Bekarım. Evlenmek adına hiçbir teşebbüsüm de olmadı. Nasip ile istemsizlik arasında sıkışıp kalmam da oldu elbet, ama kendimi damatlıklar içerisinde hiç mi hiç hayal etmedim. Kendimce sebeplerim vardı tabi ki. Gördüğüm suretlerin büyüsüne kapılmışlığım, aşkı tatmışlığım da vardı. Ötesi olamadı, bazen kalbim istemedi bazende hayat müsaade etmedi. Ancak gerçekten niyetle bir teşebbüsüm, gayretim olamadı..
Ben ve neslim, 90’lı yıllara şahit olmuş; dokusunu, duygusunu, masumiyetini tatmış, yaşamış ve hala da içinde kalıp özlem duyan bir nesiliz. Çünkü bizim zamanımızda çirkinlikler ulu orta değildi yada duyguların istismar edilmesi alenen yoktu. Hatta belkide hiç yoktu! Parmakla gösterilen çocuklardan biz. Şımarıklığımız bile yerinde ve haddinde idi.. Bazen düşünüyorum da; hasretle iç çekiyorum o günleri.. Ne hoş ve ne güzeldik..
Evlilik ciddi bir müessese cümlesinden de nefret ediyorum. İşi resmiyete dökmek kağıda atılan imzadan ibaret kalmamalı. Bir adabı, usulü ve edebi olmalı. Resmiyet sadece nikah masasında kalmamalı, ömrümüzün son nefesine dek; kaza ve musibet ile karşılaşmadıkça yada ölümü aniden tatmadıkça vakti gelene dek hep sürdürmeli. Çünkü resmiyet saygı ve hoşgörü getirir. Bunun yanına sadakati de eklersen şayet, o birlikteliğin tadından yenmez. Ne nazar işler sana nede bir saygısızlık. Hani 90’lı yıllarda bizim parmakla gösterildiğimiz çocuklar gibi..
Ülkemizde ciddi bir boşanma yarışı mevcut. Evet yarış diyorum çünkü bilhassa genç nüfus hemen boşanıyor! Hemen kararlar alınıyor, köprüler yıkılıyor, güzel sözler yerini çirkin cümlelere bırakıyor. Birçok sebebi var tabi bu durumun. Kimse durduk yere de hayatını bu denli etkileyecek karar almaz sanırım yada geleceğini bu kadar umursamazlık yapmaz herhalde..
Ekonomik şartların bir hayli zorlu geçtiği süreçten geçiyoruz. Evlilik öncesi alınmış kararın arkasından gelecek ekonomik şartlar yeni çiftlerin gözlerini korkutmaya değiyor, bunu fazlasıyla anlıyorum. Evlilik sonrası mevut şartların daha da kötüye girmesiyle de sinirlerin gerilmesi ve evin içindeki huzurun yok olması da bir gerçek. Sadece ekonomik şartlar değil; yetinmeyi bilmemek, şükür etmemek, daha çok istemek, doymamak, var olanın yanında bir fazlasını daha elde etmek gibi kişinin karakterini ve evliliğini riske atacak haller de mevcut tabi. Aslına bakarsanız evliliğin bitme noktasına gelmesi ve hatta bitmesinin çiftlere özgü çok ama çok sebepleri var. Ben günümüz şartlarıyla konuya değinmek istiyorum ama benim aslında anlatmak istediğim bu değil..
Ben sadakati, sevgiyi, her daim olması gereken saygıyı ve en mühimi de fedakarlığa değinmek istiyorum. Çünkü biten bir aşkın, sevginin ve ardındaki evliliğin temeli budur! Bunları bilmek için illa ki evli olmak da şart değil elbet. Zaten bu saydıklarım karakterlerimizin içinde saklı kalan bir hakikat olması gerek. Yoksa iyi bir insan olamayız. Ne kendimize nede yanı başımızdaki bir insana hiçbir iyi niyet ve faydamız olamaz!
Sadakat bir binanın temeli gibidir! Sevgi kalbin yansıması, saygı ise karakterin aynasıdır. Fedakarlık ise iki insanın birbirine olan güvenidir. Bunlar olmadığı müddetçe sadece evlilik değil, her türlü ilişki bozulur. Ne aileniz kalır, ne eşiniz, ne iş arkadaşınız nede samimi bir arkadaşınız. Kimse hayatınızda kalmaz, arkalarına bile bakmadan giderler. Tükenir her şey..
En ufak bir tartışmada evliliğini sorgulayanlar, eşini beğenmeyip başka bedenler üzerinde şehvet arayanlar, paranın gücüyle değişip ailesini ve kendisini bile tanıyamayanlar, başka şekilde ve başka hallerderde mutluluk arayanlar, gizleyenler, saklayanlar, samimi olmayanlar. İşte bu ve bunun gibi halde olanların hem evlilikleri hemde kalpleri perişan haldedirler.
Sıkıntılar elbet çözülür. Diyalog en iyi iletişim aracıdır. Ekonomik sıkıntılar geçicidir. Farkında olmadan kırmak, dökmek ve yıkmak ise kalıcı hasara ve bazende enkaza sebebiyet verir. Altını çize çize söylemek isterim ki; sadakat her şeyin başı ve başlangıcıdır! Bu kadar kolay boşanmak, terk edip gitmek, yanlışa bile bile adım atmak, ani kararlar almak ve kendi geleceğini tayin ederken ciddi sıkıntıları beraberinde getirmek de kişinin en çok kendisine olan saygısızlığıdır.
Etrafımda onlarca boşanan arkadaşım var. Kendince haklı sebepleri olanlarda var. Ben buraya kadar en ufak problemde yada bile bile problem yaratıp boşanmaya yeltenenleri anlattım. Haklı sebeplerle ilişkisini, evliliğini bitirenlerde var elbet. Sonsuz saygı duyuyorum. Bunca yaşadığı problem ve sıkıntılara rağmen evliliğini ayakta tutmaya çalışanlara da daha çok saygı duyuyorum! Ama hikayenin en başına dönecek olursak; ”nereden bilebilirim böyle olacağını” demek yerine, içine girdiğiniz durumun önceden de kestirebilme kabiliyetimiz olduğunu da unutmayalım. Yani bile bile lades demekte hatayı beraberinde getirir.
Peki biz evlenmeyenlere, evlenmekten çekinenlere ne demeli?
En çokta kendimi anıyor ve anlıyorum bu konuda. Hassas bir yapıya sahip oluşumla beraber, çevremde gördüğüm kötü örnekler de yıldırmanın aşamasına getirdi beni. Neslimin yorgunluğu ile duygu yoğunluğuna baktığımda da almış olduğumuz bu kararın ne denli doğru olduğuna inanıyorum.
Dünya değişmiyor, bizler değişiyoruz! Bizler değiştikçe de duygularımız hem değişiyor hemde köreliyor. Beklentilerimiz farklılaşıyor, herkesi kendimiz gibi görme hissiyatını daha çok hissederken, yaşadığımız hayal kırıklıkları da kararlarımızı netleştiriyor! Anne ve Babalarımızın dönemindeki birliktelikler, evlilikler ve samimiyetler ne yazık ki öldü, yok oldu. 60’lı, 70’li yıllardaki film sahnelerinde gördüğümüz senaryo artık yok. Güven yerle bir olmuş. Sevgi tükenmiş. Saygı zaten yok. Sadakati mumla arıyoruz.. Böyle bir atmosferde yeni bir başlangıç ile geleceğimizi evlilik ile tayin etme hem düşündürücü hemde ne yazık ki korkutucu..
Neden evlenemiyoruz ile neden boşanıyorlar sorusunun cevabı az çok bu netlikte. Nitekim bunlar hayatımızın içindeki gerçekler. Nereye doğru savrulduğumuza dair benimde açık bir cevabım yok. Karanlık tablo her geçen gün daha çok sarıyor her yanımızı. En çok üzüldüğüm de; huzursuzluğun verdiği mutsuzluk.. Çünkü bütün bu olanların ana kaynağı yine bizleriz..
Evlenemeyenlere selam olsun, boşananlara selamet..
Vesselam..
Onur Kale
Altı Ekim İkibinyirmibeş / Yirmiiki Elliyedi