İnsanın Garabeti

İsterdik, yaşamımızda her şey arzu ettiğimiz gibi sürsün. İsterdik, içinde bulunduğumuz sorunların çözümüne kolayca erişelim. Kabalığa uğramadan, çirkin telaffuzların içinde yer almadan güzel geçinelim. Tatsız, anlamsız ve yersiz hırsların kurbanı olmayalım. Zihnen de olsa aldatılmayalım. Kötülük nedir, şahit olmayalım…

Bu mümkün müydü?

Eskiden her şey ve herkes çok daha iyiydi de şimdi mi kötüleşti? İnsan düşünmüyor değil. En azından şu an yaşadığı yoğun şeylerin etkisinde kalırken, eskiyi yâd etmiyor değil. Hani daha sakindik ve üstesinden kolayca gelebiliyorduk her şeyin. Şimdi neden zorlaştı herkes, her şey ve hayat…

Her şey ne kadar çirkinleşti, değil mi? Nasıl gözümüze batıyor her şey! Bazen bir söz, bir tavır, bakış ya da söylem. Hatta bazen insanın ta kendisi! Bu, bizim gibilerin de onlar gibi tahammülsüz oluşumuzdan değil, bilakis çirkinleşmiş hallerinden bize yansıyan bir tutum. Bazen iğrenmiyor da değiliz…

Çünkü onlar gibi değiliz biz. Kötü nedir bilmiyoruz ki. Sabrımızı muhafaza ettikçe sanki daha çok üzerimize geliniliyor gibi. Her konuda, her yerde. Bazen iş yerindeki bir meselede, bazen evdeki bir söylemde, bazen ortamda söylenen bir kelimede, bazen trafikte, bazen markette, bazen herhangi bir yerde. Sürekliler ve her geçen gün çoğalıyorlar!

İnsan, insana yük olmaya başladı. Öyle maddi ya da başka bir etken ile değil. Daimi sorunlu hali ve sana aksettirdiği psikoloji ile dahili. Yersiz tavırların ve ani çıkışların tanımsızlığı. Ummadığın bir zamanda, hiç aklına gelmeyecek bir durumda sana bıraktığı etki. Hiç beklemediğin insandan şahit olduğun tatsız söylemler gibi…

Değişiyor insanlar. Çevremizdekiler, sokaktakiler, apartmandakiler hatta direkt hayatımızdakiler. Neden diye soruyoruz kendimize ama cevabını bulamıyoruz. Çünkü onlar gibi değiliz ki biz…

Samimiyetini sorguladığımız, güven duymadığımız, sevgisine inanmadığımız, saygıda kusur edişine alıştığımız insanlar… Bu hâle geldik! Bir beklenti içerisinde değiliz ya da onların bu hallerini onarma gayretinde de değiliz. Neyi değiştirebiliriz ki hem? Acaba kendimizi mi? Hayır! Neden onlara ayak uyduralım ki? Ne farkımız kalır, yaşadıklarımızı başkalarına yaşatmak pahasına? Bu çok kaba…

Kendimizi daha da yalnızlığa itiyoruz. Bunca şahit olduğumuz kötülüklerden sonra hem iç dünyamızda hem de dışımızda yalnızlaşıyoruz. Yalnızlığı tercih edip alışıyoruz, benimsiyoruz. Bazen yalnızlığımızı da işgal edecekler korkusu ile adeta duvarlar örüyoruz. Ne tuhaf ve ne denli bir içgüdü, değil mi?

Her yerde gürültü var. Sürekli bir tartışma. Kibirli yüzler, kendini üstün gören haller. Hep onlar mükemmel, bizler sıradan. Ne bir erdem var ne de bir ufuk. İşin en acı tarafı da her yerdeler. Biz onlardan kendimizi arındırdıkça onlar hep karşımıza çıkıyorlar. Sınanma ile sabır arasında adeta savaş veriyoruz!

Neden bu hale geldik herkes ve her şey? Kendime bu soruyu sorarken, yorgunluk duyuyorum. Sende benim gibi bu soruyu kendine soruyorsun biliyorum.

Nedir bu hırsın sebebi, insanın insana yaptığı çirkinliğin nedeni? Bizi içimizde yalnızlığa iten ve endişelendiren kötülükler neden?

Hırsın nefsin önüne geçişi, tamah duygusunun insanın kalbini sarması, kötülükten doğan bastırılmış duyguların esiri olmak. Her türlü çirkinliği yaşayıp, her şeyi kendi gibi çirkinleştirme isteği. Başkasında gördüğünü kendinde göremeyip ve yaşayamamanın eksikliği. Hep elde etme, elde edip kendinde tutma gayreti…

Bütün sorun bu değil mi?

Bence bu…

Ancak, insanın hayatta olma sebebi bu değil ki?

Kendinden başkasına kötülük etmek ve dünyada insana ait olmayan bir şeyi elde etme hırsı? Bu olmamalı! İnsan bunlar için var olmamalı, yaşamamalı…

Peki ne için?

Zarafet için, iyi olmak ve güzel anılmak için. Yardımcı olmak için. Anlamak ve anlamlandırmak için. Yaşadığı dünya için…

Çok mu zor? Her şey çok daha kötüye götürürken, çok mu zor!

Neyi paylaşamıyoruz, hepimize yetecek kadar bu dünyada? Neden zorlaştırıyoruz her şeyi ve niçin bu telaş ve kavga!

Belki de bütün sorun insanın var olmasında…

Olmasaydık daha mı güzel olurdu dünya?

Onur Kale
Yirmisekiz Ocak İkibinyirmialtı / Sıfıriki Yirmibir

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir