Pardon Size Aşık Olabilir miyim? -1

2012 yılıydı.. Esarete kapılmış, fazlasıyla bunalmış ve bir hayli fazla hayattan sıkılmış haldeydim..

Birkaç yıl önce Babamı zamansız bir şekilde kaybetmiş, adeta bir yerden başka bir yere savrulmuştum. Canım ve kalbim fazlasıyla acıyor kendi içimde kendi kendimi yiyordum.

Dirayetliydim her şeye rağmen.. Olanlara rağmen yinede ayaktaydım. Bir kere hayatım değişiyordu, bunun farkındaydım. Çok zengin, dolgun ve yoğun bir hayattan; sade, sıradan ve sakin bir hayatın içine girmiştim. Aslında birazda ben öyle istemiştim..

Bazı kötü olayları, en azından Babamın vefatını unutmak adına kendime başka uğraşlar seçmek yerine, huzuru, rahatlığı ve sessizliği adamıştım kendime..

En yakın dostum Ahmet ile yılların vermiş olduğu zamanı tekrar tekrar yaşıyor, bu kez kendimizi başka diyarlara götürüyorduk. Her zaman ve her anımda yanımda olan o adam, yine yanımdaydı. Eksik etmiyordu varlığını benden..

Yavaş yavaş toparlanıyordum. Aslında ağır bir travma geçirmedim ama, ne olursa olsun kaybettiğim kişi, hayatımın en büyük değeri ve kıymeti Babamdı.. Sanki biri bedenimde bir organımı çekip almıştı..

Bir haftasonu idi.. Telefonum çaldı ısrarla. Ahmet arıyordu. ”-Nerdesin şuan?” dedi. Bende o vakit Ankara Kızılay’da başka bir arkadaşım ile kelam halinde idim. ”10 dakika içerisinde buraya gelebilir misin?” dedi. Bahsettiği yer, Ahmet’in yıllardır çalışıp, benim ara ara çaya gidip vakit geçirdiğim, içten içe de ‘keşke bende burada çalışabilseydim’ deyip, şimdi çalışıp ekmeğini yediğim yer olan Gençlik Parkındaki o kültür merkezi.. ”Gelebilirim ne oldu ki?” dedim. ”Sana bahsettiğim o müzik işi oldu, hemen gel dedi..” Büyük bir heyecan ile ”Tamam geliyorum!” dedim ve yola koyuldum.

Ahmet’in telefonda bahsettiği olay, benim yıllardır arzu edip içinde bulunmak istediğim Koro grubuna dahil olmam idi. Türk Sanat Müziği, benim vazgeçilmezimdi. Yıllardır kendi ürettiğim müzik dışında, bu müzik dalının da içinde yer almaya cürret etmiştim. Hem kendime güveniyordum,hem repertuar hazneme hemde sesime.. Aileden geliyordu aslında. Merhum Babam çok müzik ile alakalı olmak istemiş ama dönemin şartlarının zorluğu ile Dedem pekte sıcak bakmamış bu duruma. Babam’da yarım kalan bu hevesini bana nakşetmişti. Her sabah ve her gün kuşağında Sanat Müziği eserleri 80’lerden kalma lüks radyoda çalar,evin her köşesinde yankılanırdı. Oradan da gelen aşina ve heves, yıllar sonra Büyükşehir Belediyesinin açmış olduğu eğitim ve çalışmalara gitmeme heyecan sağlamıştı.

Taksiyle hemen yola koyuldum. Yaklaşık 12 dakikalık yolu sanki 1 dakika da gelmişcesine Gençlik Parkına vardım. Ahmet karşıladı beni. Hemen evrakları vs. tamamlayıp Koronun şefi olan, şuan da da manevi olarak gerçekten bir büyüğüm olarak bana çok yol gösteren o muazzam hocanın karşısına çıktım. Elemeden geçecektim. Kapıdan içeri girdiğim de şaşırmıştı hoca. Tarzım, saçım, yaşım ve yapım pekte bu sanat topluluğuna uygun değildi belkide. Uygun değildi derken, aykırı olduğumdan değil. Bu müziğin genelde ortayaş müziği algısından ötürü idi. Ama ben bu algıyı kıracak ve zamanla büyük bir sürpriz yapacaktım.

Devamı 2. Bölümde, yakında!

*2. Bölümü okumak için tıklayın!

Onsekiz Temmuz İkibinondokuz
saat / onbir kırkaltı
Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir