1 Oda, 1 İnsan

Saçlarımı kestirdim. Diplerinden yeniden doğarcasına.. Yıl yıl, yüzümü parsellemiş çizikleri kontrol ettim. Duşa girdiğimde soğuğu araladım. Buz gibi olmuş tenimle dans ettim durdum. Şampuanın gözlerimi esir aldığı anda canımı yaktım. ”Ne oluyor bana böyle?” diye içten içe dert yanarken, ders aldım. Günahlarımdan arınmışcasına..

Uykularımı böldüm. Sabahın ilk ışıklarına dek, gökyüzü ile cilveleştim. Sabahı karşılayan kuşlara bir selam verdim. Telefonumun alarm müziği eşliğinde bir oyana bir oyana sallandım durdum. Kül tablası izmaritle taştıkça, tebessüm ettim. Annemin dantelli örgüleri yandıkça, gözlerim oraya daldırdım. Ne oluyordu böyle Tanrım? Değişiyor muyum ben, yoksa kendime mi geliyordum?

Ağustos gelmişti artık! Kapımı çalar gibi.. Bu yıl ne Bodrum’u çekti canım, nede Deniz’i.. Zaten bu kış Denizler de boğuluyordum. Canımı zor kurtarmışken.. Belki hala dalgalıdır.. Savrulmayayım..

Geleceğimi garantiye alıyorum. Alıyor muşum gibi davranıyorum. Ne kaldı ki zaten elimde? Hepsi gitmemiş miydi bir yerlere.. Ne paraydı derdim, nede mülk, lüks..

Yavaş yavaş dağılıyoruz. Hepimiz bir yerlere gidiyoruz. Biraz da değişiyoruz! Aklım almıyor ki artık benim. Nedir bu insanların birbirini ezmeleri, ezerken sevgisizlikleri..

Pakize de dertli, Gamze de.. Hüseyin abi çok telaşlı. Ablam ise hayatı kovalarken, Annem bana bakıyor.. Emirhan Baba oldu, Aydın ise damat. Adem abi mutlu çatısını onarırken, Abdullah ve Ahmet yuvasında evcilik oynuyor. Hamdi abi dağılmış, bide o halde beni dinliyor. Herkes bir halde, fena hallerde.. Arkadaşlarım, dostlarım, sevgilerim, eski sevgililerim, hepimiz bir yerlerdeyiz. Kaybettik birbirimizi, biraz da kimliğimizi..

Bugünler acayipleşti. Sanki kuş gibiyim. Bütün gökyüzüne hakim gibi. Bir oraya, bir buraya uçuyorum adeta. Göklerden şehri, şehirden de insanları izliyor gibiyim. Hayatı seviyorum ama içindekilere küfür ediyor gibiyim. Tanrım yanımda. Dua ise her anımda..

Şimdilik böyleyim, hallerde hallenmekteyim..

İyi akşamlar bana, sana, yeryüzündeki varlıklara..

Üç Ağustos İkibinondokuz
saat / yirmibir sıfırüç
Onur Kale

Bu yazılarını okudunuz mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir