İki Yarım Kalp: Asude ve Müfit

“Bu öykünün kahramanları ve hikâyeleri Yazar Onur Kale tarafından derlenmiştir.”

Erguvan kokulu bir İstanbul sabahıydı…

Emekli büyükelçiydi Rıfkı Bey, her sabah erken saatlerde ropdöşambrının fiyakalı hali ile balkonunda İstanbul’u selamlıyordu. Ancak o sabah konağının önüne fayton yanaşmıştı. Bembeyaz bir kıyafetin asaletiyle bir kadın… Rıfkı Bey’in biricik yeğeni Asude idi…

”Günaydın evlat” diye selamlamıştı Müfit’i. Müfit ise güneşin semti ışıl ışıl süslediği bir anda haneden çıkıyor, yola koyuluyordu. ”Günaydın Rıfkı Bey, güzel olsun günümüz” diye tebessüm halinde cevap vermiş, tabakasından sigarasını çıkarıp dudaklarıyla buluşturacağı an Asude ile göz göze gelmişti. Bir an içinden ”Rıfkı Bey’in bu misafiri kim olabilir?” diye sorular soruyordu. Hafifçe başını Rıfkı Bey’in balkonuna çevirdiğinde Rıfkı Bey, ”Yeğenim Asude evlat, karşından geliyor, şimdi de gidiyor” diye seslendi Müfit’e. Asude ile bir an göz göze gelerek gözlerinin ışıltısındaki büyü ile heyecanlanmıştı. ”Merhaba Hanımefendi, hoş geldiniz ama gidiyorsunuz” diye konuşmaya başlamıştı. ”Merhaba, amcamı ziyaret ettim, evet şimdi dönmem lazım” dedi Asude utangaç bir halde…

Müfit’in her gün aynı rotada yolunu bilen Rıfkı Bey, Asude’ye seslenerek ”Evlat da o güzergaha gidiyor, iskeleden seni yolcu eder” dedi. Müfit bir an emin bir adımla faytona doğru yönelip Rıfkı Bey’e ”Elbette, buyurun” diye Asude’ye binmesi için elini uzatmıştı. Asude beyaz eldivenlerini heyecanla çıkarmış, Müfit’in gözlerine bakarak faytonun basamağından çıkıp amcasına son bir kez bakıp el sallayarak binmişti…

Asude, Rıfkı Bey’in kardeşinin kızıydı. Rıfkı Bey, eşini erken zamanda kaybettikten sonra yaşamını içine kapanık bir halde, konağından pek çıkmayarak sürdürüyordu. Balkonundan İstanbul’u seyredip anılarını daima anımsaması ona iyi geliyordu. Diğer kardeşleri ile aynı şehirde olmalarına rağmen görüşmüyordu. Müfit, yıllarca aynı sokakta oturup Rıfkı Bey’i tanımasına rağmen Asude’yi dahi ilk kez görmüş, Rıfkı Bey’in içinde sakladığı hikayesinden bir parçaya ilk kez o gün şahit olmuştu. Şaşkındı…

İskeleye doğru faytonda giderken Asude ile pek konuşmuyorlardı. Yüzünde yol boyunca daimi bir üzüntü vardı. Bir an, “Sanırım komşunuz sizi seviyor olsa gerek,” diye sordu. “Evet, Rıfkı Bey amca komşum, rahmetli babam ve annem ile eski komşular,” dedi. Asude’nin yüzünü bir an hüzün kaplamıştı ve başını eğerek Müfit’e “Başınız sağ olsun, üzüldüm…”

Fayton yavaştan iskeleye doğru yaklaştı. “Siz karşıda ne tarafa gideceksiniz?” diye sordu. Asude, “Aslında Üsküdar’a uğramam ve kumaş almam gerekiyor, sonra evime geçeceğim,” dedi. Faytondan inerken, ince ve narin parmaklarından yine beyaz eldivenini çıkardı ve “Ben sizin yolunuzu alıkoymayayım,” dedi. Buruk bir halde, “Adada kalmayacağım, işim karşıda, vapurla ben de geçeceğim, dilerseniz birlikte geçelim,” dedi. Asude hoş bir gülümseme ile “Tabii ki, memnuniyetle,” dedi. O an çok heyecanlanmıştı. Asude’ye bakamıyordu. O kadar endamlı ve güzeldi ki…

O sırada vapur iskelede bekliyor, düdük çalıyordu. Biraz hızlı adımlarla vapura doğru yönelirken Asude, “Şey, isminizi sormadım,” dedi tebessüm ile. “Kusura bakmayın, ben de kendimi tanıtmayı unuttum, ben Müfit,” diye cevap verdi. Vapurda aynı sırada karşılıklı oturmuşlardı. Asude cam kenarından İstanbul suretlerine bakıyor, Müfit ise Asude’ye bakıyordu. Asude Müfit’e doğru dönüp işi ve yaşamına dair sorular soruyor, Müfit heyecanla cevap veriyordu. Ancak Müfit hala Asude’yi bunca zaman görmeyişi ve Rıfkı Bey’in hikâyesi hakkında kimselere bir şey anlatmaması o gün dikkatini çekmişti. Asude bir ara Müfit’in şaşkın, heyecanlı ama endişeli halini anlamıştı.

image

Vapur İstanbul sularında süzülürken, bir yandan sohbet ediyorlar, bir yandan da camdan İstanbul’u seyrediyorlardı. Müfit dayanamayarak Asude’ye “Rıfkı Bey Amca’yı biz yalnız bilirdik, sizi hiç bilmiyordum, doğrusu şaşırdım,” dedi. Asude biraz kaygı biraz da tebessüm ile durumu izah etmeye çalıştı. “Babam ile amcam ne yazık ki yıllardır konuşmuyorlar, amcama gitmeme bile kızıyordu ancak çok özlediğimden dün geldim bugün de dönüyorum,” dedi. Müfit durumu anlamaya çalışarak; “Üzüntü duydum, Rıfkı Bey amcanın ailesini biliyordum ancak erkek kardeşinin oluşu ve küskünlüklerinden hiç bahsetmemişti,” dedi. Asude, mümkün mertebe konunun üzerinde pek durmak istemiyordu. Vapur Üsküdar’a yaklaşmıştı. Asude kumaş almak için tarihi çarşıya yürüyecekti. Sahaf sahibi Müfit ise o gün dükkânının kapısını açmak yerine Asude’nin kalbinin anahtarını arıyordu. Konağın önünde fayton beklerken gördüğü Rıfkı Bey’in yeğeni Asude o dakika Müfit’in kalbini titretmişti. Asude; “Ben çarşıya doğru gideceğim, siz sanırım bugünü kendinize ayırdınız?” diye sormuştu. Oysa Müfit her günkü gibi Sahaf dükkânını açmalı ve işine koyulmalı idi, ancak Asude’nin varlığı rutin yaşamını biraz ertelemişti. Müfit; “Evet, ama zaten dükkânım bu güzergâhta, geç de olsa açarım, kitaplar yerinde…” dedi tebessüm ile.

Müfit, Asude ile çarşıya gitmek ve kumaşlar alındıktan sonra biraz olsun oturmak istiyordu. Asude’nin büyüsüne kapılmış, günün telaşının derdinde değildi. Birlikte çarşıya yola koyuldular. Asude, Müfit’in ilgisinin ve heyecanının gayet farkında idi. Lakin Asude de Müfit’in beyefendiliği ve nezaketi karşısında boş değildi. Kısa süre içerisinde cereyan eden bu rastlaşma ve sohbet, sanki uzunca bir zamandır tanışıyorlar ve konuşuyorlar hissi veriyordu ikisine de…

Tarihi çarşıda gezerken Asude’ye eşlik eden Müfit’in gözleri hep Asude’nin üzerinde idi. Asude bir an dönüp; ”Müfit Bey, mahcup oluyorum, isterseniz siz buradan ayrılabilirsiniz, kumaş alıp eve geçeceğim zaten, siz de işinizden olmayın” dedi. Müfit endişe ile ”Hayır hayır, sakıncası yok hem Rıfkı Bey Amca’ya ne derim, sadece vapura bindirdim misafirinizi gönderdim demekle olmaz” dedi tebessüm ederek. Oysa tesadüf eseri karşılaşma olmasaydı Asude yine yola koyulacaktı. Müfit durumun güzelliği karşısında anlamlandırma yapmıştı. Bu Asude’nin hoşuna gitmişti. ”Peki o zaman ama yorulmayın, ben şu dükkandan kumaşı alıp hemen çıkacağım” dedi. Müfit; ”O halde kumaşı aldıktan sonra şuradan bir çay içelim, sonra da sizi uğurlayayım” dedi titrek bir ses ile. Asude, gamzelerinin güzelliği yüzünü örselediği bir tebessüm ile Müfit’e bakarak; ”Tabii, neden olmasın” dedi. Müfit, fayton ile başlayıp, vapur yolculuğu ile devam eden bu zamanın, çarşıda kumaş alışverişi ile sınırlı kalmaması ve Asude ile daha çok vakit geçirmek pahasına kendine daha çok heyecanlar yaratıyordu…

Salacak’a doğru yürümeye başladılar. Müfit öylesine heyecanlı ve mutluydu ki. Sokağında başlayan bu rastlantı, çok sevdiği Salacak’ta Kız Kulesi’nin endamını izleyerek sürecekti. Desenli masa örtülü, gümüş çay tabaklı çınar ağacı altındaki bahçeye varmışlardı. İstanbul, buram buram İstanbul kokuyordu yine… Asude de Müfit’i tanımak ve dinlemek istiyordu. Uzun bir süre birbirlerini dinlediler. Aslında ikisinin de hikayesi hüzünlüydü. Hem annesini hem de babasını kaybeden Müfit ile annesini yitirmenin hüznünü her daim yaşayan ve aile sıcaklığından uzak kalmış Asude birbirini tamamlıyordu. Asude, babası ile amcası Rıfkı Bey’in arasında yaşanan tatsız hadise ve yıllarca süren küskünlüklerinin sebebini de anlatmıştı Müfit’e, neden bunca zamandır amcasına gelemediğini anlatmıştı. Asude’nin babası Aydın Bey kanser hastasıydı, kardeşi Rıfkı Bey ile son kez de olsa görüşmek ve vedalaşmak istemişti. Asude anlatırken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Hem yetim hem de öksüz olan Müfit, Asude’yi o kadar iyi anlıyordu ki…

2

Asude, amcasına babasının durumunu anlatmaya geldiğini, babası ile ömrünün şu son deminde bir kez olsun görüşmelerini ve birbirleri ile kalan kısa zamanda artık küs kalmamaları gerektiğini söylemek için geldiğini anlattı. Müfit şaşkın ve hüzünlüydü. Bir an içinden eve geçtiğinde Rıfkı Bey’e uğrayıp Asude’nin kendisine durumu anlattığını ve kardeşi ile barışmalarını söylemeyi bile düşünmüştü. Ancak Müfit, bunca yıl kardeşini ve hikayesini sokağın sakinlerinden saklayan Rıfkı Bey’e böyle bir şeyi söylemeye haddi ve gücü olmadığını düşünerek Asude’ye bu teklifi sunamadı. Çay içmeye ve Salacak’tan İstanbul’u izlemeye devam ediyorlardı. Önlerinden geçen vapurların süzülüşü, denizin nazlı hali ve içlerini hafifçe ürperten esinti eşliğinde birbirlerini dinliyor, zaman da hızla geçiyordu. Asude artık eve geçmesi gerektiğini ve yokluğunda halasının babasının yanında olduğunu belirterek, müsaade istemişti. Müfit o an bu rastlaşmanın son bulacağını düşünerek üzüldü…

Taksi dolmuş durağına doğru yöneliyorlardı. Müfit’in içi içini yiyordu. Bir daha Asude’yi göremeyecek endişesiyle bir şeyler yapmak adına çırpınıyordu. Asude ise Müfit’i çok benimsemiş, Rıfkı Bey amcasının da tanışıklığı ve kendisine olan hürmeti ile Müfit ile bir daha görüşmek istiyordu. Müfit bir adım attı ve Asude’ye dönerek; ”Ben sizinle tekrar görüşmek isterim, müsaadeniz ile evinizin adresini alabilir miyim, en azından mektup yazarım.” dedi. Asude, Müfit’in bu çekingen ve istekli haline gülümseyerek; ”Aynı şehirlerde birbirimizle mi mektuplaşacağız?” diye sordu gülümseyerek. Müfit’in o an gözleri ışıltılı bir halde; ”Doğru, o halde siz uygun olduğunuz bir vakit Salacak’ta tekrar buluşalım.” dedi. Asude; ”Memnun olurum, sizi dinlemekte ve size anlatmakta bana çok iyi geldi.” dedi. Müfit içten içe mutluluktan uçuyordu. Taksi dolmuşu dolmuş, yola koyulacaktı. Asude, Müfit ile tam vedalaşırken, Müfit ”Durun Asude Hanım, evinize kadar eşlik etmek istiyorum.” dedi. Asude bu durum karşısında çok şaşırmış, ”Müfit Bey, faytona binip rıhtıma kadar eşlik edecektiniz, ben sizi yeterince alıkoymuş gibi oldu, lütfen siz de hem işinize geçin, zaten evim yakın, teşekkür ederim.” dedi.

Asude, semtindeki bir halk kütüphanesinde çalışıyordu. Babasının rahatsızlığından eskisi kadar mesaisine adapte olamasa da, halasının zaman konusundaki desteği ile gün içerisinde muhakkak kütüphaneye uğruyor, kütüphaneye kitap okumaya gelen çocuklara yardımcı oluyor, kalan zamanlarında da evde kumaşlardan masa örtüleri yapıyordu. Sohbet esnasında Asude’nin çalıştığı kütüphaneyi bilen Müfit, eve kadar gitmek yerine birkaç gün sonra kendisini orada ziyaret edebileceğini düşünerek ”Tamam o halde, bu güzel rastlantı için ve sohbet için müteşekkirim” diyerek Asude’yi yolcu etti. Asude de biliyordu, bu rastlaşma ve kelam bugün ile sınırlı kalmayacaktı. Karşılıklı olarak birbirlerine kalben ısınmışlardı…

3

Müfit, birkaç zaman sonra sahaf dükkanında hazırladığı kitapları Asude’nin yer aldığı kütüphaneye ve çocuklara hediye etmek için yola koyuldu. Hem de suretine ve kelamına özlem duyduğu Asude’yi görmek istemişti. Aniden karşısında Müfit’i gören Asude şaşırmış ve içten içe mutlu olmuştu. ”Müfit Bey; şaşırttınız beni, nasıl buldunuz burayı neden zahmet ettiniz?” dedi. Müfit, gözleri ışıl halde; ”Merhaba Asude Hanım, aklıma geldi buraya ve çocuklara kitap hediye etmek hem de sizi görmek istedim.” dedi. Asude’nin o an gözleri dolmuş hem de mutluluğu aynı anda yüzünde yansıyordu. Müfit, başını bir sağa bir sola çevirerek kütüphanenin ambiyansına büyüleniyordu. Kahve ikram etmişti Asude, Müfit ise babasının nasıl olduğunu soruyor, bir yandan da hayran hayran Asude’yi dinlerken, zamanla yarışıyordu. Etraflarına üşüşen çocukları seven Müfit, onlara daha çok kitap getireceğini söylerken, Asude Müfit’in gözlerine bakıp masumiyetine mutlu oluyordu. Daha sonraki günlerde Müfit’in kütüphaneye ziyaretleri devam etmişti. Asude ile zaman içerisinde çokça görüşmüşler ve birbirlerine anlatmadıkları nice hikayeleri anlatmışlardı. İki hüzünlü insan, artık birbirlerine adapte olmuştu. Bu zaman içerisinde aşka evriliyordu. İkisi de bu durum karşısında heyecan yaşıyordu. Hanelerine geçtiklerinde gece şehri kaplarken düşlerinde birbirleri vardı.

Bu zaman içerisinde Rıfkı Bey’in kalbi yumuşayacak olacak ki, kardeşini görmek istediğini Asude’ye bildirmişti. Asude büyük bir mutlulukla adaya geldi. Amcasını babasına götürmek için yola koyuldular. Yılların verdiği ayrılık iki kardeşi buluşturduğunda Asude hüngür hüngür ağladı. Babasının biraz daha iyi olması Asude’yi mutlu ederken, amcası ile barışması kendisini daha da mutlu etmişti. Sanki üzerindeki yorgunluk dinmiş, adeta ferahlamıştı. İki kardeş uzunca bir hasreti dindirdikten sonra, Rıfkı Bey Asude ile kelam etti. Müfit ve Asude’nin görüşmesinden haberi yoktu. Asude de zaten kütüphanedeki birkaç yakın arkadaşı dışında kimseye bahsetmedi. Rıfkı Bey bir an Asude’ye; ”Kızım, sana da borçluyum, baban ile hasretimizi sen dindirdin, yıllarca sana da doyamadım, çok özledim seni” diye sarıldı. Bu kez ağlamak yoktu, her ikisi de mutluluğun verdiği huzur ile doya doya birbirlerine sarıldılar. Asude’nin içi içini yiyordu aslında, acaba amcasına komşusu Müfit ile görüşmesini ve hatta kalbinde beslediği heyecanı anlatmalı mıydı? Babasının biraz daha iyi olması, amcası ile barışması ve zamanın artık geçip babasının da dünya gözü ile kendisini mutlu görmesini istiyordu. Asude, babası ve amcasından müsaade isteyerek kütüphaneye geçmesi gerektiğini söyledi. Rıfkı Bey; ”Kızım sen işine geç, ben buradayım, belki bugün kalırım, geç sen” dedi. Asude, amcasının evlerinde kalacak olmasına çok sevinerek; ”Amcacığım, yıllar sonra bu tabloyu görmek beni çok mutlu etti” dedi ve evden ayrıldı.

Müfit, Asude’nin çok sevdiği Beyaz Zambak Kolonyası ile kütüphanenin köşesinde taburede oturup bekliyordu. Asude o sırada karşısında Müfit’i gördüğünde, gün içerisinde yaşadığı mutluluklar ile daha da mutlu olmuştu. Çok sevdiği kolonyayı görünce; ”Müfit, sevdiğimi unutmamışsın, bu ne güzel bir incelik!” dedi ve o an ilk kez sarılmıştı. Asude hassas ve narindi, Müfit’in jestlerinden ziyade inceliği ve nezaketi kendisinde daha ağır basıyordu. Gün içinde olanları anlattı; ”Amcam bugün geldi Müfit, bütün hırsını yok etmiş bir halde babam ile barışmaya geldi, çok mutluyum.” dedi. Müfit olanların karşısında şaşkınlığını gizlemeyerek; ”Gerçekten mi? Şu an ben de çok sevindim. Rıfkı Bey amca asildir, geç de olsa bunu yaptı, hem baban da çok mutlu olsa gerek.” diyerek içtenlikle Asude’nin mutluluğuna ortak oldu. Kelam ederlerken Müfit; ”Asude, seni çok sık görmeye gelemiyorum ama artık söylemeliyim ki aklım, fikrim ve kalbim hep seninle, faytona binerken başlayan o heyecanım katlanarak bugüne kadar geldi.” Asude şaşırmış ve heyecanla; ”Ben de Müfit, ben de… Aklım bazen almıyor, nasıl buraya kadar geldi bu sıcaklık. Ben de hep seni düşünüyorum, yüklerim hafifliyor ve sanırım bunun adı sevgi…” dedi, o an mutluluğun ve içtenlikle taşıdıkları sevginin verdiği tutku ile birbirlerine sarıldılar. Müfit, Asude’nin ellerini avuçlayarak doyasıya öptü. Asude Müfit’i bırakmayacak halde sarılmaya devam etti. Faytonda başlayan o rastlaşma, şimdilerde içten bir aşka dönüşmüştü…

Haftalarca süren birliktelikleri sürerken Asude, babası ile Müfit’i tanıştırmak istemişti. Rıfkı Bey’in de durumdan haberdar olmasını istiyordu. Bir gün Üsküdar’da buluştukları gün Asude bu durumdan bahsetti. Müfit, durumun ciddiyetine ve Asude’nin bu sevgiye dair gelecek tayin ediyor olmasına çok mutlu olmuştu. Müfit; ”Asude, çok mutlu oldum doğrusu. Hatta uzun zamandır Rıfkı Bey’e bahsetsem mi diye düşünmedim değil, doğrusu şu an rahatladım.” dedi. Asude gülümseyerek; ”Bunu en kısa zamanda gerçekleştirelim, istersen amcama ben bahsedeyim, babama zaten söylerim, birkaç gün içinde de halam ile seni bizde ağırlarız.” dedi. Müfit; ”Olur, ancak benim birkaç gün içerisinde Ankara’ya gitmem gerekiyor, benden daha eski bir sahaf ile tanıştım, bazı kitapları bana verecek, buraya getirmem lazım.” dedi. Asude, Müfit’ten bir an olsun ayrı kalacağının ve yola çıkacağının düşüncesiyle biraz burkuldu. ”Tamam, işlerini halledip gel, öyle ayarlarız, hem sen de işini halletmiş olursun.” dedi. Müfit, Ankara’ya yola koyulmak için hazırlanıyordu. Ankara’daki çok eski bir sahaf Müfit ile tanışmış, kitapları kendisine teslim etmek istediğini söylemişti. Müfit, hem kendi sahafının birikimi hem de kazancı için bu yolculuğun olması gerektiği düşüncesiyle yola koyuldu. Sirkeci’den kalkan otobüs ile sabahın erken saatlerinde Ankara’ya yolculuk başlamıştı…

4

Asude heyecanlanıyordu. Müfit ile rastlaşması ve bu zamana dek evrilen aşkı ile gelecek tayin ediyor olması onu daha da mutlu kılıyordu. Asude, hasta olan babasının da kendisinin bu mutluluğu karşısında mutlu olacağına ve Müfit’i çok seveceğine de emindi. Hem arada Müfit’in çok eski komşusu Rıfkı Bey, amcası vardı. Müfit Ankara’dan döner dönmez bir akşam yemeğinde ailece tanışacaklar ve ailenin Müfit’ten haberi olacaktı. Geleceği ise zaman tayin edecekti…

Ama…

Kısa bir ayrılığın ardından Asude’ye kavuşacak olmanın heyecanı ile Ankara’ya doğru yol alan Müfit, talihsiz bir geleceğe doğru gidiyordu. Yağmurun yolu esir aldığı, rüzgarın yeri savurduğu bir andı. Ankara girişinde, içinde Müfit’in de bulunduğu otobüs, Müfit ile beraber diğer yolcularının geleceğini sonlandırıyordu… Yoldan çıkmıştı. Asude ile Müfit’in ilk oturdukları çınar ağacının aynısıydı, çarpmış ve darmadağan olmuştu otobüs…

Asude o sıralarda arkadaşlarına Müfit’i anlatıyordu: beyefendiliğini, nezaketini, ona olan sevgisini ve geleceğe dair düşlerini paylaşıyordu. Mutlu bir halde Müfit’in dönüşünü bekliyordu. Müfit, işlerini tamamladıktan sonra cuma günü İstanbul’da olacağını söylemişti. Asude pazar günü için plan yapıyordu. O akşam babasına, amcasına ve halasına Müfit’i tanıtacak ve ona sevgisini anlatacaktı. Cuma günü geldi çattı, ancak Müfit’ten bir haber yoktu. Cumartesi, pazar… Müfit’ten hala bir haber yoktu. Asude endişelenmeye başlamıştı. Birkaç kez ziyaret ettiği Müfit’in sahaf dükkanına gitmişti, kapalıydı. Yan esnaf komşularına soruyordu, genelde “Cuma günü buralarda olurum demişti, sanırım işi uzadı, isterseniz evine bir bakın” cevabını alıyordu. İyice endişelenen Asude adaya gitmişti. Evi Refik Amcası’nın karşısıydı ama önce amcasına uğradı. Pazar günü heyecanla anlatacağı Müfit’i endişe ile amcasına sormuştu. Refik Bey durum karşısında hem şaşırmış hem de Müfit için o da endişelenmeye başlamıştı. Adanın meydanına inip diğer komşulara sormuştu. Terzi Armen, Rıfkı Bey’in yüzüne bakamayarak ”Sayın elçim, şimdi semt karakoluna haber gelmiş, Müfit ne yazık ki Ankara’da kaza geçirmiş… Kaybettik…” dedi ve o an Asude çığlıklar eşliğinde amcasına sarıldı. Adada herkes üzgün ve derinden hüzünlüydü…

Haftalar geçmişti. Asude yitik bir haldeydi, günlerce ağlamaktan harap olmuştu. Rıfkı Bey kardeşine durumu anlatmıştı. Hasta olan baba, kızının o halini gördükçe kahroluyordu. Rıfkı Bey, Asude’yi uzaklaştırmak, kendini toparlamak için İmroz’a götürmek istedi. Kimse ile konuşmayan ve günler boyu pencere önünde ağlayan Asude amcasına dönüp; ”Amca ben ne yapacağım, buna nasıl dayanırım…” dedi. Rıfkı Bey gözleri nemli; ”Kızım biliyorum çok zor ama toparlanman lazım, halan ile konuştum, baban ile burada kalacak biz seninle biraz İmroz’a yazlığa gidelim, kendine gelmelisin” dedi. Asude amcasından bir tek şey istemişti, Müfit’in evine gidip eşyalarından almak ve dükkanında öyle kalmasını sağlamak… Rıfkı Bey, Müfit’in hatırasının yaşaması için dükkanı satın aldı. Ev ise öyle kalmıştı. İmroz’a gitmeden Müfit’in evine uğramışlardı. Komşu Esen Hanım, Müfit’in yakınlarının olmadığını ancak sadece Rodos’ta kaptanlık yapan kuzeninin olduğunu ve zar zor ona ulaştığını bildirdi. Rıfkı Bey, evin kapanmasından endişe duyduğundan Esen Hanım’a ”Dükkanı devir aldım, kuzeni gelsin olmadı hatırası için, böyle kalması için evine alırım, kilitleriz” dedi. Esen Hanım da bu durum karşısında rahatlamıştı. Müfit semtin ilk sakinlerinin çocuğu idi ve inanılmaz seviliyor, saygı duyuluyordu.

İmroz’a birkaç günlüğüne gitmişlerdi. Asude yanına Müfit’in evinden aldığı gömleği ve çok sevdiği annesinden kalan çiçeği saksısıyla beraber almıştı. Asude’nin durumundan her geçen gün endişelenen Rıfkı Bey onu biraz olsun rahatlatmak için her şeyi yapıyordu. Asude hala ağlıyor, bu kez de kıyıyı gören pencerenin önünde saatlerce gözleri dalmış bir şekilde sayıklıyordu…

8

Yarım kalmıştı düşleri. Kurduğu hayallerin yıkılışının enkazında idi. Rıfkı Bey arada bir Asude ile konuşmaya çalışsa da, Asude sessizliğin ve gözyaşının içinde yaşıyordu. Günler geçmişti. Rıfkı Bey bir sabah kahvaltıyı hazırlamış, Asude’nin uyanmasını bekliyordu. Saatler geçmiş, ses soluk yoktu. Rahatsız etmemek için girmediği odasına girip Asude’ye bakmak istiyordu, endişeleniyordu. Kapıyı çaldı, Asude uyuyordu. Kapıyı kapayıp kendisi kahvaltısını yaptı. Asude uyandıktan sonra kahvaltıyı yapar düşüncesiyle masayı toplamadı. Rıfkı Bey bahçeye çıkıp fidanları suluyordu. Asude uyanmış, masada elindeki çatalı tabağa hafifçe vuruyor, bir yandan boşluğa bakıyordu. Rıfkı Bey ”Kızım ne olur, hadi ye bir şeyler” dedi. Asude ”Amca, ben biraz bahçeye çıkmak, ağacın gölgesinde oturmak istiyorum” dedi kısık bir sesle. Rıfkı Bey kollarından tutup Asude’yi ağacın altına oturttu. Asude ”Amca, gömleği ve saksıyı da getirir misin?” dedi. ”Asude yeter artık, kendine gelmelisin, bırak biraz hava al” dedi ama vicdanı el vermeyip gömleği ve saksıyı getirmişti. Aradan zaman geçiyordu. Rıfkı Bey bir yandan bahçe ile ilgilenirken bir yandan da gözü Asude’de idi. Ancak Asude bir süre sonra hiç kımıldamadan yerinde duruyordu. Rıfkı Bey’in dikkatini çekmiş, ”Asude, Asude kızım iyi misin, uyudun mu yine?” diye seslendikçe ses gelmiyordu. Ağaca doğru yöneldi, Asude’nin gözleri hafif kısık halde kapalıydı. Bir an uyudu düşüncesiyle doğruldu ama tepkisiz ve soluksuz halini görmüştü. Kollarına hafif dokunarak ”Asude kızım, uyan, üşütürsün bak burada” dedi ama o an Asude ağacının yanına doğru düşercesine eğildi… Asude kıpırdamıyordu. Rıfkı Bey, Asude’nin başından tutup kaldırdı, o an Asude’nin başı boşluğa düşercesine indi…

Dayanamamıştı kalbi. Bu yarım kalmış hikayenin hüznünde kalbini yormuştu. Elinde Müfit’in gömleği, kucağında saksı ile çok sevdiği Beyaz Zambak kolonyasının kokusunun sirayetinde etrafı bir an martıların sesleri almıştı. Asude, Salacak’taki ve Müfit’in kazasındaki çınar ağacının gölgesinde son nefesini vermişti. Rıfkı Bey hıçkıra hıçkıra yığılmıştı o an…

Müfit’in hasreti dinmişti Asude’de… Gökyüzünde kavuşacaklardı…

İstanbul kokulu bir sabah, faytonda başlayan yarım kalmış hikâye çınar ağacında sonlanmıştı artık…

Asude ile Müfit’in hikâyesi, zamanın içinde anılarda kalmıştı…

Narin, mütevazı ve nezaket dolu bu iki insan, birbirlerini kısa sürede yaşamış olsalar da, geleceğe dair düşlerini gerçekleştiremeden gökyüzüne yol almışlardı…

Kim bilir, belki de orada düşlerinin içinde yaşıyorlardır…

1967, İstanbul…

Son söz;
Asude ile Müfit, İstanbul’un en nezih zamanlarında şehrin sakinlerindendi. Kısa sürede katettikleri yol, samimi bir sevgiden ve düşlerden başka bir şey değildi. Günümüzde yaşadığımız ve tattığımız sevgileri şu an sorgularken, o dönem Asude ile Müfit gibi insanların yarattığı ve taşıdığı hikayeler daha anlamlıydı… Ne yazık ki Asude ile Müfit’in hikayesi yarım kalmış olsa da, bizlere bıraktıkları gerçek; samimiyet, masumiyet ve bakir bir aşktı…

Öyküden anlayacağımız üzere; hayat bizler için var. Zaman da öyle… Bir şeyleri çok isterken düşünmeliyiz, kendimizi kaptırmayıp bir şeyleri zamanın içine bırakmalıyız. Bazen planlı bir hayat yerine gidişata göre yaşamalıyız. Zamanı kovalamamalıyız! Asude babasının hastalığını bilip bir zaman sonra kaybını biliyorken, birdenbire bir hikayenin içine girip hem kendini hem de sevdiğini yitirdi. Müfit ise, heyecanının ve hevesinin üzerine gidip zamanla yarıştı, ancak bir şeyler istediği gibi gitmedi. Asude ile geleceğe dair yola çıkacakken, başka bir yol canını aldı…

Sevgilerimle…

Onur Kale
Oniki Şubat İkibinyirmialtı / Sıfırbeş Elliyedi

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir