Hikâyeler biriktirdik içine bazen sığmakta güçlük çektiğimiz hayatlarımızın. Her birimiz bir şeyler yaşadı. Aklında, kalbinde ve yüreğinin tam ortasında hikâyeleri taşıdı. Zaman geçtikçe, tükenen her şeye rağmen yine de izleri kaldı yaşanılanların…
İnsan unutamaz; ne yaşarsa yaşasın içinde ve kalbinin bir köşesinde, mutlaka kalmıştır izi. Ağır ya da hafif, yaşanılan ne varsa kalır insanda. Kimse kimsenin taşıdığı hikâyenin ağırlığını bilemez ki zaten. Acı veya mutluluğun tarifi olmadığı gibi…
Yaşanılanların izleri kadar yaşanılan şeylerin yerlerinin hikâyeleri de vardır. Bazen bir şehir, bazen de suretlerdir kalan iz. Şehrin bir köşesinde, bir sokakta ya da bankta, ağacın gölgesinde veya kalabalıkların içinde; mutlaka iz kalır sende! Mutluluk kadar acıların da mevkileri vardır. Yaşanılan ve içinde taşındığın hikâyelerin izleri kadar mevkilerin de suretlerinin kalır izi. Oralar hep aynıdır ve aynı kalır ama hikâyeler hiç ama hiç tükenmez…
Ben de izler taşıyorum şehrin muhtelif yerlerinde. Kimlerle ne yaşarsam yaşayayım mutlaka izi kalmıştır mevkilerde. Göz ucuyla baktığım anda bile; hüzünlü hikâyem var ise kalbim acır. Mutlu bir hikâyede dahi yitirdiğim o mutluluğa dair hüzünlenir kalbim. Zaten bitmiş ve tükenmiş her şey, acı ya da mutlulukla bitse dahi anlamlı değil midir? İnsanın, kendisi kadar yaşadıklarının ve içinde taşıdığı hikâyelerinin de bir anlamı olmalı. Anlamsız olan her şey hayatı kendinde anlamsızlaştırmak değil midir?
Bazı yerler vardır. Önünden her gün ya da yıllar sonra geçsen de anımsarsın. İçinde hâlâ taşıdığın o hikâyeler canlanır bir an. Sanki şehir o an durulur da film şeritleri gibi gözlerinin önünde geçer her şey; yine yaşıyormuşçasına… Bazen kalbin sızlar, bazense anımsadıkça tebessüm edersin yaşanılanlara. Biten tüm hikâyeler acı olsa da kalbindeki yeri hep ayrıdır. Tüm olanlara rağmen önce kendisine saygı duyar insan; ben yaşadım dercesine. Sonra mevkilerdeki yerleri gördükçe kendisine olan saygısı artar insanın. Ne de olsa insan, bir şeyleri yaşamak için vardır. Yaşanılanların sonu kötü ve hayal kırıklığı ile olsa da kendisine olan saygısındandır içindeki acı…
Kimler geldi ve geçti hayatımızdan değil mi? Şimdi neredeler ve ne yapıyorlar bilmiyoruz. Bizim onları ara ara anımsayıp şehirdeki yerlerde anılarımızla hatırlayıp yâd ederken acaba onlar da ara ara bizi anımsıyorlar mı? Onlar da buralardan geçerken bizi hatırlayıp anıyorlar mı? Ne garip bir duygudur. Belki kimisi hayatta bile yok, hayattalarsa da o hikâyeleri taşıyorlar mıdır kalplerinde?

Suretler görüyorum her yerde. Bazen gökyüzünde, bazense yeryüzünde. Bir parkın köşesinde, bir bankın boş olan yerinde. Sokağın başında, otobüs durağının yanında. Bazen önümden yürüyen bir insanın arkasında, bazense uzaktan gözüme ilişen bir surette. Çokça suretler görüyorum ve o an bunca yaşama sığdırdığım tüm hikâyeler geliyor gözümün önüne…
Sorgulamıyorum aslında hiçbir şeyi. Yapımdandır, hep duygular taşıyorum hikayeler kadar içimde. Kimler, nerededirler bilmiyorum ama bazen zamanın bu çirkinliği arasında anımsıyorum onları. Bu dünyadan tamamen çekip gidenleri hep özlüyor, onları da şehrin bazı mevkilerinde suretleri ile anımsıyorum. Ancak varlıklarından haber alamadıklarımın üzerinde çokça durduğum bir zamanın içinde de kavruluyorum. Bana bıraktıkları hikayelerin bir kısmı yarım kalmış, bir kısmı da noktalanmış olsa da; ne yaşarsam yaşayayım kendimedir düşüyle her şeye rağmen saygıyla anımsıyorum…
Bize yakışan da bu değil mi zaten?
Hiç kötü olmayı bilmedik ki! İyi olan her şeyin iyi kalması için çırpınırken, gördüğümüz muamelelere rağmen ne kendimizden ne de kalbimizden ödün vermedik. Çünkü biz samimiydik…
Geçmişinde hayaller kurduğun insanlar. Çokça şeyler yaşayıp anılar biriktirdiklerin. Geleceğe dair umutla baktıkların. Ömrünün son anına dek varlığına inandıkların; şimdi yoklar… Olsalar dahi taşıdığın acı ya da tatlı hikayelerinin seyriyle o an yaşadığın iyimserlikleri kadar yoklar. Her şey ilk günkü gibi olamadığı gibi…
Bazı yerler ve suretler; hep gözümüzün önündeler…
Hayatımıza sonradan giren yeni hikâyelere rağmen hep var olacak olan kişiler…
Anlamlı olanı da bu zaten; anlamı olmasa, kendine ve yaşadıklarına saygın olmasa ne anlamı kalır ki içinde biriktirdiğin ve taşıdığın o hikâyelerin…
Geçmişimizden bugünümüze, bugünümüzden de geleceğimize; taşıdığımız her hikâyenin ağırlığında, her şeye rağmen teşekkürler…
Biz sizi unutmadık, anımsarken dahi hâlâ iyimserliğimizle iyiliğinizi istiyor ve yeni hikâyelerinizde mutluluğunuzu diliyoruz.
Çünkü biz hep böyleydik; sizin kötü olduğunuzu düşünmeden, kalbimizle…
Teşekkürler bazı yerler ve suretler; anımsadığım kadar bana bu cümleleri kurdurduğunuz için…
Mutlulukla…
Onur Kale
Altı Haziran İkibinyirmialtı / Yirmibir Sıfırüç