İyi Geceler Bu Gece II

Bir önceki geceden daha güzel gibiydi bu gece. Öyle sakindi ki.. Üzerinde sanki hayatın yükü yokmuşcasına rahat ve huzurluydu. Oysa daha çetin duygulara sahip olup, üzüntüyle öfke arasında gidip gelen düşüncelere sahip olmalıydı. Ancak, o kadar rahat ve o kadar hafif hissediyordu ki kendini..

Gözden geçirdiklerine baktığında üzerinde durmamayı, daha fazla kafasını ve kalbini yormamayı tercih etmişti. Aslında ufaktan ufağa kalbi kırık, duyduğu her kelimenin kırılganlığı, en acısı da inancını sorgulayışı ve geleceğine bindireceği kararları iyiden iyi gözden geçirmek adına bile mecali yoktu. Çünkü kendini, uzun zaman sonra uykudan uyanmış, güneşli bir günün ve bol yıldızlı bir gecenin tesirinde gibi hissedip mutlu oluyordu. Oysa gayet her şey iyi ve güzeldi..

Yarını beklememişti bir önceki geceden ve ne olacağını her zamanki gibi bilmiyordu. Gecenin üstünü örtüp uykuya daldıktan bir zaman sonra gülümseyen ve ışıldayan gözlerini sabahın tatlı ve ferahlık veren esintisiyle açmıştı. Her zaman buna benzerdi ama bu sabah daha başka ve anlamlıydı. Çünkü bir önceki gece yaşadığı mütevazi huzur ve keyif onu çok keyiflendirmiş ve yeni gününde de etkisini üzerinde hissettirecekti.

Bir önceki sisli ve soğuk gece, sabahında kendisini güneşli, bol kuş cıvıltılı ve sakin bir zamana bırakmıştı. Caddede yine arabaların bir yerlere yetişecek telaşları, insanların daha gözünü açamadan yollarda, kaldırımlarda, otobüs duraklarında ve şehrin herhangi bir yerlerinde hiç yorulmadan birbirlerine bir şeyler anlatması, kedi ve köpeklerin sahipsiz çöp kutularında karın doyurma mesaileri, kurumuş ağaçların yeri süsleyen sonbahar yaprakları, başını kaldırdığında bulutların arasından sıyrılmış güneşin yüzüne yansıması ve geceden sabaha telefonuna gelen onlarca aramalar ve yazmalar..

Bugün kendini mesaiden arındırmıştı. Uzun zamandır yapamadıklarını, yapmak isteyip de kaçındıklarını arzulamıştı. Her şeyden önemlisi, bugünü kendine ayıracaktı. Fazlasıyla mutlu oluşu onu daha çok cesaretlendirmiş ve geceden kalan keyfi ve huzuru bir an olsun hafifletmek yada kaybetmek istemiyordu. Önüne çıkabilecek her dert, keder, sorun, mesele gibi tüm olumsuzları anında bertaraf edip kendini oraya teslim etmeyecek gücü taşıyordu bugün. Hemde bir önceki günlerden daha fazla.. Ne şehirden, ne insanlardan nede var olan tüm olanlardan arınmak için kendine yeni siperler yaratmış, muazzam bir güven ile günü kurtarma derdine düşmüştü. Çünkü dün gece ve bugün onun için çok özel ve güzeldi. Çok sakindi, dingin ve keyifliydi. Sanki yıllar sonra güzel bir uykudan uyanmış gibi ferahtı..

Üzerine en güzel kıyafetlerini giymişti bugün. En güzel kokularla süslemişti bedenini. Ve uzun zamandır boynunu süslemediği, o kıymetli fularını takmıştı. Sabahın bereketinin peşine düşen bir taksiciye yanaştı. İçten bir merhabası, ekmeğinin peşine düşen Taksici dostu bile keyiflendirmişti. Taksicinin ‘Nereye abi?’ sorusuna tebessümle cevap vererek yola koyuldular. Vardıklarında taksiden inerken şoförün ‘Abi mutluluk senden eksik olmasın, ne güzel adamsın sen, Allah yolunu açık etsin hep’ sözüyle çok mutlu olmuştu. Uzun zaman sonra bir insanın, hemde hiç tanımadığı bir insanın ağzından başka bir insana dair güzel sözler ve temenniler duymuştu. Oysa uzun zamandır insanların birbirlerine olan tavır ve sözlerine kırılganlığı bir yana, daha bir gece önceki gecenin güzelliğinden, bir kaç saat önce işittiği sözleri bir an anımsadı. Keşke dünyadaki bütün insanların, insanlara kendisi gibi yaklaşıp, o şoförün güzel sözlerinin güzelliğinde olsa diye olduğu yerde sitem etti. Ve yola koyulmaya devam etti..

Görmesi gereken yerler, uğraması gereken adresler vardı. Öncesi hayatının mimarı ve tanığına gitti. Orada bir süre kalıp, olan biteni anlattı. Hayatından mısraları sıralarken gözlerinin nemlenmemesi için gayreti gökyüzündeki güneşi bile heyecanlandırmıştı. Ardından konuşması, anlatması, anlaması ve dinlenmesi gereken başka yerler ve kişiler daha vardı. Kısa soluklu turların ve cümlelerin ardından, bir başka adrese yöneldi, orada da yer aldıktan sonra bir başka daha adrese gitti. Oradan bir başka adrese daha derken günün keyfini çıkarırken, bir önceki geceden kalan huzur ve mutluluğunu taşımaya devam ediyordu.

Bir bankta oturdu. Soluklanmak ve şehrinden gelip geçen tüm anlık nedenleri gözlemek için. İnsanlar bir o yana bir bu yana büyük bir telaşla gidip gelirken onun adeta başı dönüyordu. Kendinden geçersine şaşkın şaşkın anlamaya çalışıyordu. Bunca insanın bu kadar telaşını anlamak onun için zordu. Zamanla kendine yaratıp yaşattığı telaşları gözlemlediğinde yine gülümsemişti. Bir zaman önceki yoğun hayatını, sakinliğe ve akışına bırakmasını uzun zamandır kabullenememişti. Ancak bunu başarıp, geçmişte yaşadıklarına tebessümle baktığından, bankta otururken gözünün önündeki hayat ve yaşam telaşları ona hem küçük gelip hemde yaşadıklarından ötürü anlamsız gelebiliyordu. Çünkü hayatın saçmalığını, insanların amansız değişimlerini ve çözümleyemediği hızlı akıp geçen duyguları anlama gibi bir gayreti kendinde çoktan öldürmüştü. Kendini bankta o kadar keyifli ve rahat hissediyordu ki, her zaman ki gibi o anda da, hayatın tüm olağanlarından kurtulmuş ve rahatlamış hissini yaratıyordu.

Günü tamamlarken bir önceki geceden kalan keyfi ve huzuru muhafaza etmeye devam ediyordu. Hatta daha da keyiflenip kendini çok daha rahat hissediyordu. Bu halinin sebebine baktığında ise kendine cevap vermekten kaçınıyordu. Aslında gördükleri, duydukları, yaşadıkları ve hissettikleri tanıdıktı, hiç yabancı değildi. Bundan sonraki yaşamında, bir zaman önce aldığı kararlar doğrultusunda kendini heba etmeme isteği adeta bir huy haline gelmişti. Böyle yapmalıydı. Çünkü kalbi fazlasıyla kırılgan ve hayatı fazlasıyla sakindi. Oluşacak ve vuracak her fırtına onu savrulup başka yerlere sürükleyebilirdi. O ise bunu hiç ama hiç istemiyordu. Her şeyden önemlisi hayata ve insanlara olan inancı kırılmıştı. Sorgulardan ziyade gerçeklere odaklanıp, keskin kararlar alabiliyordu. Buda fazlasıyla hoşuna gidiyordu. Ancak bir gece önceki keyfi ve huzurundan önce gelişen tüm gelişmelerin aniliği ve hasarı onu geceden sabaha, sabahtan da yeni bir geceye gelene kadar bu hale gelişinin etkeniydi..

Gün bitiyordu, şehri karanlık kaplıyor, güneş bugüne veda ediyordu. Yoğun ama sakin bir gündü. Uzun zamandır uğramadığı ve görmediği yerleri, kişileri ve sebepleri yaşamasınında hafif keyfinde idi. Günü klasik bir halde bitirmek yerine başka alternatiflerde yol arıyordu. Birden gelen bir haber onu şaşırttı. Kendine ayırdığı günleri yaşamadan gelen haberle biraz daha neşelenmişti. Bulunduğu yerden ve şehirden kısa sürede olsa uzaklaşmak adına gelen bu teklif onu heyecanlandırmıştı. Aynı zamanda, bu ara bulunduğu şehirde adres değişikliği yapacak olması da gündemini kendinde koruyor ve bu yeni kararına dayalı da ilk adımını atıyordu. Günün içine sığdırdığı gelişmelere bu kararlarını da eklemiş ve kesin sonuçlara varmıştı. Bir güne, on güne sığdıracak gelişmeleri tamamlaması, üzerindeki ağırlığı tamamen yok etmiş ve bir gece önceki halini korumak için sar ettiği çaba fazlasıyla keyif ve haz veriyordu.

Bu gece sis yoktu şehirde. Öğleden kalan bulutlar gökyüzünde yıldızları karşılıyordu. Soğuk geride kalmış, hafif esinti şehirden usul usul geçiyordu. Bu şehrin her noktasında kendisini yalnız hissediyordu. Ait olduğu adres çoktu ama kendini bir türlü veremiyordu. Başka şehirlerden yada adreslerden medet ummak yerine, kendi içinde kurduğu şehirde yaşamak daha çok hoşuna gidiyordu. Bir gece önceki o naif keyfi ve huzur hala yerini koruyordu. Aklı, fikri ve kalbi bulanık olsa da, üzerine binen o keyif ve huzur tüm bedenini sarmalıyordu. Yüzündeki o tebessümü yüzünden eksik etmiyor, kalbinden yinede iyi şeyler geçiriyordu.

Yine kendine hediye edilen bir günü daha bitirdi bugün. Tanrıyı yokladı. Sorular sordu. Bazen cevapsız kaldı, bazende cevapsızlığın nedenlerini aradı. Günün güzelliğini, tatlı yoğunluk ve yorgunluğunu, uzun zamandır yapmadıklarını, görmediklerini ve konuşmadıklarını serdi gözlerinin önüne. Yavaş yavaş günü tamamladı. Yarınını beklemeden ve yine ne olacağını bilmeden..

Yastığına baktı bir an ve dalgalı saçlarını kondurdu. Bedenini yatağa savurdu. Bacaklarını bacakları ile buluşturup, gözlerini hafifçe kapadı. Kulağına gelen en güzel melodilerle gülümseyip sabaha koyuldu. Bugününü artık dün sayıp, yarınına uğrayacak ve sığdıracak yeni hikayeleri beklemeye koyuldu. Tıpkı bunca yıl hayatın sunduklarını bekleyip, ardından yaşayıp, anlamaya çalışıp ve kendini bıraktığı gibi..

İyi geceler bu gece..

Ondokuz Ekim İkibinonsekiz
Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir