Bugünüm -3

Bugünümün günlüğü..

Bugün Ondört Temmuz..

Biraz Pazar gününü geride bıraktım. Yoğun bir gündü aslında. Bedenim de işten çok sanki hayatın yorgunluğu vardı. Eve vardığımda bacaklarımın sızlandığını ve beynimin sanki uyuştuğunu hissettim..

Öğle saatlerinde, içinde bulunmak ve konuşmak istemediğim insanların arasında yer alıp, hayata dair hırsları, birbirlerini ezecek kadar tavırlarını gördüğümde içim ve kalbim almadı adeta. Neyse ki uzaklaşıp kendimi başka bir yere adadığım da dinginliğim yavaş yavaş beni esir alıyor ve ferahlıyordum.

Kafam fazlasıyla karışık aslında bu ara..

Geleceğime dair kararlar vermekte zorlanıyordum. Bir yandan eski hayatıma nazaran, iş konusunda yeni kararlar alıp, tekrar kendi işimi kurma gayreti ve cürretine kapılırken, bir yandan da var olduğum yerdeki halimi ve geleceğimi sorguluyorum. Buda yetmemiş gibi, yaşımın ve yaşadıklarımın verdiği yük, bazı şeyleri düşünmeden de edemediğimi gösteriyordu. Evet! Sanırım bu ara, kafam çok karışık..

Birkaç hafta önce birine rastladım. Biri derken, öyle sıradan bir suret değildi. Varlığı, ağırlığı, duruşu, bakışı, konuşması ve en özeli de, buğulu, gizemli ve sakin hali beni esir almıştı. Bir insana sadece bakarak huzur bulabilir mi insan? Hiç konuşmadan, bir şeyler paylaşmadan ve hatta tanımadan.. Kafamdaki yorgunluk ve yoğunluk aklıma geldiğinde, o sureti gözümde canlandırıyor ve adeta hafifliyordum.. Kimdi? Ve neden şimdi..

Bugün, gün biterken ve ben haneme adım atarken, bir an yine durgunlaştım. Odama adım attıktan sonra etrafa bir baktım. Ve odama, sanki beni duyarcasına ‘İyi ki varsın!’ dedim.. Çünkü burası benim kaçış yerim, içimde saklı cümlelerim, melodilere dökülmüş sözlerim ve huzuru bedenime bindirdiğim yerimdi.

Ankara’yı sürpriz bir yağmur aldı. Hava, yazın o bunaltıcı sıcaklığından, bir an kendini sonbahar da hissedeceğin havaya kapıldı. Sanki güz mevsimindeydim. Her ne kadar karakışla aram olmasa da, sanki bu yaz kışı arar gibiydim.

Kapımın önüne çıktım. Bir elimde çayım, bir elimde sigaram. Öyle efkar falan yok üzerimde. Sadece sokak lambasından yere süzülen yağmur taneleri ile, hafif kavuniçi rengini sarmış gökyüzüne bakıp eskilere daldım. Kulağımı, Arif Sami Toker’den, benimde sevdiğim ve büyülendiğim ‘Nerdesin Sen Gönlümün Nazlı Civanı’ adlı muazzam eseri süslüyordu. Öyle güzel bir atmosfer yarattım ki kendime. Hiç ayrılasım ve o anı bozasım yoktu.. Ve öyle de oldu..

Bugün, her gün gibi güzel bitti.. En kötü günüm diye bir şey yoktur bende! Bu dünyada yaşıyorsam ve yaşatılıyorsam, muhakkak her günümün bir sebebi, bir nedeni ve özeli vardır. İşte bugün de öyleydi..

Kafamın karışıklıklarla yarıştığı, arada kendimde iyimser sorgulamalar yaptığım bir zaman aralığında olsam da, yakın zamanda hayatıma dair yeni kararlara sadık kalacağımın da, kendimde güvenindeydim..

Çok iyiyim ve inan ki kendimdeyim..

Bugünde bitti, yarın ne olacağını bilmeden..

Bir ertesi günde, yaşamaya devam ettiğim saatte, tekrar görüşmek üzere..

Ondört Temmuz İkibinondokuz
saat / yirmiüç kırkdokuz

Onur Kale

*Günlük’de bahsi geçen şarkı;
dinlemek için tıklayın!

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir