Babamın Huzurundan Yazıyorum

Ankara’da kabristan’dan yazıyorum.. Babamın huzurundan yazıyorum.. Burası Karşıyaka Mezarlığı adında, Ankara’nın birçok gelip geçen, ömrünü bu şehre verip ansızın dünyanın kahrından çekip giden cansız bedenlerle dolu bir yer.. Ürkütücü görünse de asıl olan bir yer. Hepimizin bir zaman sonra dönüp dolaşacağı, içinde kalacağı ve kendimizi bir hayli mecburi teslim edeceği bir yer..

İkibindokuz yılının Eylül ayında yitirdiğim; hayatımın mimarı, canımın bir parçası, kanımın akışı ve varoluş sebebimin sahibi Babamın yanındayım. Babam’da diğer gidişler gibi çok zamansız gitmişti. Ellerimi tutarak, gözlerime bakarak hayata gözlerini yummuştu..

Afallamış, şaşırmış, anlamaya çalışmıştım. Dedim ya, diğer gidişler gibi, Babamında gidişi zamansızdı. Elbette bir nedeni vardı ancak onu bu dünyaya bahşeden Tanrı, ‘Buraya kadar..’ dedi ve Babamı ellerimden çekip aldı..

Soğuğu her yeri kaplamış, pusun tüm şehri kapladığı, sessiz, sakin ve kimsesiz bir zamanda gelmiştim. Bugün Onsekiz Aralık idi.. Bunca zaman Babamın yanına gidip gelmelerimden sanki daha anlamlı idi.. Oysa bu tarihin, hatta Babamsız bunca zamanın benim için pekte bir önemi yoktu. Ancak bugün, daha bir başka ve büyülü idi.. Dolmuş, yorulmuş, usanmış ve sahipsiz kalmış gibi hissediyordum kendimi. Aslına bakarsan, hep öylesine hissediyor ve yaşıyordum ama bugün bu duygu daha çok üzerime binmişti ve fazlasıyla bana bunu hissettiriyordu sanki..

Her zaman olduğu gibi, Babamın kabrinde bir süre sohbet ettim. Babama olan biten her şeyi anlattım. En son ki kabir ziyaretimden, bu son kabir ziyaretime dek olanları anlattım. Bana emanet ettiği ailemi, hayatımda onsuz akıp giden nedenlerimi, işlerimi, güçlerimi, sevgilerimi, endişelerimi, korkularımı, yorgunluklarımı ve hayata bakışımı, onsuz bir yaşamın anlamsızlığını anlattım. Uzun uzun anlattım, bir sigara yaktım. Yanımda taşıdığım kağıt ve kalemimi alıp şuan okuduğun bu satırları yazdım. Babama baktım..

Yalnız başıma kaldığımda, başıma gelen esrarengizlik ve tuhaflıkların bir seyrini daha yaşadım. Bir an başımı gökyüzüne kaldırdığımda, yine Babamı gördüm sanki. Bembeyazdı ve tebessüm ediyordu. Toprağa doğru Babama bakarken, Babamı görmüştüm. ‘Ben buradayım oğlum..’ dercesineydi. Ki, daha iki gün evvel, 3,5 saat soğukta, geleceğimin peşine düştüğüm bir hikayemin anında, bir köşe başında yine bana bakıyordu gibiydi. Acaba bu neydi?

Mezarlıkta uzunca bir zaman kaldım. Soğuğa ve sakinliğe aldırış etmedim. Hayatımın gece mesailerinde de sık sık geldiğimden, buralara dair bir korkum yada endişem yoktu. Zaten cansız bedenler bana ne yapabilir ki? Kabrin dışında bambaşka bir hayatta olup, hayata da aldanıp, hayatın sefasını sürdüğünü sanıp yanılan insanların varlığı beni korkuturken, cansız bedenler bana ne yapabilir ki?

Gözlerim nemlenmişti. Dedim ya, bugün sanki daha başkaydı. Etrafıma baktığımda her yer huzur kaplıydı. Güzel kokular burnumu sardı. Ellerim üşümüyor, yazmış olduklarım ve kurmuş olduklarımla yarışıyordum. Babamı çok özlüyordum. Elimden sadece ona cümleler kurmak, dilimden sadece güzel temenniler sunmaktan başka bir şey gelmiyordu. Gerçekten çok özlemiş ve bu özlemim artık beni sakinleştiremiyordu..

Bunca yıl neler yaşadığımı, nelerden geçtiğimi, nelerden vazgeçtiğimi ve kendimi kimlere ve nerelere teslim ettiğimi, ve şimdi nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Babamın verdiği özlem ile mezarlığın vermiş olduğu huzur yan yana geldiğinde; kafamı, beynimi ve kalbimi adeta dinlendiriyordu. Etrafıma baktığımda, dünyanın ne kadar boş, hayatın ise ne kadar anlamsız olduğunu anlayabiliyordum. Belkide çok hızlı yaşayıp çabuk tükettiğimden böyle düşünüyordum. Bunu bilmiyorum ama; bildiğim bir şey var ki, gerçek hayat o an gözlerimin önünde canlı bir örnekti. Bir gün bende buraya omuzlar eşliğinde gelecek, üzerime toprak atıp, iki güzel cümle kurduktan sonra herkes köşesine çekilecek ve ben kendimle baş başa kalacaktım. Hayatın asıl gerçeği bu işte..

Bir an, Babamın kabrinin bir kaç ötesindeki başka bir kabre bir bayan yaklaştı. Başında şalı, gözlerinde siyah gözlüğü ve ellerinde demet demet çiçeklerle.. Başımı o tarafa doğru çevirdiğimde göz göz geldik. Başını aşağıya doğru indirip selam verdi. Aynı nezaketle bende. Başımı tekrar Babamın kabrine çevirdim. Bayan, sahibi olduğu kabirde dua ediyor ve bir yandan benim gibi kabirle sohbet ediyordu. Ben Babama bakarken, bir süre sonra bayanın gölgesi benim bulunduğum yerde göründü. Ve elleriyle Babamın kabrine bir buket bıraktı. Başımı kaldırdığımda şaşırmıştım. Teşekkür ettim. Ve bana; ‘Siz belki fark etmediniz ama birkaç kez sizinle burada karşılaşmış ve tesadüf eseri ki aynı günlerde burada yer almıştık’ dedi. Bende; ‘Hatırlayamadım, buraya geldiğimde Babama odaklandığımdan görmemiş olabilirim, çiçekler için teşekkürler’ dedim. Onunda gözleri nemliydi. O da Babasına geldiğini ifade etti. O da benim gibi Babasını çok zamansız yitirdiğini söyledi. Aynı yıl ve aynı zamanlarda kaybetmişiz meğer ki.. Üzüldüm.. Benim gibiydi. Sessiz, özlem dolu ve hayatın sefasından uzak, sessiz bir kadın..

Bayan ile kısa süre Babalarımızın özlemleri konusunda hasret giderircesine kısa süre sohbet ettikten sonra ben tekrar yalnız kaldığımda beni bir düşünce sarmıştı. Bu şehirde ne çok yalnız insan olduğunu anlamıştım. Benimle aynı hikayeyi taşıyan, aynı özlemde ve hasrette olan, dünyayı ve hayatı kendinde saymayan daha binlerce insan oluşunu gözlemledim. Çünkü herkes kendinde bambaşka bir hikaye taşıyordu. Kimisi ölümle ve ayrılıkla, kimisi aşkla, kimisi hayatla, kimisi parayla, kimisi ise yalnızlığıyla.. Bir şekilde herkes bir hikaye taşıyor ve o hikayesi ile yaşıyordu..

Kazanan insanlar, dünyanın boş ve hayatın anlamsız olduğunu kavrayan insanlardır. Kaybedenler ise, dünyaya ve hayata aldanan insanlardır. Bugün burada şunu düşündüm ve anladım. Günü ve saati geldiğinde, Tanrının kimseye iltimas geçmediği ve her an huzuruna kabul edebileceği gerçeğini bir kez daha düşündüm ve anladım. Şuan bedenimiz bu hayatta ise, bu bize bir ödülden ziyade, asıl ve gerçek dünyanın huzurunda nasıl yaşayacağımızın fragmanı gibidir..

Babam ve zamansız giden tüm kabir sakinleri.. Bu dünyaya ne bıraktılar ki? Daha çok bu dünyadan aldılar ve gerçek dünyaya götürdüler ve orada yüzleşip yeni bir hayatın içinde oldular. Peki ya biz? Hala onların terk ettiği dünyadayız. Onlar gibi şanslı mıyız? Yoksa kârından ziyade zararında mıyız?

Ankara’da, Babamın kabrinin huzurunda, Babamın başında ve yanında yazıyorum.. Burada olmaktan çok mutlu ve huzurluyum. Korkmuyorum! Gerçek olan hayatın içinde olmaktan kendimi şanslı buluyorum. Geleceğimi düşlüyor, kendimle yüzleşiyorum. Bazen utanıyor, bazende kendimle gurur duyuyorum. Mahcubiyetim sadece Tanrıya..

Bugün Onsekiz Aralık.. Kendimi bir başka sakin ve bir başka huzurlu hissettiğim farklı bir gün. Babamın yanında oluşumun keyfinde ve cesaretinde olduğum bir gün. Dünyadan kısa sürede olsa uzaklaştığım bir gün. İçimde Babamın olduğu, ve bir gün elbet, yine tamamen kavuşacağımız umudumun olduğu yerdeyim. Çok güzel bir günde ve saatteyim..

Her ne kadar Babamın sesini, soluğunu ve varlığını hissedemesem de; başına gelip oturup konuşabileceğim ve bir şekilde sesimi ulaştırabileceğim bir yerim olduğu içinde, her şeye rağmen teşekkür ederim Tanrım..

Şimdi çok istemesem de ne yazık ki mezarlıktan, Babamın huzuru ve yanından ayrılmanın üzüntüsüyle, bu geçici ve sahte hayatın içine yeniden karışacağım. Günahlarımla, sevaplarımla, arzularım ve tutkularımla, yalanlar ve yarışlarla dolu bir hayata tekrar adım atacağım..

Seni çok özledim Baba, iyi uykular dilerim..
Sensizlik sessizliğimdir..

Onsekiz Aralık İkibinonsekiz
Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir