Hadi Gel, Bayramlaşalım..

Geceden uyku tutmamıştı. Oysa bir heyecanım, telaşım yada uykusuzluğuma neden olacak bir sebebim yoktu. Sabahın ilk ışıklarına dek, eskilerde yaşadığım, şimdilerde hasretle andığım, burnumun direğini sızlattığım o güzel bayram günlerini anımsamaktan başka bir düşüncem yoktu.

Sabah ezanı büyük bir huşu içinde okunuyor, penceremden sokağa baktığımda sokak lambaları ile gökyüzünün aydınlık ile buluşmasının ahenginde içten içe iç çekiyordum. Birkaç saat sonra bayram namazı için yola çıkacaklara eşlik etmenin de huzurunu yaşıyordum.

Kalabalıklar arasında, hocanın arkasına saf tutmuş, pür dikkat söylenilenleri dinliyordum. Bir an gözlerim caminin ihtişamına daldı. İstemsizce, o an gözlerimden bir damla yaş seccadeye düştüğünde, sanki gözlerimden gözlerimi izliyormuşcasına şaşırmıştım. Sahibimin huzurunda yüzleşiyordum, eskilerden bu zamana dek yaşadıklarım film şeritleri gibi önümden geçiyor, biraz da Babamı arzuluyordum. Başımı sola çevirdiğimde, tıpkı eskilerde bayram namazına birlikte gidip camiden çıkışta şen dolu eve gittiğimiz Babam vardı yanımda. Tutamıyordum kendimi, hıçkırığım cami de yankılanıyor, o anıma hiç kimse müdahale etmeden kalbimden dökülen gözyaşlarımın ve hıçkırığımın sesini sessizce dinliyorlardı..

İhtiyacım vardı.. Daha çok sarılmaya, sığınmaya, orada kalmaya.. Bunun adı pişmanlık yada değişen kimliğim falan değildi. Bu bir içtenlikti. Bunun adı, tanımı bambaşka idi..

Bayramlaşma, kucaklaşma ve el öpme faslında fazlasıyla etkilenmiştim. Hiç tanımadığım ve karşılaşmadığım dahi, benden yaşça büyük amcaların, dedelerin ellerini öptüğümde ve kucak dolusu sevgi sunduğumda, gözlerinden bana bakışları içimi acıttı. Sanki yollarını gözledikleri evlatları, torunları yada ‘Kaldı mı böyle bir saygı?’ dediklerini duyar gibiydim.. Beyaz tenli, temiz sakallı, mis kokulu o dede.. O kucaklamanı hiç unutmayacağım..

Bizim aile için gelenek olan ama Babamı kaybettikten sonra, pekte tadı olmayan, bayram sabahı ve kahvaltısını iki bayramdır tek başıma yapıyordum. Bu bayramda da öyle oldu.. Camiden ayrılıp, vedalaştıktan sonra, önce markete uğrayıp, klasikleşen bayram gazetelerini ve sıcak ekmeği alıp eve vardım. Kendime misler gibi bir kahvaltı hazırladım. Yine ailemizin bayram sabahı klasiği olan, Türk Sanat Müziği eserleri eşliğinde bayram kahvaltısını yapıyordum. Bir an duruldum, gözlerim daldı. Yakın zamanda yitirdiğim, kaybettiğim ve çok özlediğim, Babam, Dedem ve tüm yitirdiklerim, zamansız kaybettiklerim geldi gözümün önüne.. Bilhassa, Babamlı bayramlı günleri tekrar tekrar yad ettim, hasretle gözümün önünde geçen film şeritlerini seyrettim.. Kimse yoktu masada, yanımda, soframın eşiğinde, eşliğinde.. Dağıldık sanki her birimiz, bir yerlere gitmişiz gibiydik..

Şimdi bakıyordum da, ne o bayramlar kaldı, ne o sevgiler, kucaklaşmalar, uzaklardan gelen misafirlere sunulan ikramlar, güzel sözler, sohbetler, birbirimize tebessüm ile baktığımız güzel günler..

Hayatın telaşına kapıldığımız, birbirimizi yok saydığımız, vardığımız ve andığımız bayramları hatırlamadığımız, acımasız, tatsız, sevgisiz ve içtensiz günlere vardık. Her şeyi yerle bir edip, sanki çöpe attık..

Ne çok özledim o günleri, o günlerdeki güzellikleri..

Bu bayramdan, nice bayramlara erişir miyim bilinmez, bu satırları tekrar tekrar yazabilir miyim bilinmez ama; Varsa kırdıklarım, incittiklerim, sevgimi eksik ettiklerim affınıza sığınırım, yüzünüze bakar, kalbimden gelen tebessümü sunarım..

İyi bayramlar;, bu satırlarımı okuyan, bana ve içimden gelen cümlelerime zaman ayıran, adımı anan, beni aklının bir köşesinde tutan, dualayan, sayan ve seven herkese..

Sonsuz sevgilerim ve hürmetlerimle..

Oniki Ağustos İkibinondokuz
saat / sıfırbir ondokuz

Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir