İyi Geceler Bu Gece

Saat gecenin bir yarısı idi. Şehri fazlasıyla sis örselemiş ve göz gözü görmüyordu. Aslında en hoşu da buydu. Bir kaç saatliğine de olsa dünyayı, insanları, trafikteki arabaları ve yoğun dumanları görmeyecekti. Sadece beyazımsı perdeler örtecekti gözlerini.

Kulağını şehrin gürültüsü tırmalasa da o hale içinden gelen seslere kulak veriyordu. Kurumuş dudakları ile bir an şarkı mırıldanmaya başladı. Şehri içine çekiyor, sislerin arasından adeta dans ederek geçiyordu. Önemsemiyordu o an hiçbir sebebi, nedeni, derdi ve kederi. Şehir ve içindeki insanlarla alay ediyordu sanki o an. Ve sisler şehri örselemeseydi, hali dışarıdan çok güzel görünüyor olurdu.

Takıntıları yoktu hayata karşı. İnsanları zaten umursamadığından kendi halinde bir dünyada yaşıyordu. İçinde sadece biriktirdiği anıları, zamansız giden kayıpları, kendinde kurduğu cümlelerden çıkardığı yazıları, kalbinden ve dudaklarından çıkan melodileri tamamladığı şarkıları.. Başka bir sebebi veya nedeni yoktu gerçekten. Mutluydu böyle. Huzurlu ve güvende hissediyordu kendini..

Fazla mı yaşadığından yoksa yitirdiği inancından; bilinmez ama, mecali yoktu pek düşünmeye, düşlemeye ve karar vermeye. Bıkmıştı artık aynı hikayeleri taşımaktan, yorulmuş ve fazlasıyla da tükenmişti. Bazen uzlaşamıyordu da kendisiyle. Verdiği kararların doğrulu konusunda bile ‘çelişiyor muyum?’ diye yeyip duruyordu kendini. Ama emin olduğu ve bildiği bir şey vardı; artık kendine üzüntü yaratacak ve mücadeleye sebep olacak tüm nedenlerden uzak kalıp bir başlılığına minnet duyacaktı. Aslına bakarsan öylede yapıyordu.

Biraz daha şehirde kalmayı yeğledi. Sislerin arasından geçerken mırıldandığı şarkıların keyfiyle, aklından geçen cümlelerin tesiri onu daha çok mutlu kılıyordu. Trafikte süzülen arabaların arasından geçmek ve onlara kafa tutmak gibi muazzam bir çılgınlığa dahi erişmek istiyordu. Sisle beraber gelen hafif soğuğa aldırış etmiyor avaz avaz şarkı söylemeye devam ediyordu. Sigara dumanı ile sisin birbiriyle buluşmasını izlerken gözleri parlıyordu. Çok keyifliydi o gece, her zaman ki çıplak gecelerden..

Hastane önünden geçerken acil servise doğru yönelen gözleri ve endişesi, otobüs duraklarına uğrarken bekleyen yolcuları selamlaması, ağacın altına saklanan kedinin başını okşaması, trafikteki arabaların kulağını tırmalaması, susmayan telefonuna aldırış etmemesi, oturduğu bir bankta iki elini yanağına koyup şehre gülümsemesi, ve bir an gözünün önünde geçen film şeritleri.. O gece bambaşkaydı onun için. Düşünürken bile bu kadar keyif almamıştı. Yüzünde hiç mi hiç acı ifade yoktu. Sanki bütün meselelerin üstesinden gelmiş, bundan sonra oluşabilecek tüm meseleleri en başından halletmişcesine kendine güven yaratıyordu. Mutluydu, hemde çok! Bu mutluluğun altında yatan bütün sebep ise, belkide kendisiyle tekrar tekrar yüzleşmesi idi..

Hava hepten soğuyor, sis kendisini de kaplıyor, saat ilerliyor ve telefonları halen susmuyordu. Uzun zamandır bunu hiç yapmamıştı. Gece şehirle oyalanmamış, oynaşmamıştı. İhtiyacı vardı belkide buna veya anlayamadığın sebepler sebep olmuştu belkide ona. Hanesine dönerken şarkılar mırıldanmaya devam ediyordu. Uzun kapşonlu hırkasının iki yanına ellerini saklamış, sokak lambalarının gölgesinde yavaş adımlarla gidiyordu. Bir an kendine kendini sordu; ‘Nereye gidiyorum, kime gidiyorum, neredeydim ve neden bu hale geldim?’ diye tebessüm ederek mırıldandı. Ağır ama bir o kadar da gerçekçi ve samimi bir soruydu!

Sahi nereye gidiyordu o gece? Neredeydi de ne oldu? Kimdi bu ve neden hikayeye konuk oldu? Baş rolünde sahne aldı? Hanesi neresiydi, kendisi neredeydi ve bilinmeyenler, gelip de gidenler, gelenler..

Bir an arkasını döndü, sanki bütün şehir ayağının altında idi. Caddeden geçen arabalara, kaldırımlar da yürüyen tek tük insanlara, çöp bidonlarına sığınmış kedi ve köpeklere, o an gözünün önünde cereyan eden tüm canlılara, varlıklara içten içten gülümsedi. Telaşlarını sezdi. Sonuçlarını anlamaya çalıştı. Kavrayıp harmanladı. Gecenin büyüsünde tıkandı. O an bir sigara daha yakıp, efkarını dudaklarıyla dışarı attı. Şehrin bunca kalabalığı arasında kendini bir kez daha bir başına, özgür ve sonsuz hissediyordu. Görüp de gülümsediği her sebep onun için anlamsız ve saçma idi. Sonucunda sebeplerin sahibi bile gülümseyecekti. O, bunlardan çoktan geçmişti. Hayatın ve dünyanın farkında idi..

Geldi.. Kendini ait hissetmediği adrese doğru yöneldi ve geldi. Bir an başını kaldırıp tüm hane sakinlerinin pencerelerine baktı. Sokak lambasının ışığı, sisten aralanmış o an yüzüne yansıyordu. Yine gülümsedi. Yüzünü kirletmiş sakal tanelerini okşayarak yine gülümsedi. Sislerin arkasına sığınmış sokağa baktı. Başını bir sağa bir sola çevirip ışıkları sönmüş, siyaha kaplanmış ve sadece sokak lambasının flusu üzerine işlemiş binadaki pencerelere süzüldü gözleri. Herkes uykuya çekilmiş, sabahı iple çekiyordu. O ise gecenin büyüsünde, uykuda olan tüm şehri ve sabahındaki telaşları anlamaya çalışıyordu. Bir adım attı, daha sonra bir adım daha, sonra bir adım daha.. Derken kapısına işlenmiş bir ismin çerçevesine odaklandı. O isim, yokluğu ile yarım kalmış hayatının mimarı ve tanığının ismiydi. Bakıp bakıp iç çekti. Sonra bir an yine gülümseyerek ‘Keşke olsaydın şimdi..’ diye kısık bir ses tonuyla tekrar iç çekti. Ve arkasına tekrar dönüp, sisli sokağa baktığında gözleri sanki uzaklara dalmışcasına bakındı. Arkasında, bunca zaman bembeyaz bir yaşam bıraktığının huzurunu yaşamıştı..

Bir günü daha bitirdi o gün. Sabah nasıl kalıp güne başladığını unuturcasına gecenin büyüsü ve güzelliğinde kalmıştı. Uzun zamandır özlediği bir huzuru yaşamıştı. Kendine anlamlandırdığı huzurları arasında, bu gece en keyifli, mutlu ve huzurlu huzurdaydı..

Yarını beklemeden ve ne olacağını bilmeden; biten bir günün ardından, bu gece kendine adadığı ve sakladığı keyfi ve huzuru unutmayacakmışcasına, gecenin üstünü örtüp sabaha koyulmuştu bedeni..

İyi geceler bu gece..

Onsekiz Ekim İkibinonsekiz
Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir