Pardon Size Aşık Olabilir miyim? -2

Müzik elemesini, daha doğrusu performans niteliğindeki, o çokta zor süreci başarıyla tamamlamıştım. Eleme diye tabir edilen, zor müziğin zor sınavına, bir o kadar da zor bir eserle çıkmıştım. O an oda da olan herkes şaşkınlığını gizleyememişti. ‘Sevgi dolu şu gönlüm, bir kuş gibi kanatlı’ adlı o narin, o nadide eseri seslendirmiş ve beğenilerine sunmuştum. Hoca, durumun memnuniyetini yüzünde tarif ederken; ‘Evladım, seni çok sevdim. Hem efendisin, hemde yatkın. Seni aramızda görmek istiyorum..’ dediğinde, sanki uzun zamandır uzaklardan bir yerlerden birileri gelmiş, kapımı çalmış ve ‘Ben geldim!’ dercesine kendini bana müjdelemişcesine sevinmiştim. O duyguya o an nasıl kapıldım bilmiyorum ama, o an gerçekten bu duyguyu ve heyecanı hissetmiştim.

Kapı aralığında beni bekleyen Ahmet; ‘Her zaman ki gibi başardın, bak burası sana çok iyi gelecek’ dedi. Ve ardından soluğu çay faslında almış, durumun vaziyetini masaya yatırmıştım. Bu koroya çok katılmak istiyor ve müzik kariyerime katkı sağlamak istiyordum. Merhum Babamdan, bana miras kalan ne güzel şey sanattı. O beni yine aynı sahnede, ancak bu müzikte, eserimi seslendirirken görmek ve yine doyasıya alkışlayıp ‘Oğlum!’ diye haykırmak istiyordu. Ancak bu kez belki göremeyecekti ama hissedeceğini ve belki de bir yerlerde beni yine dinleyeceğine inanıyordum. Tutkuluydum..

Hazırlıklarımı tamamlamış ve ilk etapta yerimi almıştım. Çalışma alanına girdiğimde şaşırdım! Gözümde canlandırdığım yer ile içinde bulunduğum yer arasında fark vardı. Benimle yaşça eşit olanda vardı. Olgunluğu varlığını örselemiş insanda vardı. Her kesimden, her düşünceden ve her halden insan vardı. Hepimizin önceliği müzikti, sanattı. Şaşkınlığım mutluluğa dönüştüğünde, kendi kendime ‘İyi ki de katılmışım’ diye içten içe söyleniyordum.

Zamanla adapte olmaya başladım. Herkes kendi sesinin yettiğince eserlere eşlik ediyor ve sanki içindekileri haykırıyordu. Onları dinlerken büyüleniyordum. Tabi bu süreçte de hepsini tek tek tanımaya başlamıştım. Selam ve kelam faslını hızlı geçiyor, insanlarla birbirimize adapte olmaya başlıyorduk. İçlerinde doktor, mühendis, bankacı, asker, doçent, müdür, sanatçı vardı. Kariyerleri şaşalı idi belki ama benim en çok ilgilerini çeken kısım insancıl olmalarıydı.. Bana ayrı bir düşkünlerdi. Belki sesim, belki karakterim belkide onlara yaklaşım şeklim. Ama bana ayrı yaklaşıyor ve ayrı ilgi duyuyorlardı. Buda benim ilgimi çekmekle beraber, beni fazlasıyla mutlu ediyordu.

Hayatım o ara sakinleşmeye ve dinginleşmeye başlamıştı. İçinde bulunduğum durum beni daha da mutlu etmeye başlamıştı. Ahmet ile temasımız devam ederken, yeni yeni insanların telefonumu iyimser bir şekilde işgal edip, davetler sunması, yeni yeni yerlere ve insanların arasına karışmamı sağlıyordu.

Bir davet gelmişti bana bir akşam. Telefonun ucundaki kişi, yeni tanıdığım o insanlardan biriydi. Zaten yapısı ve varlığı ilgimi çekiyordu. Sesi de büyüleyici idi. Çok sakin ve kendisiyle konuşurken ses tonundaki huzur beni de etkileyen biriydi. ”Merhaba Onur! Nasılsın, neler yapıyorsun?’ diye başladı konuşma. Sesi o kadar keyifli idi ki.. ”Akşam ne durumdasın?” diye, daha da keyifli tonda soruyu sorduğunda heyecanlanmış ve kendi kendime ‘Allah allah, bir şey mi oldu acaba?’ diye de söyleniyordum. Derken..

Devamı 3. Bölümde, yakında!

*1. Bölümü okumak için tıklayın!

Otuzbir Temmuz İkibinondokuz
saat / oniki kırk

Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir