Bugünüm -2

Bugünümün günlüğü..

Bu sabah uyandığımda yatağımdan pencereme süzülen gözlerim bir an eskilere dalıp gitti. Bir an olsun kendi kendime söylendim. ‘Kimler geldi, geçti ve gitti..’ diye mırıldandım durdum..

Üzerimi giyinip bir an önce yola koyulmam ve hedefe varmam gerekiyordu. Hedefim ise, dünyanın en güçlü ve etkili silahı olan parayı kazanmanın derdine düşmem idi.. Büyüklerimiz hep derdi ya ‘Çalış, kazan ve büyü..’ Oysa bana ne kadar yabancı bir kelimeydi bu. Ayakta kalmak için çalışmak.. Çalışmak kısmı güzel ama, parayı hiç sevemedim ben..

Hedefe vardıktan sonra, kalabalığın içine daldım bir an. Aynı suretler idi yine.. Kalabalığın içinde yalnız olduğumun farkındaydım. Ama bunu farkındalık olsun diye yapmıyordum. Gerçekten yalnızdım..

Dönüş hanımla karşılaştık bu sabah.. Dönüş hanım, direktiflerinden her zaman faydalandığım ve asil haliyle adeta insanlığa örnek, şahsına münhasır değerli biri benim için.. Selamın ardından kelam faslına geçtik. Yazdıklarımın, duygularımın ve birazda yaşadıklarımın derinliklerine indik. Zamansız bir sohbet oldu ama benim için yerinde bir sohbet olduğu kesindi.. Çünkü en sevdiğim ve birazda etkilendiğim konuydu. İnsanlar, hayat ve yaşamları.. Dönüş hanım bana ‘Yazılarınla insanların kalbine dokunabiliyorsun..’ dedi. Ve bunu çok içten söyledi. O an hafızamda ve kalbimde biriktirdiğim. kağıda dökülesi yazılarım bu güzel teveccüh karşısında eridi gitti adeta.. Oysa ne güzel bir iş başarıyor muşum ben..

Cümlelerimle, insanların hayatlarına dokunmak.. Paha biçilemez bir duygu..

Oradan ayrıldıktan sonra bir sigara yaktım ve kendi kendime söylenmeye başladım. ‘Sahi ne yaşadım ve neler olup bitti..’dedim. Oysa kendini ve geçmişini pek sorgulayan biri değildim. Unutup gitmezdim olanları ama üzerinde de pek durmazdım. Durmamalıydım! Durarsam eğer, yeni bir yol alamazdım..

Dün, çok naif ve çokta güzel bir hanımefendinin bir sözüne rastladım. Sitem etmiş yaşadıklarına ama yılmamış ayakta kalmış.

Diyor ki; ”Kendime not; Hiçbir şey için üzülmeye değmez..”

Ne yaşadı da bunu yazdı, kendine sitem dağları yarattı bilmiyorum ama, yaşadıklarının üstesinden gelişinin zaferini ilan etmiş adeta.. Bir an o sözden pay çıkarıp, ‘Sahi değmez miydi..’ dedim.

Değer mi yaşadıklarımızın peşinden düşmeye ve değer mi insanlara bu denli kendimizi bırakmaya, adamaya, en vahimi de teslim etmeye..

Bugünüm böyle geçiyor.. Biraz refüjler de, biraz dik yokuşlarda, biraz da tali yollarda..

Bugünde bitti, yarın ne olacağını bilmeden..

Bir ertesi günde, yaşamaya devam ettiğim saatte, tekrar görüşmek üzere..

Üç Temmuz İkibinondokuz
saat / onbir ellibeş

Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir