Neyseki ertesi gün ha gayret düştüm yola, ev mesafesi maksimum 10 dakika.Altı üstü postane canım! 4 memur, sıra numarası makinası vs, sıra bekleyen vatandaş falan filan.Gördüğüm manzara ne hikmetse sanki o postanede bişey var misali tutuveriyor beni, e diyorum ya altı üstü postane arkadaş.Bir yakınım için gittim bugün, ama bu gidişimdeki manzara bambaşka, nemi? yakında…

devamı var…

iyi uykular…

15 Eylül 2008

Hatice Kale

an itibarı ile kaybettim…

onbeşeylülikibinsekiz - 00:07

iyi uykular güzel insan…

”artık kaybetmek olmasın…”

Ankara akşamları…

12 Eylül 2008

Karanlık çöker, takarsın kulaklığını Düzağaç, Yılmazyıldırım, Erdemci ne niceleri eşlik eder.Yürürsün en uzunundan, 1 paket sigara, çakmak, cadde ve araç ışıkları ve şarkılar eşlik eder.Her seferinde 22 yılı özetlersin.Acıları, dertleri, herşeyi.Gün olur tüm cadde ışıkları söner, araçlar sinyal verip sola döner.Hafifte yağmur başladımı göz yaşınla damlalar! kocaman bir sel alır caddeyi, paçaların ıslanır, su tene temas eder hafiften üşürsün.Sonra söv sövebildiğince ağlayarak hayata…

Bunları yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağımda.

Sende dene, ama tercihin Ankara akşamları olsun…

Büyüyünce?

12 Eylül 2008

Aileden gelen istek, veya telafi bilimezsin.Kiminiz küçükken dilediğiniz şeyleri yaşıyorsunuz veya yapıyorsunuz? Tabiki bir kaçınız.Nedeni ise düzen, konum, gelişim, ve atılım.Kim derdi En gerizekalı arkadaşımın doktor olacağını, kim derdi en akıllı arkadaşımın imam olacağını.

Hayat kavgan ne peki; para mı? hak mı? aşk mı? Hiçbiri…
Hayat kavgamın nedeni; 22′im de canımı yakıyor…

 

Sinemimsi Öyküler

12 Eylül 2008

Ne oldu? Yarım Kaldı.

Neden? Mürekkep Bitti.

Ne Olucak? …!

Şubat…

12 Eylül 2008

2009′un Şubat’ı…

gelmesin…

KK yolu…

12 Eylül 2008

Bilinmez bir yolculuğun mimarları.İçeriği uzun vadeli olsun.Kalben hissim; yaşanmaz bu kulvarda, çekip gidişiniz en alası.Yeni kulvarınızda banada yer ayırın.Her an rahatsız edebilirim.İçtenlik ruhumun dışa vuruşları; kendinize iyi bakın kardeşlerim…

Onur’dan; Korcan ve Kenan’a…

dip’in den; sunucu&feridun[online]

06:01

12 Eylül 2008

Eylül’ün 12′in de 06:01′i.

elde var sıfır…

ne diyor rahmetli akarsu; vurdum en dibe kadar…

Kale Nesli!

12 Eylül 2008

Yaprak dökümü başladı.En değerler bir bir gidiyor, kötüler ise kirlenmiş bedenden çıkan pis koku, ilerisi nefes alıp verme! Bumudur olacak, sığınmak, sabır ve ihtimal? Eksik kalsın…

Yaşamaktan Yoruldum…

Onur Kale

onlar haklı, sen haksız…

12 Eylül 2008

Vardır elbet çevrende alakasız, hak alan ve hak veren…

amaç? kışkırtmak, itelemek ve germek.

cevap? sallamayacaksın, 3 maymunları oynacaksın…

Ankara Goçu…

30 Ağustos 2008

Ankara; Türkiye’nin başkenti evet! Türkiye ve hatta bazı avrupa ülkelerinin’de gözdesi, evet! Memur ve Öğrenci şehrinden ibaret, hayır! Canım Ankara’m dış gözlükler ve bu şehir’de nefes alamayanlar tarafından hep olumsuz yaklaşımda tarif edilir nedense? Özellikle halkın içinden gençliğine.Bakınız Ankara genci dış gözlüklere göre 2′ye ayrılırmış, çakalı ve moderni olarak.Nerden geliyor bu adres, tarif ve yaklaşım, oda merak konusu.Ankara düğünlerinde yer alan küpeli uzun saçlı gencinden, takım elbisesi sivri burnu ayakkabası ile ağır arkadaş, bu iki kavram o düğünde %99 çalacak olan Ankara oyun havasının tınısına maksimum 5 dakika sonra kaptırı verir.Hatta ve hatta dış şehirden gelen yaşıtı veya büyüğü varsa da, bak biz Ankaralıyız, adetimizdir e birde iç duygu meselesi kaptırı veririz biz böyle düşüncesi ilede örnek olur.Neden bu örneği verdim, çünkü; hep dış gözlüklerden genelde bu akıllara gelir.Hani düğün - oyun havası - ankara ve gençliği sezimi.Kişisiyle, düşüncesiyle, kavramıyla, ve her bişeyi ile seviyorum Ankara’mı…

Bilal Türen

30 Ağustos 2008

Feridun Düzağaç müziğine yakın bir adam.Kitlesi Düzağaç gibi kaliteli olası yüksekliği şimdiden variz bir zat.Kısa zamanda gönülleri çalabilme kabiliyeti müziğinden geliyor.Sözü, tınısı, müziği, empati süreci ve algılama zarfı kısa vadeli…

Yolu-(muz) açık olsun…

www.bilalturen.com

fan kavramı!

30 Ağustos 2008

Türkiye’de yerli ve yabancı sanatçı ve gruplara dair çeşitli müzik katogorilerine dayanan fan siteleri mevcut.Bu yazımı okuyan birçoğunuz herhangi bir fan sitesi ya üyesisiniz yada takipçisi! Fan sitelerini olauşturan kitle veya kitleler bir siyasi oluşum ve içeriği gibi çeşitli vaadler ve fan site üzerinde yenilikler getirip çabalar sarfederler.Heleki bu çırpınışların adresi yeni oluşum ve kitlesi ise.Geçenlerde internette dolaşırken bir fan siteye rast geldim.İçerik bir nevi güzel ama yazılan mesajlar ve aslında bir nevi iç vaadler o kadar komiğime gitti ki! onu geç vaad gerçekleştirdikleri ve yeni oluşum sahibi daha dün piyasada en iyi benim diyip aptal aptal şarkı sözleri yazan biri.İsim vermem ne kadar doğru? veya bu yazımı okuyunca sıkıyorsa ismini veya o fanı yazsana diye? diyenler olucak : ) o zaman onlara istinaden;

devamı var…

bir adam var…

26 Ağustos 2008

Bir adam var.. Ak gibi temiz, Gül kadar sade.O kadar güzellikte insan…İnsanların tanışma, içerikleşme, ve bilgi hanesi süreci bir hayli sıkıntılı olur.Bilmiyorum belkide sadece bende böyledir.O bir adam ile, süreç o kadar ilginç vede olumsuz tavırlar ile devam ederken, kardeşlik duyguları ne hallere gelir bilinmez-di.Yaşadıkları, acıları, dertleri, sevinçleri ondan, onun nazarında ve kaleminde birebirlerden algılayınca çözünürlüğü anlayabildim.Zor biri ama yapısı ve olgusu muhteşem bir şekilde almış başını gidiyor.Açıkcası insan sarraflığından mıdır nedir empati olayı hemen noktalanıverdi.Ortak duygumuz bir sesten söz çıkıyor ”aşık yüzü olsa gülerdi yüzüme…” duygu ve ortak ruh adeta sesleniyor o adama.Hoş dalgasında değil kendi aynasında şu dizeleri yazan arkadaşına da istinaden dokunuyor bu eser.Kişisel sorunlar, eğitim süreci, ve derin aşk izleri boğu vermiş kalıbında onu.Bazen söylemlerinden çıkardığım anlamlara baktığımda sonunu merak edercesine aslında çırpınıyor.Sanki o yaralı bir serçe ben ise havada aslan bir kartal.Aksine yorulmuş bir beden ve kanatlarındaki ağırlığı bir nevi ona da tattırmak istiyor, ”bak ben bu konumdayım…” gibisinden.Çok uyardı kardeş mertebesinde, yanlışların var doğrularını eksitme diye, şu son günlerde her iki zat içinyoğun bir iş temposundan ayrılan 1 dakika ile yokki dertlerimiz anlaşılsın şu son gelişen gidişatta.Tempolara kapılmadan bir uyarı mı diyim, yoksa ”gördüm, geçirdim, sende biliyorsun bence tekrar dokunma..” tadında, niyetinde bir söylem mi idi henüz beklemelerdeyim, ama şunu çok iyi biliyorum, o samimi, ve bir o kadar da yürekli ve bol kavramlı insan.Ak gibi temiz, Gül kadar sade…

devamı var…

Murat Akgül’e…

Ercüneyt Özdemir

01 Ağustos 2008

Metropolis grubundan tanıdığımız, bir nevi ”Gel Gör Beni” adlı muhteşem eserin mimarı.Şimdilerde kişisel albümü ile dinleyicileri ile buluştu, albümde yer alan eserler Gel Gör Beni tadında harika eserler.Açıkcası Türk Rock müziği kökeninden Genel müzik kökenine dokunacak bir albüm.Umarım kulaklar bu sesi de yoklar.Albümün çıkış eseri ”Duvar” birçok kişinin dillerinde.Gel Gör Beni tadını bilmeyenler olası Ercüneyt Özdemir video klibinde dillerden bedene geçişi şüphesiz.Şu sıralar yoğun albüm sürecindeki sanatçıların çoğunun albümlerini yokladım, ancak Ercüneyt Özdemir’in E8′i bayağı işlemiş vaziyette bende.Kalıcılığının sürekliliği olacağı şüphesiz.Esercinin web sitesin’de kendisinin yönlüğü ile hazırladım.Tasarlama aşamasında bilgileri tek tek okuma maniyetini geçtim kendime dahi not aldım.Kısa zamanda sevgili Feridun Düzağaç’ın web sitesi ve Ankara rock sitesi 06rock.com için Ercüneyt Özdemir ile müziğine, eserine ve mimari yapıcılığına dair uzun uzun bir röportaj yapıcam.Gözünüz kulağınız E8′de olsun derim…

Metallica Turkey

11 Temmuz 2008

Temmuz ayı sonuna doğru İstanbul’da gerçekleşecek, bildiğim kadar 3.Türkiye konserleri.Türk Rock müzik takipçileri tarafından çok büyütülüyor.Evet dünyaca ünlü olabilirler, şarkıları metal dinleyicilerini etkiliyor olabilir.Ancak yerli sanatçı ve gruplarına heleki amatör gruplarına sahip çıkamayan bir müzik dinleyicisine sahibiz biz bu ülkede.O konsere gideceklerin yaş sınırlaması 14 - 25 arası.%60 grubun şarkı sözlerini dahi bilmiyor, amaç nedir müzik mi? metallica mı? %60 dilim için hayır! amaç ”ben metallica konserine gittim biliyormusun…” demek.Neden bu kadar eminsin diyenlere de açık adres konser ve festival alanlarını incelesinler.5 dakika sahneyi değil dinleyici kitlesine baksınlar.Herşey ortada.Ülkenin bazı kesimlerinin müzik ve müzik içi anlayışına hayranım…

Akköprü

11 Temmuz 2008

Ankara Yenimahalle ilçesinde yer alan bir mevki.13 yy. Aladdin Keykubatın tarihten bıraktığı sözde miras.Köprü Osmanlı’ya dayanıyor, Başkentin ortasında evime kısa bir mesafe’ye yakın.Akköprü’nün çevresinde Türkiye’nin en büyük alışveriş merkezi AnkaMall, Ankara emniyet müdürlüğü, çeşitli resmi daireler, üniversitelerin kampüsü, ve nice alışveriş merkezi ve aile, gençlik mekanları.Kısacası Ankara’nın küçük Çankayasın da yer alan bu köprünün altından Ankara Çayı geçiyor.Sakarya’ya kadar uzanan bu çay ilaçlanıyor-muş.Belediye başkanı sıfatındaki zat vaadlerinde Akköprü’den geçen çayı kapatıp Köprü’yü de restore edeceğini sölemişti.Ancak boş işler müdürü Gökçek Başkent’in ana merkezinde, ve semt güzelliği alıcı karizması olan ama sadece altından geçen çay ile karanlık görüntüyü hafif sırıtan bu yere, başkanlığı döneminde sadece 1 kez uğrayıp 14 yıllık başkanlık sürecinde ilaçlamadan başka bir şey yapmadı.Akköprü - Varlık semti halkı yıllardır bu durumdan şikayetçi doğalolarak.Küçük moskova ile anılan Akköprü ve halkı vaadlere hiç bir zaman inanmamış.Acaba belediyecilikte de halk ayrımı yapmıyoruz diyen iktidar partisi küçük moskova diye anılan semte ayrımdan öte yapıp halka oy verme eziyet çek derken ”avrupanın en iyi başkenti Ankara” karizmasından olmasın? Köprünün hemen altında dini bir yazı yer alıyor, hemde işlenmiş bir yapıtta, ama düşünün artık iktidar partisi ve onun başkanı nasıl sindiriyor içine, dini bir motif ve altından geçen tüm Başkent’in pisliği….

Kazara

11 Temmuz 2008

2000′li yıllarda müzik oluşumunda yer aldığım ve sonrasında uzun uzun çalışmalar sonrasında kayıtlar, çalışmalar derken 2001 - 2004 yıllarında  ”meridyen” 2005 - 2007 yıllarında ”çıkış” yer alışımın ardından.Alternatif rock müzik üzerinde kısa bir aradan sonra çalışmalara yeniden başlamış bulunmaktayım.Yazdığım 2 besteyi tamamladım, noter yolundaki eserler kısa zaman sonra 2008 yıllarının ilk aylarında kurmuş olduğum ”kazara” ile yol alacaktır.2002 - 2005 yılları arasında Ankara ve Ankara dışında verdiğim 30′dan fazla oluşum konserlerinin ardından 2008′de ”müziğin has’ını yapıyor…” cinsten dediğimiz abilerin onayından geçen 2 beste ile ”kazara” ile yeniden konser yolunu alacağız.Demo kayıtlarını kendi oluşumuma hazırlayacağım web sitesinden hem dinleyebilecesiniz, hemde indirip kazara‘nın fanı olabileceksiniz.Web site ve diğer işlerin yoğunluğunda kazara şu sıralar hayatımda ağır basıyor.Yollar açık olsun, sağlam müzik geliyor.İsmi nitelendirmesinde ”şans eseri kurulmuş bir grup…” tanımlanması şuan için erken, öncelikle müzik dinlensin, sonra uzun uzun ağızlardan yoklamaları alacağım…

hoşçakal Kırıkkale

10 Temmuz 2008

4 yıllık, sorunlu ve bir o kadarda olaylı üniversites yaşamı noktalandı.Ülkedeki eğitim sistemini hayranlık ile izlerken, bu hayranlık 3. yılda birebir yaşamam açıkcaı önce şaşırttı sonra normal bir durum sürecine getirdi.İş kolik ama dersine sağdık bir öğrenci profili çizmişler bana, 90′lık kağıda 10 veren aciz insanlarla mahkemelerde sürenmeyelim derken 90 km.lik yoldan olduk.Çok ağır bastı, mücadele sona erdi, ve 90lıka 10 veren aciz insan bu sene 94ledi.Herşey belkide kağıda bırakılan ”bu senemi de yemeyin…” yazısı olabilirmiydi? Neyseki eziyet bitti.Kısa zaman sonra ”ne işine yarıcak ki?” nitelendirilmesi olan diploma elimde olacak.Hoşçakal Kırıkkale…

06rock

10 Temmuz 2008

Ankaraya özgü hazırlamış olduğum kültür rock sitesi.Başkentin rock kültürünü ağırlıkta taşıyacağımız bir platform olacak.Sanatçısı, grubu, isimler, çalışmaları, kayıtları, ve rock kültüründen araştırmalar ve geniş içeriğin sağlanacağı bir site olacak.Araştırma ve bilgi kaynaklı çalışmalarım sürüyor.Kısa zamanda neticelendirince www.06rock.com iyi bir yerde ve hafızalarda yerini alacak…

Sanal Kalem…

10 Temmuz 2008

Eskilerde bir konu veya birkaç konu hakkında kaleme dökerdin dizeleri.Malumunuz şimdi net dünyasına kendimizi adamışız.Devlet dairesinde bile ömür noktanda işlemler bu sanal ortamda yapılıyor.Onur Kale denen zatda bu sanal ortamdan meslek yapıp para kazanıyor.Web tasarım işinin ardından müzik, tiyatro, menajer 3 unsurda ağır basmaya başladı hayat serüveninde, siz dostları, takipçilerinede bir süre sanal kalem’den seslenecek…

Ergenekon-du!

10 Temmuz 2008

Türk siyaseti alt üst.Dengeler feci bozulmuş vaziyette.Dernek altından yürütülen gizli saklı mevzular artık ülke gündeminde.İktadar endişe bakışlarını mahkemeden, ergenekon-du’ya çevirmiş vaziyette.Masum gülüşlerin altında yatan sahtelikler, önderin ismi altında yapılan düzeni yıkıcı hileler.Milletin kafasını bulandıracak, ve ”biz artık kime inanıcaz” fikirlerinin çoğaldığı bir sistemde dengeler feci alt üst.İşçi bayramı sıfatlandırmasında üleknin iç gücü olan resmileri suçlayan bir kısım insan, şimdi ergenekon-ducuları savunurken, 40 derecede sıcağın altında ülke bayrağı ile ülkeyi savunanlar, ogünlerde başını çekenlere şimdi küfür ediyor.Demokrasi nitelendirmesinde kafalar karışık.16 milyondan oy alan isimler savunmada.Gelmiş geçmiş 22 yılda gördüğüm en iğrenç ülke manzarası.Bu ülkede acaba gerçek önderci, bayrakcı ve vatansever kim oda meçhul.Tanrı hayır eğlemesin, beyin yoklaması dilediği ile…