İçindeki Boşluk ve Sen!

Bir boşluğun içindeyiz sanki…

Derin ve sonu görünmeyen bir boşluk bu…

Çağın getirdiği sıkıntılar, zamanın bize sunduğu hız ve hayatın önümüze serdiği yaşamlar!

İşte bunlar arasında yaşadığımız ve içine düştüğümüz o boşluk…

İnsan, zaman zaman kendiyle kaldığında ne yapacağını bilmez bir halde etrafında çırpınıp durur. Oysa elinden gelebileceği var iken o anki duygunun boşluğunda hiçbir şey yapamıyormuşçasına olduğu yerde kalır. Bu, yaşamlarımızda şahit olduğumuz her durum ile alakalıdır. İşte o bir boşluktur; içine düştüğün an dibe vurduğun bir zamandır…

Etrafımızda cereyan eden sorunlar karşısında bazen kayıtsız kalabiliyoruz. İnsanoğlunun değişken tavırları insanlığı şaşırtırken içine düştüğü durum boşluktan başka bir şey değildir. Mücadeleci tavrının yıldığı anda insan kendini yorgun ve tükenmiş hisseder. Bu asla çaresiz olduğundan değil, bilakis çağın çirkinleştiği zamana ayak uyduramayışından kaynaklıdır.

Sıkça rastladığımız boşluk anı genelinde bu sorunlardan kaynaklıdır. Hatta bazen duyduğu en ufacık olumsuz bir telaffuz dahi insanı boşluğa itebilir. Bazen en sevdiği insanın aniden yok oluşu ya da kaybı da insanı boşluğa iten etkenlerden biri olabilir…

Öyle bir zamana eriştik ki;

Dürüstlüğün toplumca kabullenilmediği, yanlışın doğrunun önüne geçtiği, çirkinliğin normalleştiği, insani ve vicdani duyguların yok olduğu bir zamana eriştik! Her gün şaşkınlıkla yaşadığımız olaylar ve sorunlar içerisinde, ne yapacağımızı bilmez bir halde kendi kendimize kalıyoruz. Bu etkenler bizleri fazlasıyla etkilerken boşluğa düşüşün ağırlığı altında da kalabiliyoruz.

Peki ne yapmalıyız?

Nasıl bu durumdan sıyrılmalıyız?

Belki de bu zaman diliminde verilecek en güç cevaptır bu! Lakin her geçen gün sorguladığımız dünya, aslında kendi etrafında dönmeye devam ederken insanoğlunun kendi elleriyle bu hale getirdiği zaman diliminden sıyrılmanın çok da kolay bir yolu yoktur doğrusu. Ancak insan, bütün bu olanlar ve boşluğa düşmesine karşı kendine olumlu sebepler yaratabilir.

Odak…

Belki de aradığımız en iyi çözüm ya da düşünmekte, aklımıza getirmekte ve uygulamakta zorlandığımız şey…

Yaşadığımız kötülükler, gördüğümüz çirkinlikler ve işittiğimiz her şeye karşı böylesine bir zaman diliminde; odağımızı bu tür meselelere değil, dünyanın içerisindeki diğer güzel şeylere çevirmekle başarabiliriz. Boşluğu dahi odak ile doldurabilir, dünyanın kalan zaman dilimini hafif sıyrıklarla atlatabiliriz.

Güne başlarken şöyle etrafınıza bir bakın! Baktığınız güzellikler karşısında anlamlar çıkarın. Bizlerle beraber bu yeryüzünde yaşayan diğer canlılara odaklanıp onların iç dünyasını irdeleyin. Sokakta gördüğünüz herhangi bir insanın yüzündeki çökmüş ifadelerden anlamlar çıkarın. Başka hayatlar ile kendi hayatınızı elbette kıyaslamayın; ancak şahit olduğunuz zor hayatlardan kendinize pay çıkarın…

Bazen kalbim ile konuşurken, durduk yere kendimle özeleştiri yapıp sitemlerimle yüzleşiyorum. Sonra o an iki yere gidiyorum. Biri mezarlık, diğeri ise herhangi bir hastanenin acil servisi…

Bazen bana sevgili dostlarım der; ”Yahu manyak mısın, saatlerce mezarlıkta ya da hastanede ne işin var?” diye.

Odak…

Odaklanmak işte…

Boşluktan çok daha net ve keskin…

Merhum babamın kabri başta olmak üzere, yitirdiğim yakınlarımın, arkadaşlarımın ve komşularımın kabirlerini ziyaret ederim. Bilhassa babamın kabrinde saatlerce oturur, sanki beni duyuyormuşçasına kelam ederim. Anlatırım bütün olan bitenleri; dünyayı, insanlığı ve bundan sonrasını… Onun bu hayattan göç edip gittikten sonrasını…

Herhangi bir hastaneye gider, acil servisinde saatlerce otururum. Acil servis kapısından içeri giren hastalara bakarım. Hasta yakınlarının yüzlerindeki endişeyi anlarım. Doktor ve hemşirelerin telaşını görürüm. İşte o anda anlamlar çıkarırım. Tıpkı mezarlığa gidip kabirlerinde yatanları gördüğümde; ”Bu dünya telaşa kapılacak ve üzerinde durulacak kadar mühim değil…” derim kendime…

Öyle de…

Dünyanın içinde yaşadığımız her şeyin anında ya da ardında; zamanın içinde bir an düştüğümüz boşluğun anlamsızlığı gibi…

Oysa yazılmış bir senaryoyu oynamıyor muyuz?

Neyin boşluğu bu…

Boşluğa düşen insan daha çok hata yapmaz mı? Bir an gaflete düşüp daha çok kendi canını yakmaz mı? O halde odaklanalım! Bizim dışımızda yeryüzünde olan diğer sebeplere ve güzelliklere odaklanalım…

Bu zaman diliminde her şey de çok kötü değil elbet!

Zaten dünyanın kendisi kocaman bir boşluk değil mi? Boşver…

Hadi kaldır kafanı, bak bir etrafına…

İllaki seni o boşluktan çıkaracak, bu zamanın ağırlığını biraz olsun hafifletecek sebepleri ve güzellikleri gör!

Göğe bak, selam yolla…

Ağaca bak, bir su damlat köküne…

Kuşların kanat çırpınışını gör, kendini hayal et…

Yaşlı bir amca ya da teyzenin elinden tut, sana olan sevgisini gör…

Bir çocuğun gönlünü al, onu kalbin gibi mutlu et…

Kendinle yüzleş, konuş…

Bu zaman diliminin içinde, şimdi tam zamanı…

Vesselam…

Onur Kale
On Mayıs İkibinyirmialtı / Sıfırüç Ellisekiz

Bu Yazıları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir