Hastane..
”Canı acıyan, dert yanan ve bilhassa kendinden ve kendinin içindeki sesi dinleyip ürkenlerin yeri..”
Duvarlarına serum kokuları işlemiş, koridorlarında yüzü asık insanların beklediği ve herkesin aslında birbirine merhametle bakıp, özünde ‘geçmiş olsun’ cümlesiyle avuttuğu yer.
Ben, bugün burada Annemi bekliyorum. Elleri makas tutan insanların gölgesinde, gözlerini yoran ışığın bakışlarında masum ve çaresizce, sadece iyi olmasını bekleyen Annemi bekliyorum.
Sabahın ilk ışıklarında endişeli ve bir o kadar da ürkek haliyle, yağmurlu bir Ankara sabahında soluğu burada, yani hastanede aldık. Birkaç saat sonra tenini varoluşumla ısıtan Annem, buz gibi ameliyat odasında hayatla dalaşacaktı.
Aslında bu hikaye bize tanıdıktı. Bir kaç yıl evvel Babam ve akabinde ben, aynı senaryo ile tanışmış ve fazlasını yaşamıştık.
Annem iyi olmalıydı. Çünkü o iyi olursa ben hayata daha çok tutunurdum. Babamı kaybettikten sonra acaba kendimi de kaybeder miyim diye korkarken, Annemin varlığı ve hayata karşı aldığım tüm sorumluluklar beni ayakta ve hayatta tutmuştu.
Hayır! Bu bencillik değil. Sadece hayatımızda var olan insanların hayatınıza kattıkları ve sebeplerinden başka bir şey değil. Annem de öyleydi ve öylede kalacaktı.
Hayatımdaki eksiklerin bir kısmını tamamlama gibi şansım yok. Mesela Babamın yokluğunu geri döndürebilme yada hayatımda olması için bir şeyler yapabilme şansım yok! Bugün sadece yapmam gereken Annemin gölgesi altında hayatla mücadele etmeye devam etmem den başka bir şey değil.
Şuan ben bunları yazarken Annem ameliyat odasında ve birazdan yoğun bakıma alınacağını öğrendim. Birazdan yanına gideceğim ve onun kulağına ‘Seni Seviyorum’ diye fısıldayacağım.
Annemi ve zorlu hayat mücadelemde sırtımı sıvazlayıp ‘yanındayım’ diyen tüm varlıkları seviyorum. Hemde onları, senden daha çok seviyorum hayat!
Onur Kale
Beş Aralık İkibinonyedi